Her şey tek bir seçimle başladı…  

Sevgili dostlarım, çoğunuzdan ultra maratonlara nasıl başladığım sorularınız geliyor. Bazıları bilir, bazıları merak eder, ben ise bugün bilgisayarımı karıştırırken aşağıdaki röportajı buldum. Bir dergi için 2012 yılında yapılan ve bildiğim kadarıyla yayınlanmayan bir yazı. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Türkçe yazdığım ilk yarış raporum da diyebilirim. Buradan “ultra hayatıma” katkısı olan tüm sevgili dostlarıma çok teşekkür etmek istiyorum iyi ki varsınız ve iyi ki bana cesaret verdiniz, bazen bir söz ya da bir cümle insanın hayatını değiştirebilir, harekete geçmek için bazen tek bir cümle yetebiliyor. Mustafa Kızıltaş’ ın beni cesaretlendirmek için o söylediği sözler hayatımı tamamen değiştirdi… Belki bu yazı da birine, birilerine ve özellikle kadınlara harekete geçmek için cesaret verir, umuyorum satırların arasında aradığınızı bulabilirsiniz. Unutmayın: “Yeter ki iste!”

Elena Likya 1
Fotoğraf: LYUM

Her şey tek bir seçimle başladı…   

 

299353_267903396577868_1672886827_n
Fotoğraf: LYUM

Kendimi hatırladığım kadarıyla çocukluğumdan beri koşuyordum, arkadaşlarımla oynarken bile hızlı koşup önünde olmaya çalışıyordum. Yarışlara 13 – 14 yaşındayken katılmaya başladım, okul hayatım boyunca sürekli yarışlara katılıyordum. Koştuğum mesafeler 800 – 1.500 – 3.000 – 5.000 – 10.000 mt. arasında değişmekteydi. 2003 yılında Moskova Pedagoji Devlet Üniversitesi’ nden mezun olup daha önce tatile gitmiş olduğum Türkiye’ ye gitmeye karar veriyorum. Antalya’ ya geldiğimde koşuları bıraktım ama 2006’ ya kadar… O zaman çalıştığım otelde panoda 1. Uluslararası ÖGER Antalya Maratonu (Runtalya) ilanını gördüm… Her şeyin başladığı nokta buydu. 2006 yılında yarı maratonu koştum, İstanbul’ da Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonu düzenlendiğini duydum ve 2006 yılında katılmayı hedefledim. O sene katılamadım çünkü hazırlık yaparken maratondan bir ay önce antrenmanda bisikletçiyle çarpışıp bacağımı kırdım. Bu olay beni durdurmadı. 2007 yılında Mart ayında  Runtalya’ da bacağımda iki vida (platin) varken ilk maratonumu tamamladım. 2007 ve 2008 yıllarında Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonları’ nı koştum, Antalya’ da yapılan Runtalya Maratonları’ na katıldım (4 maraton ve 2 yarı maraton). Toplam 6 maraton ve 2 yarı maraton bitirdikten sonra koşu hayatımda bir değişiklik istiyordum. 2011 yılında Runtalya’ da bana verilen çantada Likya Yolu Ultra Maratonu (LYUM) broşürünü gördüm ve benim hayatımı değiştirebileceğini İŞTE O AN hissettim. Bu işlerin içinde mutlaka mistik bir hava olduğunu düşünmekteyim, çünkü her zaman yarışlarda verilmiş olan broşürleri hemen atıyordum ama LYUM broşürünü sakladım, o aralarda taşındım ve taşınmaya rağmen yine de broşürü atmayıp ofisime götürdüm ve her gün bakıp: “Acaba katılabilir miyim?” diye kendi kendime soruyordum. Temmuz ayında Çıralı’ da tatil yaparken “Likya Yolu” tabelalarını görünce bunun da bir işaret olduğunu hissettim. Yine de şüphelerim vardı:  “O kadar zorlu bir yarışı bitirmeyi başarabilir miyim acaba?” halbuki hayatımda 42 km üzerinde hiç koşmadım, arazide de pek yarışmadım. Korku ve heyecan yaşarken organizasyona mail atmaya karar verdim ve onların cevaplarına göre artık hareket edecektim. Bu arada arkadaşlarım bu projeye devasa bir çılgınlık olarak baktılar. Her neyse mail attım ve heyecanla cevabı bekliyordum, bir sürü soruların içinde en önemli olanlar: “Onu yapabilir miyim ve kadınlar katılıyorlar mı acaba?” Aynı gün içinde cevap geldi: “…Düzenli spor yapan, koşan biri iseniz ultra maraton koşabilirsiniz… Kadınlar katılıyor…”. Bu sevindirici bir olaydı ama yine de henüz kararımı veremedim çünkü