Olympus Marathon “Tanrıların Dağı’nda İnsan Yarışı”

Çocukken okumaya bayılıyordum, hele de kış günleri hep okuyarak geçiyordu. Sabah erkenden akşama kadar kar içinde arkadaşlarımla sokaklarda oynayıp buz gibi havadan evin sıcacık ortamına girip, annemin hazırladığı “borsh” çorbasını içip içine bol bol ekmek atarak, üzerinde mis gibi çay. Sonradan tatlı bir şey alıp ranzanın ikinci katına çıkıp (3 kardeşiz, tek odayı paylaşıyorduk), genelde abim de alt katta kitabını okuyordu, o da benden daha çok kitaplara meraklı, tarih, edebiyat ne varsa tüm kitapları yutuyordu, yürüyen ansiklopedi gibi gerçekten. Dışarıda karanlık, içeride sessizlik, yanımda siyam kedimiz, abimin yanında da köpeğimiz, huzur dolu bir ortam. Nasıl özlemişim o günleri… En sevdiğim kitaplarım da “Yunan Mitleri”, başta yüce Zeus olan Olimpus Dağı Tanrılarını anlatan unutulmaz ve heyecan dolu efsaneler.

2017-07-02_13-48-05Bu sene Tanrıların Dağı’ nda müthiş bir yarış koşma şansımız oldu. Rota kutsal antik yollardan geçmektedir, Olympus Dağı’ na çıkıp Zeus’ a saygı göstermek üzere çıkan bir rota. Yarışın başlangıcı, Yunanistan’ın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan kutsal Dion kentinin kalıntılarından başlıyor (irtifa 3 m). Dağ, Milli Park olmaktan ayrı olarak, UNESCO tarafından “Dünya Doğal Miras Anıtı” olarak listelenmiştir. Neredeyse deniz seviyesinden başlayarak (3 m) 21 km de 2800 m irtifa kazanıyorsun, “Zeus” Tahtası’ nın (dağın en yüksek en sert zirvelerinden biri) altından geçip müthiş Litochoro kasabasına kadar (300 m) iniyorsun.

2017-07-02_13-48-31

Gördüğüm en müthiş organizasyonlardan birisi. Makarna partisinden tut yarış sonrası yemeğe kadar, gönüllüler muhteşem, kontrol noktaları o kadar sık konulmuş ki yanına hiç bir şey almadan koşan da var (istasyonlarda enerji jelleri, barlar, izotonik de vardı). Hiç zorunlu malzeme olmadan katıldığım ilk dağ yarışıdır. Elbette yanımıza her zamanki gibi su, jeller, termal battaniye ve rüzgarlık gibi temel malzemeleri aldık. Halk da inanılmaz çok sahiplendi yarışı. Tüm insanlar yarışmacılara destek olmak için seferber oldu. Dünya güzeli Litochoro kasabasında gördüğüm kadarıyla en çok soğuk kahve içiliyor, maraton için özel bardak yapmışlar bile.

IMG_9687

Bu sene “Migu Skyrunner® World Series” e dahil olan yarışı bine yakın yarışmacı koştu. Elit atletler ile yarışmak ayrı bir keyif tabii ki.

start_om 2017-76

Yarış, güneş doğarken, saat 06:05′ te Dion’ dan başladığında hava baya nemli ve sıcaktı, önümüzde 44 km (+ 3200 m) vardı ve bu yarışta baya terleyeceğiz anlaşılan. Yaklaşık 6 km (200 m irtifa)  asfaltta ve geniş yolda koştuktan sonra birden daracık yılan gibi kıvrılan ve sürekli yukarıya götüren patikaya kavuştuk. Yanıma baton almamaya karar verdim, hem patikalar baya taşlı ve köklü hem de ilk 10 km batonlar yasak (patikalar çok dar ve insanlar birbirine çok yakın). Esas eğlence şimdi başlıyordu, yaklaşık 15 km’ de 2600 metre irtifa kazanacaktık. Ormanın içinden geçen müthiş manzaralı patikalar, yollarda gönüllülerin ve antrenman yapan insanların sonsuz destekleri derken rotanın en yüksek noktasına nasıl ulaştığımı ben de anlamadım.

laimos_om2017-354laimos_om2017-355

Hayatımda gördüğüm en müthiş manzaralardan biri ile karşılaştım. Kesinlikle yarışın en güzel manzaralı yeridir.

Zwnaria_om2017_355

Zwnaria_om2017_356 Stefani_om2017_307Stefani_om2017_308

Bir süre müthiş manzara eşliğinde koştuktan sonra upuzun bir inişe geçtik. İnişleri geliştirmek için neredeyse 20 km’ den fazla mesafe vardı. Her türlü zemin mevcut, teknik inişler, merdivenler, kökler, büyük ve minik taşlar ve elbette bol viraj.

Zolotas_om2017_388

Zolotas_om2017_387

Zolotas_om2017_386

Zemin epey kuru ve sertti. Virajlardan birinde hızımı alamayıp popom üzerinde artistik bir şekilde düştüm. Devamlı inişlerin içinde ara sıra küçük tepecikler de vardı, roller coaster tadında bir yarış oluyordu. Rotanın büyük kısmı ormanın gölgesinde geçtiği için sıcaktan fazla etkilenmedim. Ayrıca inişin bir kısmını tamamladıktan sonra dağ nehri bize eşlik etti, ara sıra su geçişleri vardı (derin değil, taşların üzerinde) orada güzelce kafama buz gibi su döktüm, sıkı sıkı konulan noktalarda gönüllüler borudan su veriyorlardı. Rota boyunca o kadar görevli, gönüllü ve sağlık görevlisi var ki kendimizi acayip güvenli hissettik.

prionia_OM2017-817prionia_OM2017-816

Son kilometreler birkaç erkekle beraber gittik, ben onları çıkışta onlar ise beni teknik inişlerde geçiyorlardı ve nihayet Litochoro’ ya girdik. Sokaklarda bir sürü insan vardı ve herkes inanılmaz şekilde alkışlıyordu ve tebrik ediyordu, onların gazıyla hızlanıp birkaç kişiyi geçip nihayet finişe doğru koşuyordum!

IMG_9812finish_om 2017-603finish_om 2017-604

Finişte harika madalya, kiraz, müthiş yemek ve masaj.

DSC_6696

Elbette yarıştan önce ve sonra rahat duramadık ve bol bol gezdik.

IMG_9691IMG_9696IMG_9714IMG_9721IMG_9765IMG_9797

Yunanistan’ da bir yarış arıyorsanız kesinlikle ve kesinlikle gidilecek bir yarış. Müthiş parkur, olağanüstü manzara ve harika bir organizasyon. Belki de seneye tekrar orada görüşmek üzere! 🙂

Reklamlar

Yeter ki iste…

Eylül başında Ultra – Trail du Mont – Blanc sonrası odun bacaklarımla havalimanında bagajımı bekleyerek dolaşırken aynı zamanda Kapadokya’ da 114 km koşmaktan nasıl yan çizeceğimi düşünürken antrenörüme bir mesaj atayım dedim:

Ben: “Acaba Kapadokya’ da 60 km koşsam nasıl olur?”

Antrenör: “110 km koşman daha doğru”

Ben: “Peki, bu sene çok güçlü sporcular geliyor, çok çalışmamız lazım çok!” 🙂

Çok çalışmamız lazım derken zaten sene boyu eşek gibi çalıştık sadece güzelce toparlanıp yaptıklarımızın üzerine biz cila atmak kaldı ve elbette yarışa odaklanıp konsantre olmaktır.

Önümde 1.5 ay vardı, sayılı günler her zaman olduğu gibi henüz gözümü kırpmadan uçtu gitti. Kaçkar Ultra organizasyonu ardından da inspiredbyrun Kapadokya Serisi çalışmaları, keyifli işler güçler işte. Yarış haftası yaklaşınca 114 km’ den yan çizme düşünceleri tekrar gündeme geldi, “36 km koşmanın ne güzel olacağını” düşünürken kayıtlar kapandı. Ben ise artık 114 km’ yi koşup ultra jubile yapmaya karar verdim.

Masalsı Kapadokya bizi güneşle karşıladı, sonbahar altın renkleri sana çok yakıştı, özellikle bu mevsimde seni nasıl seviyorum bir bilsen!

DSCF9625
Fotoğraf: CUT 2017

Mandalina, kömür ve şarap kokulu, gizemli ve her zaman benzersiz Kapadokya…

Cuma akşamının nasıl geldiğini anlayamadım, kıpkırmızı güneş kendini dağların arkasında sakladığında derin bir nefes alıp yarınki yarışı düşünmeye başladım: “114 km nasıl biter ya, hiç aklın yok mu neden zamanında 36 km’ ye kaydolmadın, aptal!?”. Yanıma gelen ve “kaç km koşacağımı” her soran kişiyle pişmanlığım ve kendime kızgınlığım an ve an artıyordu, böylece kendi kendime kızarak ve söylenerek “Elena 114 km’ yi koşmak istemediğin haberi Ürgüp’ ten çıkıp tüm Kapadokya’ ya yayıldı”. Saat 20:00 gibi kayıtlarımızı yapıp, yemeklerimizi yiyip otelimize doğru yola çıktık. Yolda Yeliz’ i gördüm benim asık suratımı görünce bana, beni kendime getiren sözler fısıldadı. Ne mi söyledi, o da bana kalsın 😉 . İnsana motivasyon vermek bazen o kadar da kolay, tek doğru cümle bazen de tek doğru kelime yetiyor.

Otele gelince çanta hazırlığı derken saat 22:00 gibi kendimi yatakta buldum, yatmadan önce bir fincan sıcacık ballı kış çayı ve uyku vakti geldi. Yatağa zımba ile yapıştırılmış gibi yayıldım. Tüm gece yuvarlanıp durdum ve  05:30′ ta gece boyu beklediğim ve aynı zamanda o kadar da nefret ettiğim alarm sesi nihayet geldi. Daha 10 dk uyuyacağım derken kendimi yataktan zorla kazıdım, 20 saat sonra tekrar burada kendimi bulacağım sözüyle.