malzemeler hakkında kafamda bir sürü soru işareti vardı ve en ufacık bir fikrim yoktu,  sorularımı gidermek için 2010 yılında katılımcılara yönlendirildim. Hazırlık yaparken Mustafa Kızıltaş ve Alper bana çok yardımcı oldular. Katılım hakkında Mustafa Bey’ le (o zamanlarda hem Mustafa Abi hem de Alperle aramızda beyli konuşmalar vardı) düşüncelerimi paylaştım ve onun cevabı buydu: “…Kaygılarınızı çok iyi anlıyorum. Ama son 5 yıla 6 maraton ve 2 yarı maraton sıkıştıran ve her gün 15-20 km. koşan birisinin bu koşuya katılmak kaygısı yaşamaması gerektiğini de biliyorum… Bence siz bu koşuda en önlerde olacaksınız…hiç kuşkunuz olmasın…sadece doğru malzeme seçimi yapmanız size daha çok avantaj kazandıracaktır…bir maratoncunun yaşaması gereken bu heyecanı kaçırmayacağınızı biliyorum…yaşamınıza yeni bir renk katacaktır…”. Bu cevabı alarak kesinlikle katılma kararımı verdim ve hazırlık maratonum başladı. Sağlık çok önemli olduğu için ciddi antrenmanlara başlamadan önce çok detaylı check-up yaptırdım ve doktorlardan onay aldıktan sonra hazırlık süreci başladı. Antrenmanlar, malzeme araştırmalar… Bütün izin günlerim malzeme alarak geçiriyordu. Benim içimde sürekli “bir yarışçı” yaşadığı için ben kesinlikle yarışmaya gidiyorum, ondan dolayı çok ciddi antrenmanlara başladım, her gün koşmaya çalışıyordum ve yarışa 1 ay kala haftalık koştuğum mesafeleri 150 km. ye çıkarttım. Ya çalışıyordum ya koşuyordum, hayatım artık LYUM etrafında dönüyordu. Antrenmanlarımı genelde plajda kumda yapmaya çalışıyordum. Bir kez Belek’ ten Antalya’ ya kadar koştum. Aslında ne kadar çok hazırlık yaparsam yarışta o kadar rahat edeceğimi düşünürken kendi kendimi ikna etmeye çalışıyordum çünkü bazı günlerde koşmak inanılmaz zor geliyordu. Erken kalkmak ve yoğun çalışma saatlerinden sonra antrenman yapmak yorucu geliyordu. Hele de ilk kez çantamla koşmaya çalıştığımda resmen 100 kilo altında ezilmiş gibi oldum, çantam da 3 – 4 kiloydu, kendi kendime: “Eyvah şimdi yandın sen, 8 – 9 kilo çantayla nasıl hareket edeceksin bakalım”, ona da alıştım ne de olsa başka çarem yoktu. Sürekli kendimi motive etmeye çalışıyordum, bazı uzun ve zorlu koşulardan sonra kendimi pizzayla ödüllendiriyordum. Haftada 3 – 4 kez sırt çantamla koştum, içine mutlaka birkaç şişe su ve ağır kitapları koyuyordum. Malzeme seçerken en hafif olanları tercih ediyordum çünkü hepsini yarış boyunca sırtında taşımak zorundasın, malzeme peşindeyken Antalya’ da koşturuyordum, LYUM operasyonu Antalya’ nın dışına da çıktı, bazı malzemeleri Rusya’ dan ve İstanbul’ dan sipariş ettim. Beni dışarıda görenler bir kale fethetmeye gidiyor sanıyorlardı, hayatım artık LYUM’ un etrafında dönmeye başladı, ofiste sürekli konuşmalar koşu hakkındaydı: “Artık git de gel” bana deniyordu çünkü herkes artık koşu konularından iyice sıkıldı :)! Koşarken ayların nasıl geçtiğini anlayamadım. Gitmeden önce acayip sağınak yağmur vardı ve uyku gözüme girmedi, bazı malzemeler hakkında kararsızlıklar vardı, sözün kısası bütün aldıklarımı toparladım ve artık ulaşıp orada karar vereceğimi düşündüm ama yine da panik içindeydim. Sabah sabah Alper’ e mesaj attım:

“From: Elena Polyakova
Sent: Friday, September 23, 2011 9:36 AM
To: Alper Dalkilic

Subject: SOS – SOS – SOS

Alper günaydın,

Dün eşyalarımı toplarken kalp krizi geçirecektim…o kadar şey var ki, onları sırt çantasına sokmaya çalıştım bazı şeyler girmiyor ve  sanki fazla yemek almışım gibi bana geliyor 🙂 (bazı şeylerden vazgeçmem lazım sanırım). Bir tane çanta (gayet büyük) ve kocaman bir poşet ile geleceğim. Aslında bakarsan sadece gerekli olan şeyleri aldım ama neden o kadar fazla olduğunu anlayamadım. Yardımcı olacaksınız di mi doğru malzemeleri seçmek için. Sen ne yaptın?”