Saat 06:50′ de kendimizi startta bulduk. Kulağımda nefis müzik (hayatımda ilk kez bir yarışı müzik ile koşmaya karar veriyorum), 10′ dan 1′ e kadar sayarak ve müziğimle (dostumuz Erdinç’ e güzel müzik seçimleri için kocaman teşekkürler) çıstağın dibine vurarak yarışa başlıyorum. Daha iki adım atmadan dakika bir gol bir, oyuna 0-1 olarak başlıyorum, Alper mataralarını düşürüyor ve birini bularak yoluna devam ediyor ben ise ikincisini kurtarmak için ters yöne koşmaya başlıyorum, aslında aşağıdaki fotoğraf karesinde görüyorum ki ikimiz de ters yöne koşuyoruz. 🙂 Yüzlerce koşucunun ayaklarının altında ezilmemek büyük bir şans ve nihayet matarayı kapıp Alper’ i yakalamaya çalışıyorum. Hangisinin daha zor olduğunu sorarsanız kesinlikle ikincisi. Bağıra bağıra, nabzım 190′ a kadar yükseldi, adam tabii ki duymaz, kulağında müzik çalıyor. Olay fotoğraflarla ölümsüzleştirildi. 🙂

_VEL6913
Fotoğraf: CUT 2017 , Fotoğraf karesinde ters yöne giden 2 nesneyi bulunuz. 🙂
_VEL6915
Fotoğraf: CUT 2017

Sonunda görev tamamlandı ve matara sahibine ulaştı!

Nihayet ben de nabzıma göre yarışa devam edebildim ve müthiş manzara eşliğinde geleneksel 4. Kapadokya maceram başladı.

_BHP7173
Fotoğraf: CUT 2017

Mesafeyi nasıl katettiğimin farkına varmadan ilk kontrol noktasına (KN) ulaştım. Tamamen yarışa odaklandım, kafamda da şarkıları söylüyordum.

IMG_4500
Fotoğraf: CUT 2017
_VEL7018
Fotoğraf: CUT 2017

Güneş henüz etkisini göstermeye başlamadı, harika manzara ve neşeli müzik eşliğinde yoluma devam ediyordum.

ONUR7416
Fotoğraf: CUT 2017

Çok eski bir MP3 çalar kullandığım için müzik ara sıra gidip geliyordu (giriş – kulaklık arası bağlantı sorunu vardı). Bu durumdan epey sıkılıp mataramı şişirip MP3′ ü küçük bir cebe koyup üzerinde de matarayla sıkıştırdım. Burada da pürüz kalmadı ve artık keyfimi hiçbir şey bozmuyordu.

2. KN’ ye ulaştığımda hava iyice ısınmaya başladı. Bir bardak kola içip sularımı tazeleyip devam ettim.

ONUR8317
Fotoğraf: CUT 2017

Kendimi gayet iyi hissediyordum, devamlı su alımı ve beslenme bu işin çok önemli bir parçasıdır, aksatmadan gerekeni yapıyordum. Ve tabii ki gülüşümü yüzümden eksik etmiyordum! 🙂

_BHP7611
Fotoğraf: CUT 2017

Yokuşları stabil bir tempoyla çıkıp inişleri ise hızlı ama temkinli bir şekilde inmeye çalışıyordum. 3. KN’ ye geldiğimde güneş yavaş yavaş kavurmaya başladı ve benim için en güzel çare Kitty Buff’ ımı ıslatarak ensemi soğutmak oldu.

ONUR7894
Fotoğraf: CUT 2017
ONUR7905
Fotoğraf: CUT 2017

Birden farkına varıyorum ki kulağımdaki neşeli dans müzikleri sona erip sahneyi çok sevdiğim Yiruma almıştı ve ta Kızıl Vadisi’ ne kadar bir saniye bile olsa beni yalnız bırakmadı. Bu sihirli müzik eşliğinde Kapadokyam bir ayrı büyüleyiciydi.

Kızıl Vadi’ de inişe geçmeden önce dans müziklerim geri döndü, inişe geçmeden önce öyle bir parça geldi ki artık kafamda değil gerçekten sesli şarkı söyleyerek ve koşarken dans ederek hareket etmeye başladım. Yolda birkaç koşucudan: “Ne oluyoruz?” bakışlarını yakalayarak 4. KN’ ye kendimi attım. Daha ne olduğunu anlamadan Fırat Kara ve gönüllüleri elimden mataralarımı alıp doldurdu, Fırat dostum bana harika motivasyon verip elime bir dilim limon tutuşturup istasyondan yolladı. Bu müthiş destek ile en sevdiğim bölüme geçtim – Akdağ tırmanışı. Her çıkışın bir inişi vardır derler hani sevinç dolu çıkıştan sonra bir iniş başladı, 5. KN’ den geçerken kafama biraz su döküp yarışın yarısına doğru koşmaya başladım. Her sene bu 10 km benim için çok zor geçer bu sene de adet hiç bozulmadı. Aklım bir kulağıma fısıldıyordu: “Neredeyse daha 60 km var önünde, akıllı ol, Ürgüp’ e git ve yarışı bırak. Bak, çok yoruldun, bacaklarını neredeyse kaldıramıyorsun hava da çok sıcak, yemeğini yiyip otelde yatarsın. Off ne güzel! Akıllı ol ve beni dinle!” Diğer kulağıma antrenörün sözleri: “Pes etmek istediğinde ne kadar çok çaba harcadığını hatırla, ne kadar antrenman yaptığını ve ne kadar çok emek verdiğini sakın unutma dayan ve devam et!” Bu sözleri hatırlamak, Kaçkar Dağları’ nın şelalelerinden  taptaze su içmek gibi geldi. 6. KN’ ye vardığımda Alper’ i gördüm, girer girmez Seyit Abi ve Mehmet yanıma geldi, sularımı değiştirip, yemeğimi verip yedek çantamı getirdiler. İki dakika oturup çantamdan powerbank ve kabloları alıp yoluma koyuldum. Mehmet: “Çok iyi gidiyorsun” diyerek acayip motivasyonu verip beni uğurladı. Bir de bana sorun, işin en zor tarafı gerçekten iyi gittiğimi kendi kendime inandırmaktır. Buradan sonra benim için en zor anlar başladı, yaklaşık 10 km yarı baygın halde yoluma devam ettim ve her geçtiğim kilometreyi saydım. “Keşke bayılsam da yarıştan kurtulsam” kendi kendime diyordum. Yok, sağlıkla ilgili hiç bir sorun yoktu ama zihnim biraz yoruldu mu ne :). Kafamda hesap yapıyordum: “Bak, şimdi saat 14 işte 2 saat sonra hava serinleyecek bu sıcağı arayacaksın” kendi kendimle keyfili bir sohbete dalarak yoluma devam ettim. Kendimden ve sohbetimden sıkılınca müziğime kulak verdim tam da beğendiğim parça çaldı, yüksek sesle şarkı söyleyerek ve dans ederek kendime geldim. Çocukken şarkıcı olmak isterdim, al sana fırsat bu fırsat.

Nihayet 7. KN’ ye gelip tanıdık yüzleri görmek çok güzeldi! Neredeyse her yarışın değişmez yüzü yardımsever Polat buradaydı. Alper’ le de yollarımızı kesişti. Polat’ tan bol bol motivasyon ve su alıp “sadece” bir maratonumuzu koşmak için yola çıktık. Bizi bekleyen yolların meşhur tozu hakkında masalar ve efsaneler anlatılıyor ama inanın ki inanılır ve anlatılır gibi değil, görmeden ve üzerinde koşmadan o müthiş hissi anlamak ne mümkün. “Eh!” deyip yarı lime tadında jel çakıp çıkışa devam, koşulacak yerleri koşmaya çalışıyordum yürüyünce kendimi daha yorgun hissediyordum: “Ne olursa olsun koşmaya devam et!” Bu tozda çıkış mı iniş mı daha zor olduğunu anlamaya çalışınca 8. KN’ ye vardım. Oralara kadar her gelenin klasiği ayakkabı silkme operasyonunu elbette ben de tamamladım sonra da  ekmekle çorba içip yoluma devam ettim. İstasyondan birkaç yüz metre uzaklaşınca hava soğudu ben de hemen rüzgarlığımı çıkartıp, eldiven bere ve kafa lambası hazır pozisyonda tutup tekrar kulaklığımı taktım (bir ara çantamda şarj oluyordu). Gün batımı dağları ve gökyüzünü al rengine boyayınca MP3 çalardan müthiş Yanni çalmaya başladı tam da bayıldığım parça.

Tepeyi çıkana kadar hava iyice karardı ben ise kafa lambamı takıp sonsuzluğa götüren müzik ile koşarak 9. KN’ ye varmış oldum. Burada da tanıdık yüzleri görmek çok güzeldi, Alp ve Tuğba vardı, çorba içtikten sonra hemen kaçtım. Aynı zamanda önümde ve arkamda olan sporcuların benden ne kadar uzakta olduğunu öğrenmeye çalıştım. Yarış boyunca pek merak etmem ama son 20 km’ de vallahi geçilmek istemem. Buradan sadece yarı maraton mesafesi kaldığını bilerek sevinçle istasyondan çıktım. Çıkar çıkmaz hemen Fırat’ ı gördüm, o da beni görünce: “Elena, sen misin? Hadi çok iyi gidiyorsun diyerek” biraz bana eşlik etti. Çıkıştan sonra inişe geçtim, buralarda ayağım bin kere her yere takıldı ama havada tutunup yuvarlanmayıp ayakta kalmayı becerdim, bunu da beni koruyan melek kediciklere borçluyum. Koşarak 10. KN’ ye ulaşınca Koray’ la lafladıktan sonra artık buradan neredeyse “sadece bir Neşet Suyu kaldı” diyerek karanlığa daldım. Ne Neşet Suyu ama! Tırmanıştan sonra kayalar üzerinde iniş, bir tırmanış daha ve yumuşak zeminde iniş. Ürgüp’ ün ışıkları hiçbir zaman bana o kadar çekici gelmemişti. Arnavut kaldırımı (ya da stabilize yolu, 100 km koştuktan sonra her zemin aynı geliyor artık!), asfalt, arnavut kaldırımı, tırmanış tekrar arnavut kaldırımı derken finiş takına yaklaştım ve kendimi finişte buldum. Sonuç: 117 km, 15:22:14, kadınlarda 3. lük (genel klasmanda 23. lük) ve bana göre koştuğum en iyi ultra maraton, ITRA ile bu konuda hemfikiriz. 🙂

22540029_1524494527596936_3266783257344243039_n

Finişte Fırat hemen beni masaj çadırına götürüp ayakkabımdan kurtulmaya yardımcı oldu. Masajdan sonra donmak üzereyken Alper ile otele gönderildik, tam da giderken midyeci gördüm (mental gücümle çağırmışım kesin), 10 tane paketletip otele götürdüm. Otele odasına girmemle saunaya girmek arasında hiç fark olmadı. Kaya odası nasıl sıcacık nasıl da müthişti anlatmam mümkün değil.

Sıcak duştan sonra sıcacık yatakta uzanıp bir elimde bira diğer elimde midye…Benden daha mutlusu var mıydı acaba? Kesinlikle yoktu. Sabah alarmı kurarken kafamda tek bir düşünce vardı, geç kalkıp da inspiredbyrun standımıza geç kalmayalım ama ne mümkündü daha sabah 06:30 olmadan pencereden giren mis gibi kahvaltı kokusuna uyandık. Odadan buz gibi sabaha çıkarken yepyeni bir güne doğdum, 4 sene boyunca hissettiklerim hep aynı, derin nefes alıp ne kadar mutlu ve aynı zamanda ne kadar şanslı olduğumu bir kere daha anladım. Mutluluğumuz, şansımız ve hayatımız bizim elimizde: “Yeter ki iste…”

2017-10-27_21-47-32

Tüm muhteşem, olağanüstü, harika, benzersiz gönüllüler. Sizi övmek için yeterince söz bulamıyorum. Evren kadar dev teşekkürlerimi size sunuyorum.

Her zamanki gibi müthiş Argeus Tourism & Travel Ekibi’ ne birinci sene olduğu gibi kusursuz bir organizasyona daha imza attınız, her sene daha da muhteşem organizasyon yapıyorsunuz. Ellerinize emeklerinize sağlık. İyi ki varsınız!

Elai Catering olmadan olmaz! Müthiş yemekleriniz ve emekleriniz için sonsuz teşekkürler, ellerinize sağlık! 

Bu organizasyona kocaman katkısı olan Salomon ve Suunto’ ya (aynı zamanda benim ekipman destekçilerim) kocaman teşekkürler!

Harika fotoğraflarımızı çeken müthiş sanatçılara, medikal ve masaj ekiplerine ve bu organizasyonda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!

Bu sene Yusuf Yiğitoğlu Konağı Oteli’ nde kaldık, muhteşem bir yer, odalar çok hoş ve çok ama çok sıcak, gece yarısı otele dönünce nasıl kıymetli oluyor! Tüm personel de harika, emeklerinize sağlık!

Bu sene de her sene olduğu Zeytin Cafe’ de yemeklerimizi yedik, ellerinize sağlık.

Tabii ki Alper’ e ve bana moral ve destek veren tüm sevgili dostlarıma çok ama çok teşekkürler.

inspiredbyrun standımızı ziyaret eden tüm sevgili dostlarımıza sonsuz teşekkürler!

22552437_1567455229979548_3641424029437986902_n
Fotoğraf: Alper Dalkılıç

Ve “last but not least” bacaklarımın önünde eğiliyorum, özellikle sağ olana dev teşekkürler burkulmuş haliyle beni finişe kadar götürdükleri için. 🙂

DSCF9430
Fotoğraf: CUT 2017

Tüm katılımcılara kocaman tebrikler!

 – SON –

Her şey tek bir seçimle başladı…  

Sevgili dostlarım, çoğunuzdan ultra maratonlara nasıl başladığım sorularınız geliyor. Bazıları bilir, bazıları merak eder, ben ise bugün bilgisayarımı karıştırırken aşağıdaki röportajı buldum. Bir dergi için 2012 yılında yapılan ve bildiğim kadarıyla yayınlanmayan bir yazı. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Türkçe yazdığım ilk yarış raporum da diyebilirim. Buradan “ultra hayatıma” katkısı olan tüm sevgili dostlarıma çok teşekkür etmek istiyorum iyi ki varsınız ve iyi ki bana cesaret verdiniz, bazen bir söz ya da bir cümle insanın hayatını değiştirebilir, harekete geçmek için bazen tek bir cümle yetebiliyor. Mustafa Kızıltaş’ ın beni cesaretlendirmek için o söylediği sözler hayatımı tamamen değiştirdi… Belki bu yazı da birine, birilerine ve özellikle kadınlara harekete geçmek için cesaret verir, umuyorum satırların arasında aradığınızı bulabilirsiniz. Unutmayın: “Yeter ki iste!”

Elena Likya 1
Fotoğraf: LYUM

Her şey tek bir seçimle başladı…   

 

299353_267903396577868_1672886827_n
Fotoğraf: LYUM

Kendimi hatırladığım kadarıyla çocukluğumdan beri koşuyordum, arkadaşlarımla oynarken bile hızlı koşup önünde olmaya çalışıyordum. Yarışlara 13 – 14 yaşındayken katılmaya başladım, okul hayatım boyunca sürekli yarışlara katılıyordum. Koştuğum mesafeler 800 – 1.500 – 3.000 – 5.000 – 10.000 mt. arasında değişmekteydi. 2003 yılında Moskova Pedagoji Devlet Üniversitesi’ nden mezun olup daha önce tatile gitmiş olduğum Türkiye’ ye gitmeye karar veriyorum. Antalya’ ya geldiğimde koşuları bıraktım ama 2006’ ya kadar… O zaman çalıştığım otelde panoda 1. Uluslararası ÖGER Antalya Maratonu (Runtalya) ilanını gördüm… Her şeyin başladığı nokta buydu. 2006 yılında yarı maratonu koştum, İstanbul’ da Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonu düzenlendiğini duydum ve 2006 yılında katılmayı hedefledim. O sene katılamadım çünkü hazırlık yaparken maratondan bir ay önce antrenmanda bisikletçiyle çarpışıp bacağımı kırdım. Bu olay beni durdurmadı. 2007 yılında Mart ayında  Runtalya’ da bacağımda iki vida (platin) varken ilk maratonumu tamamladım. 2007 ve 2008 yıllarında Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonları’ nı koştum, Antalya’ da yapılan Runtalya Maratonları’ na katıldım (4 maraton ve 2 yarı maraton). Toplam 6 maraton ve 2 yarı maraton bitirdikten sonra koşu hayatımda bir değişiklik istiyordum. 2011 yılında Runtalya’ da bana verilen çantada Likya Yolu Ultra Maratonu (LYUM) broşürünü gördüm ve benim hayatımı değiştirebileceğini İŞTE O AN hissettim. Bu işlerin içinde mutlaka mistik bir hava olduğunu düşünmekteyim, çünkü her zaman yarışlarda verilmiş olan broşürleri hemen atıyordum ama LYUM broşürünü sakladım, o aralarda taşındım ve taşınmaya rağmen yine de broşürü atmayıp ofisime götürdüm ve her gün bakıp: “Acaba katılabilir miyim?” diye kendi kendime soruyordum. Temmuz ayında Çıralı’ da tatil yaparken “Likya Yolu” tabelalarını görünce bunun da bir işaret olduğunu hissettim. Yine de şüphelerim vardı:  “O kadar zorlu bir yarışı bitirmeyi başarabilir miyim acaba?” halbuki hayatımda 42 km üzerinde hiç koşmadım, arazide de pek yarışmadım. Korku ve heyecan yaşarken organizasyona mail atmaya karar verdim ve onların cevaplarına göre artık hareket edecektim. Bu arada arkadaşlarım bu projeye devasa bir çılgınlık olarak baktılar. Her neyse mail attım ve heyecanla cevabı bekliyordum, bir sürü soruların içinde en önemli olanlar: “Onu yapabilir miyim ve kadınlar katılıyorlar mı acaba?” Aynı gün içinde cevap geldi: “…Düzenli spor yapan, koşan biri iseniz ultra maraton koşabilirsiniz… Kadınlar katılıyor…”. Bu sevindirici bir olaydı ama yine de henüz kararımı veremedim çünkü malzemeler hakkında kafamda bir sürü soru işareti vardı ve en ufacık bir fikrim yoktu,  sorularımı gidermek için 2010 yılında katılımcılara yönlendirildim. Hazırlık yaparken Mustafa Kızıltaş ve Alper bana çok yardımcı oldular. Katılım hakkında Mustafa Bey’ le (o zamanlarda hem Mustafa Abi hem de Alperle aramızda beyli konuşmalar vardı) düşüncelerimi paylaştım ve onun cevabı buydu: “…Kaygılarınızı çok iyi anlıyorum. Ama son 5 yıla 6 maraton ve 2 yarı maraton sıkıştıran ve her gün 15-20 km. koşan birisinin bu koşuya katılmak kaygısı yaşamaması gerektiğini de biliyorum… Bence siz bu koşuda en önlerde olacaksınız…hiç kuşkunuz olmasın…sadece doğru malzeme seçimi yapmanız size daha çok avantaj kazandıracaktır…bir maratoncunun yaşaması gereken bu heyecanı kaçırmayacağınızı biliyorum…yaşamınıza yeni bir renk katacaktır…”. Bu cevabı alarak kesinlikle katılma kararımı verdim ve hazırlık maratonum başladı. Sağlık çok önemli olduğu için ciddi antrenmanlara başlamadan önce çok detaylı check-up yaptırdım ve doktorlardan onay aldıktan sonra hazırlık süreci başladı. Antrenmanlar, malzeme araştırmalar… Bütün izin günlerim malzeme alarak geçiriyordu. Benim içimde sürekli “bir yarışçı” yaşadığı için ben kesinlikle yarışmaya gidiyorum, ondan dolayı çok ciddi antrenmanlara başladım, her gün koşmaya çalışıyordum ve yarışa 1 ay kala haftalık koştuğum mesafeleri 150 km. ye çıkarttım. Ya çalışıyordum ya koşuyordum, hayatım artık LYUM etrafında dönüyordu. Antrenmanlarımı genelde plajda kumda yapmaya çalışıyordum. Bir kez Belek’ ten Antalya’ ya kadar koştum. Aslında ne kadar çok hazırlık yaparsam yarışta o kadar rahat edeceğimi düşünürken kendi kendimi ikna etmeye çalışıyordum çünkü bazı günlerde koşmak inanılmaz zor geliyordu. Erken kalkmak ve yoğun çalışma saatlerinden sonra antrenman yapmak yorucu geliyordu. Hele de ilk kez çantamla koşmaya çalıştığımda resmen 100 kilo altında ezilmiş gibi oldum, çantam da 3 – 4 kiloydu, kendi kendime: “Eyvah şimdi yandın sen, 8 – 9 kilo çantayla nasıl hareket edeceksin bakalım”, ona da alıştım ne de olsa başka çarem yoktu. Sürekli kendimi motive etmeye çalışıyordum, bazı uzun ve zorlu koşulardan sonra kendimi pizzayla ödüllendiriyordum. Haftada 3 – 4 kez sırt çantamla koştum, içine mutlaka birkaç şişe su ve ağır kitapları koyuyordum. Malzeme seçerken en hafif olanları tercih ediyordum çünkü hepsini yarış boyunca sırtında taşımak zorundasın, malzeme peşindeyken Antalya’ da koşturuyordum, LYUM operasyonu Antalya’ nın dışına da çıktı, bazı malzemeleri Rusya’ dan ve İstanbul’ dan sipariş ettim. Beni dışarıda görenler bir kale fethetmeye gidiyor sanıyorlardı, hayatım artık LYUM’ un etrafında dönmeye başladı, ofiste sürekli konuşmalar koşu hakkındaydı: “Artık git de gel” bana deniyordu çünkü herkes artık koşu konularından iyice sıkıldı :)! Koşarken ayların nasıl geçtiğini anlayamadım. Gitmeden önce acayip sağınak yağmur vardı ve uyku gözüme girmedi, bazı malzemeler hakkında kararsızlıklar vardı, sözün kısası bütün aldıklarımı toparladım ve artık ulaşıp orada karar vereceğimi düşündüm ama yine da panik içindeydim. Sabah sabah Alper’ e mesaj attım:

“From: Elena Polyakova
Sent: Friday, September 23, 2011 9:36 AM
To: Alper Dalkilic

Subject: SOS – SOS – SOS

Alper günaydın,

Dün eşyalarımı toplarken kalp krizi geçirecektim…o kadar şey var ki, onları sırt çantasına sokmaya çalıştım bazı şeyler girmiyor ve  sanki fazla yemek almışım gibi bana geliyor 🙂 (bazı şeylerden vazgeçmem lazım sanırım). Bir tane çanta (gayet büyük) ve kocaman bir poşet ile geleceğim. Aslında bakarsan sadece gerekli olan şeyleri aldım ama neden o kadar fazla olduğunu anlayamadım. Yardımcı olacaksınız di mi doğru malzemeleri seçmek için. Sen ne yaptın?”

Yarış bölgesine varınca çok heyecanlıydım, kahvaltıda yarışmacıları gördüm, tanıştık ve koşu sohbetimiz başladı. Yeni arkadaşlarım bana her konuda yardımcı oldu ve anladım ki katılmakla çok doğru bir karar aldım. Sonra kayıt işlemleri, medikal kontrol, çadırda yerleşme, malzeme kontrolü derken kendimi hayatımda ilk kez çadırda buldum, uykum bir türlü tutmadı, heyecandan uyuyamadım elbette. Nihayet doğan güneşle yarış başlangıcı da yaklaştı. Benim için başlangıç biraz zor oldu çünkü ilk etapta dağlarda koşmaya başladık ve hemen çıkışa geçtik, hayatımda ilk kez hem dağlarda koşuyor hem de tırmanıyordum, yukarıya çıkarken bu yarış nasıl bitecek diye düşünürken iniş başladı ve kendimi inanılmaz mutlu hissettim.

301114_2491915866050_1970218213_n
Hayatımdaki ilk tırmanışı. Fotoğraf: LYUM

Her çıkıştan sonra keyifle yapacağım inişleri düşünürken koşudan keyif almaya başladım, zaten o kadar eşsiz doğanın içinde mutlu olmamak mümkün değildi. Turkuaz ve safir renklerde deniz, zümrüt ormanlar ve gümüş dağlar.

307481_10150405679722244_1477244317_n
Fotoğraf: Kemal Özdemir

İlk etabın finişine ulaştığımda kendimi dünyanın en mutlu insanı hissettim: “Bu iş olacak” dedim kendime. Aklıma yaptığım hazırlıklarım ve çabalarım geldi, kesinlikle değdi, bir küçük şüphem bile yoktu. O kadar hazırlık yaptıktan sonra sadece koşmak ve keyfine varmak kaldı.

P1030378
Fotoğraf: LYUM

Bir hafta… Her gün birbirinden güzel ve zorlu parkurlar, her akşam çadıra ulaşmak ve çok sevdiğim insanlarla sohbet etmek (aile gibi olduk). Çadırımız: Mustafa Abi, Kemal Abi, Alper, Aylin, Cenk, Coşkun. Harika bir organizasyon ve gönüllü ekibi, her konuda inanılmaz destek verilmesi…

Elena Likya 4
Fotoğraf: LYUM
DSC_6636
Fotoğraf: LYUM
317685_264709400230601_1758342089_n
Fotoğraf: LYUM
296176_265847946783413_445339190_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1486
Fotoğraf: LYUM

Ve nihayet finiş çizgisi, hayatımda en güzel anlarımdan birini yaşadım ve zor ama aynı zamanda zevkli ve mükemmel bir hafta arkamda kaldı, çok mutlu edici ve aynı zamanda da çok üzücü bir an, artık bu insanlardan, bu ortamdan kopmak istemediğini anlıyorsun… Tek bir haftaya sığınmış koskoca bir hayat.

307291_268293656538842_458051766_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1746
Fotoğraf: LYUM

İnanılmaz bir deneyimdi, uzaklarda kalmak o kadar rahatlatıcı geldi ki, oradayken bütün sorunlarımı ve dertlerimi unutup bir rafa kaldırdım ve yeni doğmuş bebek gibi döndüm ama burada hikayenin bitmediğini ve sadece başladığını anladım. Yeni bir hayatın ve maceranın başlangıcıydı.

Koşu sevdası, hayallerin peşinde koşmak, çok çalışmak insanın hayatını değiştirebiliyor.

“Ultralara” başlamak için arkadaşlarımın tavsiyeleri çok önemliydi. Ben de insanlara yardımcı olabilirsem ne mutlu bana. Koşu ve yürüyüş sevenlere, “ultra” da ilk adım atanlara birkaç tavsiye bulunmak isterim ama süreli aklında tutmak gereken: Hepimiz farklıyız, özelikle antrenman konusunda hassasiyet göstermek lazım, mesafeleri yavaş yavaş arttırmak lazım sağlığa zarar vermeden. En önemlisi iyi hissederek koşudan zevk almak kendini yıpratmadan, bu benim en önemli prensibim. Uzun mesafe koşamıyorsanız koşu ve yürüyüşü kombine edebilirsiniz, ben hem uzun antrenmanlarda hem de uzun yarışlarda bu taktiği uyguluyorum. Kendinizi, vücudunuzu dinlemeye çalışın. Ayrıca dinlenme ve beslenme, antrenmanın çok önemli bir parçası ve en az antrenman kadar önemli.

Malzemelere gelince LYUM’ da kullandığım malzemeden bahsetmek isterim.

Uyku tulumu ve mat çok önemli. Hafif matı ya da şişme matı kullanabilirsiniz. Uyku tulumun hafifliği de çok önemli ama aynı zamanda üşümemek lazım. Benim kullandığım uyku tulumu 692 gr, “comfort”: 12+.

GPS çok önemli (LYUM için olmazsa olmaz), yolda çok faydalı bir şey, ben abartılı olmayan orta fiyatta temel fonksiyonları olan bir model kullandım.

Kıyafet konusunda uzun üst ve alt tercih ediyorum (kumaş ince olmalı). Uzun kıyafet sizi hem yanıklardan hem de çiziklerden korur. Şapka veya bandana mutlaka olmalı, yüzünüz gölgede kalmalı. Ayrıca güneş kremi kullanarak güzelliğinizi koruyabilirsiniz, spor yapıp cildi güneşten korumak önemlidir. Güneş gözlüğü de olmazsa olmazlardandır.

Bir kadın olarak hem şampuan hem de lif aldım, ikisi çok hafif, öylece yarış esnasında kendimi olabildiği kadarıyla temiz hissettim.

Yemek konusunda daha önce kullandığınız yemeği götürmelisiniz. Benim aldığım hazır erişte, hazır çorba, patates püresi, ton balığı (paket olanları), çikolata, çerez ve bal. Vitamin, mineraller ve tuz alımı çok önemli. Aynı zamanda enerji jelleri de kullanılabilir. Bütün malzemeleri iyice paketlemek önemlidir, ambalajlar büyükse ve fazla yer kaplıyorsa onlardan çıkartıp kilitli poşete koymalı. Kampta rahat yürümek için terlik ve duş almak için hafif ‘micro’ havlu tavsiye ederim. Kafa lambasına ayrı bir dikkat ve önem verilmeli, gece koşulacağı için ışık yeterli olmalıdır.

Sırt çantasına gelince, doğru malzeme seçmek çok önemli. Çantanın içine bütün malzeme konulacak ve 7 gün  içinde sırtınızda taşınacak. Hafif, dayanıklı ve vücudunuza uygun bir çanta olmalıdır.