Yarış bölgesine varınca çok heyecanlıydım, kahvaltıda yarışmacıları gördüm, tanıştık ve koşu sohbetimiz başladı. Yeni arkadaşlarım bana her konuda yardımcı oldu ve anladım ki katılmakla çok doğru bir karar aldım. Sonra kayıt işlemleri, medikal kontrol, çadırda yerleşme, malzeme kontrolü derken kendimi hayatımda ilk kez çadırda buldum, uykum bir türlü tutmadı, heyecandan uyuyamadım elbette. Nihayet doğan güneşle yarış başlangıcı da yaklaştı. Benim için başlangıç biraz zor oldu çünkü ilk etapta dağlarda koşmaya başladık ve hemen çıkışa geçtik, hayatımda ilk kez hem dağlarda koşuyor hem de tırmanıyordum, yukarıya çıkarken bu yarış nasıl bitecek diye düşünürken iniş başladı ve kendimi inanılmaz mutlu hissettim.

301114_2491915866050_1970218213_n
Hayatımdaki ilk tırmanışı. Fotoğraf: LYUM

Her çıkıştan sonra keyifle yapacağım inişleri düşünürken koşudan keyif almaya başladım, zaten o kadar eşsiz doğanın içinde mutlu olmamak mümkün değildi. Turkuaz ve safir renklerde deniz, zümrüt ormanlar ve gümüş dağlar.

307481_10150405679722244_1477244317_n
Fotoğraf: Kemal Özdemir

İlk etabın finişine ulaştığımda kendimi dünyanın en mutlu insanı hissettim: “Bu iş olacak” dedim kendime. Aklıma yaptığım hazırlıklarım ve çabalarım geldi, kesinlikle değdi, bir küçük şüphem bile yoktu. O kadar hazırlık yaptıktan sonra sadece koşmak ve keyfine varmak kaldı.

P1030378
Fotoğraf: LYUM

Bir hafta… Her gün birbirinden güzel ve zorlu parkurlar, her akşam çadıra ulaşmak ve çok sevdiğim insanlarla sohbet etmek (aile gibi olduk). Çadırımız: Mustafa Abi, Kemal Abi, Alper, Aylin, Cenk, Coşkun. Harika bir organizasyon ve gönüllü ekibi, her konuda inanılmaz destek verilmesi…

Elena Likya 4
Fotoğraf: LYUM
DSC_6636
Fotoğraf: LYUM
317685_264709400230601_1758342089_n
Fotoğraf: LYUM
296176_265847946783413_445339190_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1486
Fotoğraf: LYUM

Ve nihayet finiş çizgisi, hayatımda en güzel anlarımdan birini yaşadım ve zor ama aynı zamanda zevkli ve mükemmel bir hafta arkamda kaldı, çok mutlu edici ve aynı zamanda da çok üzücü bir an, artık bu insanlardan, bu ortamdan kopmak istemediğini anlıyorsun… Tek bir haftaya sığınmış koskoca bir hayat.

307291_268293656538842_458051766_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1746
Fotoğraf: LYUM

İnanılmaz bir deneyimdi, uzaklarda kalmak o kadar rahatlatıcı geldi ki, oradayken bütün sorunlarımı ve dertlerimi unutup bir rafa kaldırdım ve yeni doğmuş bebek gibi döndüm ama burada hikayenin bitmediğini ve sadece başladığını anladım. Yeni bir hayatın ve maceranın başlangıcıydı.

Koşu sevdası, hayallerin peşinde koşmak, çok çalışmak insanın hayatını değiştirebiliyor.