LYUM’ dan önce starta kadar baton hakkında kararımı veremedim ama şimdi kesinlikle diyorum evet baton kesinlikle olmalı. Fark etmez koşacaksınız veya sadece yürüyeceksiniz ama mutlaka alın,  bu iki “arkadaş” size çok yardımcı olacak hiç şüpheniz olmasın. İki arkadaş derken baton mutlaka çift alınmalı.

Antrenmanlar yaptınız ve malzemeniz hazır, bir şey daha kaldı ve onu unutmayın: “Kendine inanmak ve güvenmek. Madem bu yola çıktınız mutlaka başaracaksanız!” İstedikten sonra bir insanın başarmayacağı hiçbir iş yoktur. Hiçbir zaman umudunuzu kaybetmeyin ve her daim hayallerinizi gerçekleştirmeye çalışın! Ama o kadar spor yaparken da güzel kalmaya çalışın (kızların dikkatine 😉 ), LYUM’ da 7 gün süresince çantamda ruj taşıdım ve finişte sürdüm. 🙂

319113_268317609869780_647855012_n
Fotoğraf: LYUM

Evdeki hesabın çarşıya nasıl uymadığının hikayesidir

Deneme №2

İlk kez Ultra – Trail du Mont – Blanc (UTMB) Yarışı’ nı 4 sene önce koştum, benim için ilk 100 mil yarışımdı aynı zamanda Alp Dağları’ nda ilk kez ayak izimi bırakmış oldum. 2013 yılında 38 saat 44 dakika sonra finiş çizgisini geçerken ne mutluluk ne de başka bir şey hissettim, içimde sadece devasa bir boşluk duygusu vardı. Finiş çizgisini sürünerek geçerken kendi kendime: “ASLA!” dedim.

2017 yılında tekrar Chamonix’ deyim ve start çizgisinde heyecanla yarışın başlamasını bekliyorum. 14 saat koştuktan sonra kendi kendime aynı sözleri veriyorum: “ASLA!” Yağmur ve kar altında koşarken, yorgunluk ve yükselen ateşle mücadele ederken, fırtınadan sonra müthiş güneş doğuşuna hayran kalırken, devasal dağların yine yağmış kardan oluşan pamuk şapkalarını şaşkınlıkla izlerken, 43 saat ve 13 dakika sonra Chamonix sokaklarında koşarken ve devasa kalabalığın desteği, tezahüratı ve alkışları ile finiş çizgisini geçerken anlıyorum ki: “Kura çıkarsa seneye tekrar buradayım!” “Neden?” “Canım istediği için!” 🙂 

40616925

Akşam, yarışta iki uykusuz geceyi arkamda bırakıp arkadaşlarımla viski içerken (hayatımda ilk kez bu kadar zevkle bu içeceği içtiğimi düşünüyorum), buraya tekrar gelip zamanımı iyileştirme inat kararım kafamda daha da sabitleniyor. Elbette kararım sadece dereceyle alakalı değil, anlatılmaz festival ambiyansı ve bu müthiş patika ve dağ koşularının bize hissettirdikleri unutulmaz. 

40607356

Bu sene yarış benim için bol mücadele içeren bir macera oldu. Hava şartları çok zorluydu, kar ve yağmur hiç eksik olmadı, ama hava şartları ile değil, içimde büyük bir mücadele vardı, kendi kendimle. Hava şartlarına karşı ne de olsa malzeme var, eksiksiz zorunlu malzeme yanında varken sıkıntı yaşanmaz. Ama yoluna devam etmek için kendi kendini ikna etmek bazen o kadar zor oluyor ki…

40586353

Starttan itibaren kendimi çok enerjik ve mükemmel hissediyordum. Saat 18:30′ da start verildi ve binlerce kişi çılgın bir nehir gibi Chamonix kasabasının sokaklarını tamamen doldurdu. İnanılmaz, benzersiz ve anlatılmaz bir duyguydu. Binlerce destekçi bağırıp çığlık atıyordu, koşanlara el uzatıp başarılar diliyorlardı. İlk kilometreler su gibi akıp gitti, çok güzel bir derece elde etmeyi planlıyordum çünkü çok iyi bir hazırlık dönemi geçirdim.

40613157

Eh, ne deniyor: “Tanrını güldürmek istersen planlarından bahset”. Artık daha sessiz bir şekilde hayaller kuracağım kesin. Enerjim fışkırıyordu. Kontrol noktalarını geçerken kalabalığın desteği o kadar müthişti ki ayaklarım yerden kesiliyordu. Hava mükemmeldi. Hava kararmak üzereydi, start öncesi alın fenerimi takmıştım, sonra çantamdan onu çıkarmak için uğraşmayayım diye. Yol alırken hafif sisin içinde dağların, ormanların ve kasabaların, manzaranın tadını çıkarıyordum. Uzaktan kilisenin çan sesi kulağıma geliyordu, sürekli gülümsüyordum ve çok mutluydum.

40560321

Ara sıra hafif yağmur serpiştiriyordu, etrafta gizemli sis vardı ve unutulmaz yolculuğa doğru adım adım ilerliyordum. Beslenme, su alımı ve nabız her şey kontrol altındaydı, antrenörle konuştuğumuz gibi. Kontrol noktalarını hızlı bir şekilde geçip aynı zamanda çorba, sandviç ve karpuz yemeyi de unutmuyordum.

40590054

Tüm çıkışlar ve inişleri müthiş bir şekilde geçiyordum. Zamanın nasıl aktığının farkında değildim, yarışa tamamen konsantre olup dağların keyfini çıkarıyordum. Yüksek bir tepeyi aşarken yoğun bir kar yağışı başladı ama rahatsız edici değildi çünkü starttan itibaren çok sıkı giyindim. Aşırı soğuktan dolayı bir anda alın fenerim söndü (pil bitti), hiç vakit kaybetmeden yedek fenerimi çıkarıp yoluma devam ettim. Zor şartlarda zorunlu malzemelerin önemini daha iyi anlıyorsun, hepsini el uzaklığında bulundurmanın çok faydası var. Gecenin nasıl geçtiğini anlamayıp yarışa Fransa’ da başlayıp güneşin doğuşunu İtalya’ da yaşıyordum. Gece olan fırtınadan eser kalmadı, dağlar yepyeni bembeyaz şapkalarını giymiş.

40561786

Doğan güneş ise dağları altın ve al rengine boyadı. Manzara olağanüstüydü. Hiç uykum yoktu ve mutlu bir şekilde Courmayeur kasabasına ulaştım (78 km). İniş çok fazla ağaç köklü ve sertti ama bu sefer hiç sorun yaşamadım, ayağım hiç bir yere takılmadan kasabanın girişine ulaştım.

40599576

İstasyonda yaklaşık 30 dakika geçirdim. Sıcak çorba ve makarna yiyip, bol şekerli kahve içip, jel ve bar yedeklerimi doldurup, sıcak kıyafet stoklarımı (eldiven, bere, çorap) tamamlayıp yoluma devam ettim. Tor des Geants yarışını tamamladıktan sonra Courmayeur kasabasına aşık oldum, huzur dolu muhteşem bir yer. Masalsal, çiçek dolu evler insanın bambaşka bir dünyada bulunduğunu hissettiriyor. Asfaltta baya yol aldıktan sonra Refuge Bertone Dağ Evi’ ne tırmanış başladı. Bu satırları yazarken ne zaman neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışıyorum. Bir anda tırmanış yaparken üzerime feci yorgunluk çöktü, başım çatlıyordu, dağlarda değil de sanki kafamda sis vardı ve ateşim çıktı. Bir adım atmakta bile zorluk çekiyordum. Tırmanıştan sonra koşu için mükemmel bir patika vardı ama kendimi ne kadar ikna etmeye çalışsam da koşmak için bacaklarımı kaldıramıyordum. Bir yandan parlak güneş varken bir yandan kar ve yağmur yağmaya başladı.

40579062

Refuge Bonatti Dağ Evi’ ne ulaştığımda eve girdim, içinde o kadar sıcacık ve hoş bir ortam vardı ki, orada olan yürüyüşçüleri kıskandım, orada dinleniyorlardı ve hiç aceleleri yoktu. Dışarıda yağmur, dolu, kar fırtınaları koparken içerideki huzurlu ambiyanstan dolayı dışarıdan hiç birinin haberi yokmuş gibiydi. Bir an önce yoluma devam etmeliydim çünkü hava şartları her an kötüleşiyordu. Daha kalın montumu ve şapkamı giyip, eldivenimi değiştirip sıcacık bir çorba içip harekete geçtim. Koşmalıydım ama ayaklarımda sanki tonlarca yük vardı, beni dinlemek istemiyorlardı.

40579059

Bir sonraki kontrol noktasına varmadan Koray’ ı görünce çok mutlu olup hareketlendim. Nihayet kendimi ne kadar iğrenç hissettiğimi anlatmak için dostlarımı buldum :). Koray yemeklerimi getirirken, Aydın Abi’ ye ve Ömer’ e yaşadıklarımı anlatırken Burak hepsini kamerasıyla çekiyordu. Buraya kadar 95 km koştum ve buradan sonra en sevdiğim tırmanış beni bekliyordu – Grand Col Ferret, tepeyi geçtikten sonra İsviçre’ ye geçiyorduk. Karnımı doyurduktan sonra su geçirmez pantolonumu giydim. Dağlarda fırtına koptuğu için pantolon giymeden kimseyi istasyondan çıkarmıyorlardı. Görevli giydiklerimi kontrol ettikten sonra gülümseyerek onay verdi ve fırtınaya atladım. Destek ekibime sonraki kontrol noktasında 15 dakika uyumam gerektiğini söyledim ama pek olumlu karşılanmadı. Buradan sonra sesim tamamen gitti, boğazımda sanki bin tane karınca vardı. Aslında sese de pek ihtiyacı yok dağlarda ne yapacaksın, çene çalmaya gelmedik buralara ne de olsa. 🙂

40571305

Dışarıda o kadar feci rüzgar ve fırtına vardı ki güneş gözlüğüm olmasaydı eve kör dönerdim kesin. Suratıma tokatlar gibi inanılmaz sert rüzgar vuruyordu. Tırmanış sanırım ömrüm boyunca sürdü, iniş ise öyle diyebiliyorsak çift ömür boyunu geçti kesin. Ara sıra düşünmüyor değildim: “Bu çamurun içinde karın altında kalıp, donup heykel gibi burada duracağım”. Ellerim dondu ve ikinci eldiveni çıkarmak zorunda kaldım. Çift eldiven beni iyice ısıttı. Kendim yokuş aşağıya artık koşturmaktan vazgeçtim, zaten koşu stilim sporcuya değil sarhoş bir adama benziyordu.

40571310

Nasıl bilmiyorum ama nihayet 109. km kontrol noktasına ulaştım, sağlam yemek yedikten sonra yoluma devam ettim.

40586354

Bir sonraki istasyonda mutlaka uyuyacaktım yoksa bir yerde yıkılırdım kesin. Her kilometreyi sayarak, daha doğrusu her 100 metre, asfalt yolda devam ettim. Acelem pek yoktu ben de muhteşem evleri, içindeki çiçekleri ve sofistike heykelleri inceleyip devam ediyordum. Ortamda muhteşem doğa vardı, zümrüt çimleri, otlayan inekler ve sisin içinde devasal dağlar. Etrafa bakarken aynı zamanda kendi kendime söz veriyordum: “Yeminle bir daha 100 km üstü koşmayacağım, artık yarışmayacağım ve dağlara sadece trekking için gidip evde sakin bir hayat sürdüreceğim!”

40571308

Elbette hepimiz yarışta zorlukları yaşarken bu tür sözleri kendimize veriyoruz ama bu sefer çok kararlıydım ve artık doğru yoldan yan çizmeyeceğimden emindim. Bir anda yolda Hayriye, Serdar ve Alp’ i gördüm, yolda moral verdiler ve onlarla Alper’ e not yolladım. Birazdan Alper de yetişti. Bir yandan yarış devam ederken, diğer taraftan kendi kendime kızarken ve öfkelenirken kontrol noktasından önce tırmanışa nasıl geçtiğimi anlayamadım. Etrafımda ağaçlardan yapılmış komik heykeller vardı: Salyangoz, sincap, domuz. Yolda bir adam ağacın altında yatıyordu, nefes nefese kalmış, iki kişi bankta oturuyordu, ben de titreyen bacaklarımla istasyona ulaşmaya çalışıyordum, anlaşılan herkes kendi çapında sürünüyordu. Nihayet kontrol noktasına ulaştık, Aydın Abi’ yi görmek çok güzeldi, onunla yarış bitirme endişemi paylaştım o ise: “Gülüyorsun demek ki devam edebilirsin” diye moral verdi. Burası Champex – Lac, 123. km, bir saat uyacağım derken Koray, süreyi 15 dakikaya indirmeye çalıştı ama olmadı. Uyumazsam yarışı bitirmem tehlikeye girecekti kesin. Aydın Abi, Koray, Aykut, Ömer bizler için seferber oldu. Kesin o noktadaki müthiş destekleri beni ileriye götürdü. Yemeği yedikten sonra olduğu gibi ayakkabımı çıkarmadan yorganın altına gömüldüm. Soğuktan titrerken beş dakika sonra kendimi saunada hissettim. Kafamı yorgandan çıkardığımda dondurucu soğuk vardı. Yemekten sonra ilacımı içtim belki de onun etkisiydi. Yorgunluğa rağmen uykum bir türlü gelmiyordu ve bir saat içinde dönüp duruyordum. Dinlenme çadırına şiddetle yağmur vuruyordu, o çadırı bırakıp dışarıya çıkmak nasıl bir duygu biliyor musunuz? 35 saat altı derece artık imkansız görünürken, benim için tam anlamıyla yarışta kalma mücadelesi başladı. Bırakma fikri kulağıma ve beynime çok çekici ve çok hoş geliyordu. Ama yanımda o kadar müthiş destek ekibi ve Alper varken onlara karşı mahcup hissediyordum. Dürüst olmam gerekirse aslında en çok kendime acıyordum. Kafamda yapışkan sinekler gibi bir sürü soru vardı, mükemmel başlangıçtan sonra ne oldu ki bu hale geldim, o kadar antrenman, strateji derken koskoca seneyi çöpe attım gitti, cevapları bulamıyordum, tüm soruları baştan atıp devam etmekten başka çarem yoktu şimdilik. Ayrıca güzellik uykusundan sonra kendimi biraz daha iyi hissedip en az ayakta durabiliyordum. Bol şekerli kahve ve Koray’ ın getirdiği olağanüstü, muhteşem, harika meyveli turtayı yedikten sonra (seneye sırf o turtayı yemek için yarışa katılacağım) yola koyulduk. Önümüzde sadece 48 km vardı. SADECE. Capcanlı şekilde istasyondan ayrılıp ilk tırmanışta tekrar yamuldum, gözlerim resmen kapanıyordu. Fazla uzaklaşmadan geri döneyim derken “finisher (bitirme) yeleği kapmadan buradan gidemem fikri” beni bol çamurlu yolda tutturdu. Ayakta uyumak da fıtratta varmış, çok kötüleştiğim zaman bir taşa oturup gözlerimi kapalı tutuyordum. Yolda bir küçük kontrol noktası ahırın içindeydi, orada uyumaya çalışırken donacaktım az kaldı, koşa koşa sokağa çıkıp ateşin yanına kendimi attım (görevliler ısınmak için yakmışlar). Nihayet 140. km kontrol noktasına vardığımızda masa üzerinde uzanıp, üzerime aluminyum battaniyeye sarılıp kalabalık ve gürültü içinde uyumaya çalıştım, çadırın içi o kadar buharlaştı ki üzerime damla damla su akıyordu. İstasyondan çıkıp tırmanışa başladık. Bir anda bu upuzun gecenin asla bitmeyeceğini düşünürken yolda farklı zamanda Fırat, Servet ve Mehmet Ali’ yi görmek harika oldu. Yavaş yavaş gün doğuyordu ve yorgunluğa rağmen müthiş dağların karlı manzarası ve yeni günün başlangıcından keyif çıkarmaya çalışıyordum. İnişlerden birinde uykuya dalıp az kaldı çamura dalacaktım, yetmedi peynir hakkında abuk sabuk konuşmaya başladım. 🙂

40601861

Vallorcine kontrol noktasına (150 km) vardığımızda hava tamamen açıldı, burada neşeli bir kalabalık vardı, ne de olsa finişe çok az vardı. Hava şartlarından dolayı rotayı biraz değiştirip bir tırmanış ve Chamonix’ ye iniş kaldı. Çıkışta hava iyice ısındı, ondan dolayı finişe en güzel şekilde varmak üzere pantolon ve su geçirmez montumu çıkarıp çok tarz şapkamı ve gözlüğümü taktım. Lahana gibi finişe girecek değilim hani. Şunu düşündüğüme göre kendimi toparlamışım demek ki. Güneşin ısısıyla keyfim yerine geldi. Biraz tırmanıştan sonra devasa kaya ve kökleri geçerek inip son tırmanışa geçtik. Son istasyona ulaşıp iki bardak kola içip finişe fırladık. İnişi tek nefesle geçtik diyebilirim. Finişin yakınlığı inanılmaz güç veriyordu. Yolda o destek veren insanlar… Chamonix’ ye ulaşınca ilk gördüğümüz Umut Can oldu ve müthiş fotoğraflarımızı çekip finişe kadar bizimle geldi, Faruk da bizimle koşup çekim ekibine haber vermek üzere bizden ayrıldı. Yolda Aslı ve Utku motivasyon vererek neredeyse finiş çizgisine ulaştık. İnsanların tezahüratları, alkışları ve tebrikleri hepsi unutulmazdı. Finiş çizgisini geçerken 171 km uzunluğunda hayatı yaşamış oldum. Finişte Aykut, Hakan, Ömer ve Burak bizi beklerken birbirimize sarıldık, bizden önce finişi gören dostlarımızla birbirimizi tebrik ettik.  Çok enteresan, yarış ilkinden daha uzun sürdü ama bana daha kısa geldi, fiziksel olarak kendimi iyi hissetmememe rağmen zihinsel olarak bu sefer daha kolay olayı atlattım. Soğuk biradan sonra hayat daha da güzelleşti. “Bir daha koşacak mıyım?” “Kura çıkarsa, elbette!” “Neden?” “Çünkü ne yapıp edip 30 saat altına ineceğim (hevesim geçmezse) ve o zaman kendimi Dom Perignon ile ödüllendireceğim!” 🙂 

21270984_1525469220844816_4522247875677089185_n
Fotoğraf: Aslı Sertçelik
0M8A0740
Fotoğraf: Umut Can Teniz

Aydın Abi’ ye, Koray’ a, Aykut’ a, Faruk’ a, Aslı’ ya, Utku’ ya, Ömer’ e, Burak’ a, Hakan’ e ve Umut Can’ a kocaman teşekkürler, destekleriniz müthişti, iyi ki varsınız! Biz evde olmadan hem evdeki kedilerimize hem de onlarca sokak canlarına bakan komşumuz Handan’ a sonsuz teşekkürler! Elbette sevgili eşim Alper’ e kocaman teşekkürler!

Malzeme desteği için Salomon Türkiye, saat desteği için Suunto Türkiye’ ye, gözlük desteği için Ren Spor’ a ve her türlü destek için Argeus Travel’ a kocaman teşekkürler!

Not: Hava çok soğuk olmasına rağmen yanımda bol bol malzeme olduğu için (zorunlu malzemeden fazla) pek sıkıntı yaşamadım, sadece ikinci gece üşüdüm, o da ateşten dolayı. Yanımda birkaç bere, yedek çorap, 4 eldiven vardı neredeyse hepsini kullandım.

Malzeme olarak neredeyse Tor des Geants ile aynı malzeme leri kullandım sadece farklı ayakkabı ve baton vardı, kramponlarımı da evde bıraktım, zorunlu malzemeler arasında değildi.