“Ultralara” başlamak için arkadaşlarımın tavsiyeleri çok önemliydi. Ben de insanlara yardımcı olabilirsem ne mutlu bana. Koşu ve yürüyüş sevenlere, “ultra” da ilk adım atanlara birkaç tavsiye bulunmak isterim ama süreli aklında tutmak gereken: Hepimiz farklıyız, özelikle antrenman konusunda hassasiyet göstermek lazım, mesafeleri yavaş yavaş arttırmak lazım sağlığa zarar vermeden. En önemlisi iyi hissederek koşudan zevk almak kendini yıpratmadan, bu benim en önemli prensibim. Uzun mesafe koşamıyorsanız koşu ve yürüyüşü kombine edebilirsiniz, ben hem uzun antrenmanlarda hem de uzun yarışlarda bu taktiği uyguluyorum. Kendinizi, vücudunuzu dinlemeye çalışın. Ayrıca dinlenme ve beslenme, antrenmanın çok önemli bir parçası ve en az antrenman kadar önemli.

Malzemelere gelince LYUM’ da kullandığım malzemeden bahsetmek isterim.

Uyku tulumu ve mat çok önemli. Hafif matı ya da şişme matı kullanabilirsiniz. Uyku tulumun hafifliği de çok önemli ama aynı zamanda üşümemek lazım. Benim kullandığım uyku tulumu 692 gr, “comfort”: 12+.

GPS çok önemli (LYUM için olmazsa olmaz), yolda çok faydalı bir şey, ben abartılı olmayan orta fiyatta temel fonksiyonları olan bir model kullandım.

Kıyafet konusunda uzun üst ve alt tercih ediyorum (kumaş ince olmalı). Uzun kıyafet sizi hem yanıklardan hem de çiziklerden korur. Şapka veya bandana mutlaka olmalı, yüzünüz gölgede kalmalı. Ayrıca güneş kremi kullanarak güzelliğinizi koruyabilirsiniz, spor yapıp cildi güneşten korumak önemlidir. Güneş gözlüğü de olmazsa olmazlardandır.

Bir kadın olarak hem şampuan hem de lif aldım, ikisi çok hafif, öylece yarış esnasında kendimi olabildiği kadarıyla temiz hissettim.

Yemek konusunda daha önce kullandığınız yemeği götürmelisiniz. Benim aldığım hazır erişte, hazır çorba, patates püresi, ton balığı (paket olanları), çikolata, çerez ve bal. Vitamin, mineraller ve tuz alımı çok önemli. Aynı zamanda enerji jelleri de kullanılabilir. Bütün malzemeleri iyice paketlemek önemlidir, ambalajlar büyükse ve fazla yer kaplıyorsa onlardan çıkartıp kilitli poşete koymalı. Kampta rahat yürümek için terlik ve duş almak için hafif ‘micro’ havlu tavsiye ederim. Kafa lambasına ayrı bir dikkat ve önem verilmeli, gece koşulacağı için ışık yeterli olmalıdır.

Sırt çantasına gelince, doğru malzeme seçmek çok önemli. Çantanın içine bütün malzeme konulacak ve 7 gün  içinde sırtınızda taşınacak. Hafif, dayanıklı ve vücudunuza uygun bir çanta olmalıdır.

LYUM’ dan önce starta kadar baton hakkında kararımı veremedim ama şimdi kesinlikle diyorum evet baton kesinlikle olmalı. Fark etmez koşacaksınız veya sadece yürüyeceksiniz ama mutlaka alın,  bu iki “arkadaş” size çok yardımcı olacak hiç şüpheniz olmasın. İki arkadaş derken baton mutlaka çift alınmalı.

Antrenmanlar yaptınız ve malzemeniz hazır, bir şey daha kaldı ve onu unutmayın: “Kendine inanmak ve güvenmek. Madem bu yola çıktınız mutlaka başaracaksanız!” İstedikten sonra bir insanın başarmayacağı hiçbir iş yoktur. Hiçbir zaman umudunuzu kaybetmeyin ve her daim hayallerinizi gerçekleştirmeye çalışın! Ama o kadar spor yaparken da güzel kalmaya çalışın (kızların dikkatine 😉 ), LYUM’ da 7 gün süresince çantamda ruj taşıdım ve finişte sürdüm. 🙂

319113_268317609869780_647855012_n
Fotoğraf: LYUM
Reklamlar

Her şey tek bir seçimle başladı…  ’ için 2 yanıt

  1. Bugün gönderdiğin İznik ultra ile ilgili yazını okurken gözüme diğer yazın yeter ki iste çarptı ve ben de sanki eski günlerime geri döndüm.
    Ne günler ve ne güzel anlar yaşanmış ve kimbilir daha neler yaşanacak…
    Bu arada Türkçe’nin de süper ilerlediğini görmemek ve tebrik etmemek imkansız.
    Nice ultralara sevgili Elena 🙂 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s