Ayakkabı olarak Salomon S-Lab Sense 5 Ultra kullandım, çok rahattım sadece bir sonraki kez aşırı çamurda bu modelin SG olanını kullanacağım.

Baton Leki Micro Trail Pro kullandım, tek kelimeyle mükemmel.

Gözlük ise Nisan ayından itibaren Smith marka kullanıyorum ve çok memnunum.

40554113

Ve son değerlendirme olarak her şey o kadar iyi giderken neden sonra sürünme yarışına dönüldü, kendi kendime (önceden bilmeme rağmen aynı hatayı yaptım) tekrar hatırlatıyorum.

  • Yarış öncesi önemsiz konulardan dolayı gereksiz strese girdim. Mümkünse yarıştan önce (1-2 hafta) kendinizi gereksiz stresten koruyun, çok fazla enerji alıyor.
  • Yarıştan önce iyi dinlenemedim (1-2 haftalık süreçten bahsediyorum), antrenmanlarımı azalmama rağmen bu zaman çok koşturmacayla geçti (tamamen benim suçum, vaktimi iyi değerlendirmedim). Hayat temposunu mümkünse biraz yavaşlatmak lazım.
  • Yarış öncesi (son günler) fazla dolaştım ve ayaklarımı az uzattım. Yine benim hatam ama ne yapalım gezecek çok yer var. 🙂

En mükemmel hazırlık yapmama rağmen evdeki hesap çarşıya uymayabilir ondan dolayı her şeyi olduğu gibi kabul etmek, gülmek, gülümsemek ve yaşanan aksilikleri dünyanın sonu olarak kabul etmemekte fayda var :).

Ne dedik “her yarış bir derstir” ben de tekrar iyi bir öğrenci olduğumu düşünüyorum.

TÜM PARKURLARDA YARIŞAN DOSTLARIMA KOCAMAN TEBRİKLER!

Sevgisiyle ve tutkusuyla – Alanya Ultra Maratonu

Uzun aradan sonra yine sizinle beraberim değerli takipçilerim. Kışın elbette boş durmadım hem antrenman yapıp hem de yeni markamı yarattım inspiredbyrun: Spor tutkusu ve macera dolu benzersiz gümüş takılarla size motivasyon ve güç versin diye yola çıktım, yeni eserlerime ilham bulmak için  dağlara ve doğaya kendimi atıp benzersiz parkurlarda koşmaya ve yarışmaya devam edeceğim.

IMG_6874
Fotoğraf: Alper Dalkılıç

Hayat kocaman bir dağ nehri ve yaşamak için onla beraber hareket edip değişmek ve hareket etmek, kendini geliştirmek lazım…Ben de yeni yarışlara ve daha önce ayağımın basmadığı patikalarda ayak izlerimi bırakıp kendimi yeni doğmuş yepyeni bir insan olarak hissediyorum. Her yeni macera benim için yepyeni bir hayattır, uzun zamandır yarış heyecanı değil yeni maceranın heyecanını hissetmeye başladım. Her macerada hem kendimi hem de sınırlarımı daha yakından tanımış oluyor, kendime daha yakın hissediyor ve her yarışta yeniden kendimi buluyorum.

Alanya Ultra Maratonu 

Tek bir kelimeyle bu yarışı özetlememi isterseniz: “Sevgi ve dağ tutkusuyla hazırlanmış, her metresi düşünülmüş, zorlu, teknik ama olağanüstü ve müthiş manzaralı bir parkur”. İnanın parkur boyunca aklımda sürekli çeviriyordum, benimle koşanlar da bilir, söze de getirdim: “Ahmet müthiş bir parkur yaratmış, doğayı ve dağları çok sevdiği her metresinden okunuyor, devasa bir iş başarmış kendisi ve muhteşem ekibi”. Bu kadar harika parkuru aylarca hazırladıysa onun hakkını vermek bizim görevimizdir, ben de onu yüzde yüz başardığımı sanıyorum, parkurdan inanılmaz keyif alarak elimden geleni yaptım. Her zaman söylerim ki: “Elbette kürsü yapmak çok güzel ama benim için daha önemli bir şey var, elimden geleni yaptığımı bilmektir. Kürsü yapsam da yapmasam da antrenmanlarımın hakkını parkurda verdiysem benden daha mutlusu yoktu!”

17425833_277781505995171_6552028523276951648_n
Fotoğraf: goshots.net

Yarıştan bir gün evvel kafamı yastığa koyunca: “Ne haftaydı ama!” Bir sürü toplantı, yeni çıkan inspiredbyrun eserlerim, doğum günümün ekspress kutlanması, yarış için eşya hazırlaması, Antalya’ da çok sevdiğim arkadaşımı ziyaret, Alanya’ ya yolculuk, otele yerleşmek, yarış öncesi teknede harika makarna partisi ve teknik toplantı. Nihayet her şey hazır ve yarın kafamı dinleyerek müthiş bir parkurda koşacağım, bundan en ufak bir şüphem yoktu. Gülümseyerek uykuya daldım.

Yarış sabahı her zaman aynı geçer, çanta kontrolü ve giyinme, beş dakika fazla uyuyalım diye hazırlığı biraz acele yaptık ve odadan çıkmadan önce bacağımın birinde bir gariplik hissettim, baktığımda hemen nedenini anladım, birinde kalf çorabı vardı diğerinde yoktu. Tozluk ve ayakkabıyı çıkartıp ikisini denk getirip nihayet odamızdan çıkabildik.

17425850_277573956015926_6662835654560349826_n
Fotoğraf: goshots.net

Start alanında heyecan vardı, kimileri son hazırlıklarını yapıyor kimileri ısınıyordu. Ve nihayet start verildi, Alper her zamanki gibi uçtu gitti ben ise: “50 km sonra görüşmek üzere yoluma devam ettim”. Bir yıldır tamamen nabzıma göre antrenman yapıp yarışıyorum, benim için mükemmel bir formül. Başlar başlamaz kaleye çıkmaya başladık.

17629745_278508309255824_7893904611810308000_n
Fotoğraf: goshots.net

Tarihin içinde koşmak apayrı bir duygudur!

17554580_278508935922428_4500269151088021067_n
Fotoğraf: goshots.net
17523229_277575209349134_6418863248611622909_n
Fotoğraf: goshots.net

Kaleye çıktıktan sonra yolumuza devam edip yanlış bir yere saptık sonra hemen yolumuzu bulup inişe geçtik ve deniz kenarında koşup muz tarlalarından geçerek tekrar tırmanmaya başladık.

17499372_277573426015979_7816354752699020887_n
Fotoğraf: goshots.net
17522839_277575636015758_5977977380389029863_n
Fotoğraf: goshots.net

Zorlu, teknik o kadar da keyifli ve olağanüstü manzaralı çıkış başladı. Nabzım müsaade edince koşuyor ya da çok hızlı bir şekilde tırmanmaya çalışıyordum. Etrafıma bakınca zümrüt yeşili ormanları ve aşağıya bakınca uzaklarda altın kumların eşliğinde devasa değerli taş gibi turkuaz, topaz ve en koyu mavisinden safir renginde müthiş ve sonsuzluğu çağırıştıran özgür deniz vardı. Birkaç saat sonra o muhteşem tuzlu suyla kavuşma hayalimle yoluma devam edip birinci kontrol noktasına (8.2 km) ulaşıp jellerin paketlerini çöpe attım, Yeliz’ le biraz sohbet edip su ve kola içip yoluma devam ettim.

17499528_277575882682400_4979895225010848180_n

İsteyen hemen not alsın bu sefer kendim için muhteşem bir karışım yaptım, yulafı sıcak su ve helva ile karıştırıp macun şekline getirip kilitli poşete koydum ve 10 saat boyunca onunla iyice beslendim. Muhteşem bir şey oldu, hem mideme iyi geldi hem de beni tok tuttu, yol boyunca sadece bir dilim portakal, bir miktar jel, kola ve yulaflı macunla beslendim ve hiç sorun yaşamadım. Kontrol nokta masaları çok zengindi ama yarış esnasında benim için çiğnemek çok zor geliyor ondan dolayı bu şekilde beslenmeyi tercih ediyorum, elbette yarışın uzunluğuna göre. 100 mil yarışında ister istemez çiğnemek zorundasın. Yol boyunca bir sürü arkadaşımı görüp keyifli sohbet ettik Ersavaş’ la beraber sert bir inişi paylaştık, bir süre sonra Umut Can’ la yollarımız kesişti, patikalarda beraber koştuk.

IMG_6893
Fotoğraf: Umut Can Temiz

İkinci kontrol noktasına (19.2 km) varınca sularımı tazeledim, kolamı içtim, kafama soğuk suyu döküp yoluma koyulmadan Polat, Alper’ in benden yaklaşık 12 dk. önümde olduğunu söyledi ve yarışın sonuna kadar benim için yakalamaç oyunu başladı. Buradan sonra benim en sevdiğim bölümdü, genelde tırmanışı içeren bir rota. Parkurun keyfini çıkararak üçüncü kontrol noktasına (28.3 km) ulaştım, sularımı tazeleyip yoluma devam ettim, Onur (Ali İmren) biraz eşlik edip dönüşte nereye dönmem gerektiği bilgisini verdi, ondan sonra yapayalnız kalıp parkurda tek olma özgürlüğünü yaşadım. Olağanüstü manzara eşliğinde parkurun en yüksek noktasına ulaştım (1533 m).

17424955_275350896238232_6666695426000399755_n
Fotoğraf: Alanya Ultra Maratonu

İnişe geçince yolda bol kar vardı, mutluluktan ve sevinçten gülmeye başladım.

17626148_278093269297328_4621835355175556560_n
Fotoğraf: goshots.net

Ayaklarım altında kar, etrafımda müthiş orman ve karlı dağ tepeleri, uzaklarda deniz. Böyle müthiş parkurda koşabildiğim için kendimi çok şanslı hissettim. Geniş bir yolda hızlı inişten sonra dar bir patikaya daldım ve bir süre koştuktan sonra dördüncü kontrol noktasına (41 km) ulaştım. Polat, Alper’ in yaklaşık 5 dk önümde olduğunu söyledi, hızlıca sularımı tazeleyip kolamı içip takibe başladım. Epey uzun bir inişe geçtim, Alper’ i yakalayacağımı umarak her dönüşten sonra koşan silueti göreceğim diyordum ama nafile. Yol ya aşağıya ya da yukarıya götürüyordu beni. Beşinci kontrol noktasına (52 km) ulaşınca arkadaşlar, Alper’ in farkı 15 dk’ ya kadar açtığını öğrendim. Finişe yaklaşık 14 km kaldı ve bu farkı kapatmanın mümkün olmadığını düşünüp: “Sağlık olsun, madem öyle abartılı kasmaya gerek yok, sadece elimden gelen en hızlı tempoyu tutup en çabuk şekilde finişe ulaşmaya çalışacağım” diyerek, sularımı doldurup yola koyuldum. Bir anda düşüncelerime dalarak kendimi paraşüt tepesinde buldum, işaret de yoktu ortada. Biraz geri gidince belirgin bir işaretin başka bir yola götürdüğünü görüp kendi kendime biraz kızdım: “Tamam, yorgunsun ama kendine gel ve son kilometreleri adam gibi koş, kocaman bir işareti nasıl görmemişsin!” deyince sert ve teknik bir inişe geçtim. İnerken tırmanışları ne kadar sevdiğimi ve inişleri daha çok çalışmam gerektiğini kendime bir kez daha hatırlattım. Epey vakit sonra stabilize yolla kavuşma mutluluğu yaşayıp bir adet “Espresso Love” jelini çakıp: “Hadi eyvallah finişe doğru gidiyorum” diyerek hızlandım. Yolda bir aile: “Çok geç kaldın diyerek” beni daha da gaza getirdi. Nihayet Alanya el uzaklığındaydı. Altıncı kontrol noktasından (58 km) hiçbir şey almadan geçip sahil yoluyla kavuştum, buradan biraz koşup bir ara plaja gireceğimi biliyordum. Düzde iyice hızlanıp denizin keyfini çıkarıyordum. Belli bir süre sonra görevli arkadaş beni plaja yönlendirdi. Hava çok güzeldi, güneş yakıyor, plaj baya kalabalıktı, insanlar serinliyordu, biz ise saatlerce koşuyoruz diye düşünerek kumsalda koşmaya başladım. Bir ara hava çok sıcak geldi, bir mataramın suyunu tamamen kafama boşalttım, yanımdan küçücük bir çocuk geçiyordu, şaşkınlıkla baktı. İleride bir dağ gördüm ve videodan bu dağa tırmanacağımızı hatırladım. Ben yakın finişin mutluluğu yaşarken bu bölümü tamamen unuttum. Ama iyi ki bu bölüm vardı!

17426022_277782372661751_7602770291663150391_n
Fotoğraf: goshots.net

Plaj sonunda dağa yaklaşınca serap gibi Alper’ in turuncu kafa bandını gözümle kestim. Rüya görüp görmediğime hala inanmayan ben tek nefesle sudan geçip kayaya yapıştım ve örümcek gibi patikaya kadar yükseldim. İyice hızlanıp yukarıya tırmanıyordum ve beklediğim an geldi, Alper bir taşın üzerinde yerleşmiş ayakkabısını temizliyordu. “Beni geçersen olacağı budur” diyerek kaçmaya başladım. Alper’ in suyu bitti, ona tek mataramdan son suyumu verip yarışıma devam ettim. Finişe sadece birkaç kilometre kalınca gençlerin yanlış yönlendirmesiyle yanlış yola sapıp (bizim gidiş yolumuz) zamanında fark edip, teyit için Ahmet’ i arayıp doğru yoldan devam ettik. Tırmanırken patikada tek olduğumu fark edip hızlandım, kaleyi turlayıp, daracık tarihi sokaklardan geçerken uzaklarda finişi görebiliyordum. Kayadan inip, sudan geçerek benimle dalga geçen gençlere laf yetiştirip finişe ulaştım. Müthiş bir parkur, olağanüstü manzara, harika bir yarış.

17626393_1268409106530280_4895198057611774127_n
Fotoğraf: goshots.net / Elindeki sopaya dikkat! 🙂
FullSizeRender (22)
Fotoğraf: Alper Dalkılıç

Ultra maraton da hayat gibi, ne zaman ne olacağı belli değil, tek bir kural var: Pes etmeden, vazgeçmeden, elinden geleni yaparak hedefe ulaşmaya çalışacaksın, yolda da keyif almayı unutmayacaksın ama…Hayat ultra maraton gibi sürprizlerle dolu, doya doya yaşayarak sizi nasıl şaşırtacak bekleyin ve görün!

17424604_277781732661815_6065578065964347110_n
Fotoğraf: goshots.net
alanya-ultra-maratonu-2017-fotoğrafları
Fotoğraf: Redbull
2017-04-01_15-27-43
Suunto ne der? 🙂

SEVGİLİ AHMET ARSLAN VE TÜM EKİBİ,  VEYSEL GÜLER, POLAT DEDE, SAVAŞ GÜNDÜZ, ATIL CÜCE, YELİZ KARAKAYA, ONUR ALİ İMREN, KORAY BOZUNOĞULLARI VE TÜM ARGEUS EKİBİ, SÜHA GÜNERMENGİ, GÖNÜLLÜ ARKADAŞLAR, FOTOĞRAFLARIMIZI ÇEKEN ONUR ÇAM VE GOSHOTS EKİBİ, BÜTÜN EMEĞİ GEÇEN ARKADAŞLAR, UTOPIA WORLD HOTEL’ İN MİSAFİRPERVER PERSONELİ, HEPİNİZE DEVASA, SONSUZ TEŞEKKÜRLER! MÜTHİŞ BİR İŞ BAŞARDINIZ. 🙂

TÜM KOŞAN DOSTLARIMA DEV TEBRİKLER!

SALOMON TÜRKİYE VE SUUNTO TÜRKİYE’ YE MALZEME DESTEĞİ İÇİN KOCAMAN TEŞEKKÜRLER!

HER METRESİNİN SEVGİ VE DAĞ TUTKUSUYLA HAZIRLANMIŞ OLDUĞU BU MUHTEŞEM PARKURDA SENEYE SİZ DE KOŞUN, ZORLU PARKURDA KENDİNİZİ TEST ETMEK, MÜTHİŞ MANZARALARI DOYA DOYA YAŞAMAK VE GÜZEL TÜRKİYE’ NİN HARİKA ORGANİZASYONUNDA BULUNMANIN MUTLULUĞUNU YAŞAYIN! SENEYE GÖRÜŞMEK ÜZERE! 🙂 

Huzurunuzda inspiredbyrun!

En güzel fikirler ve en parlak düşünceler hep koşarken aklıma geliyor. Aralık ayında memleketimde, çocukluğumdan beri antrenman yaptığım parkta bembeyaz pamuk karların üzerinde koşarken kendi kendime: “El işi seviyorsun, desenleri yapmayı seviyorsun ama şimdiye kadar onları hep tırnakların üzerinde yaptın, haftalar geçince onlardan eser bile kalmadı. Peki kalıcı desenleri yapıp onları ölümsüzleştirmek harika olmaz mı, hem de o kadar sevdiğin gümüşün üzerinde? :)” Kar yağarken hepsini kafamda çevirip duruyordum. Olur mu, olmaz mı. O anda en sevdiğim cümle aklıma geldi: “Yaptıklarının pişmanlığı yapmadıklarından daha iyidir!” İstanbul’ a dönüp hemen harekete geçtim. Onlarca yaptığım çizim ve haftalarca süren çalışmalardan sonra ürünlerim bugün ellerimdeydi. Harika bir duygu. Tasarımlar hep koşarken aklıma geliyordu, eve gelip onları hemen kağıda döküyordum, inspiredbyrun (koşudan ilham alarak yapıldı) daha güzel isim bulamazdım. Spor ve doğa ruhu dolu gümüş takılar, ilk kez Pazar günü (19 Şubat) Geyik Koşusu’ nda sergilenecek. Sizi standıma bekliyor olacağım! Ben çok severek çizdim, her birine macera ruhumu katmaya çalıştım! Size de şansı getirmesini dilerim. Peki yarışta koşmaz mıyım? Elbette koşarım ama 4 km. Bütün katılımcılara şimdiden başarılar! Ormanda görüşmek üzere!

urunler
Güzelliklerim: inspiredbyrun, Kaçkar Rüyası, İznik Yolcusu, Kaçkar Geceleri ve Benimle Ömür Boyu Koşar Mısın?
  • Geyik Koşuları’ na gelemiyorsunuz hiç merak etmeyin, bütün ürünlerimi Pazartesi gününden itibaren instagramda paylaşıyorum: www.instagram.com/inspiredbyrun/
  • Hayvanları ne kadar sevdiğimi herkes biliyor, her eserin 5 TL’ si evdeki kumbaraya atılacak ve sokak hayvanlarının mamalarına ve gerekirse tedavilerine harcıyor olacağız.

TdG’ de kullandığım malzemeler / Экипировка для Тура Гигантов

TdG Yarışı esnasında kullandığım malzemeler hakkında ara sıra sorular geliyor. Ben de burada hepsini değil ama benim için en önemli olanları paylaşmak istedim.

TdG Raporu:

Tor des Geants Bölüm 1

Tor des Geants Bölüm 2

Иногда мне поступают вопросы о экипировке, которую я использовала на Туре Гигантов. Решила опубликовать не всю экипировку, а самые любимые и самые необходимые (для меня) вещи.

Отчёт о гонке Тур Гигантов:

Тур Гигантов “Нереальная реальность”

  • Salomon S-Lab Adv Skin 3 Belt
  • Salomon S-Lab Adv Skin 12 Set
  • Salomon Exo Motion Long Sleeve Zip Tee
  • Salomon S-Lab Light Jacket
  • Salomon Nebula 2.5L Jacket
  • Salomon GTX Active Shell Jacket
  • Salomon Bonatti WP Pant
  • Salomon Exo Calf
  • Salomon Trail Runner Sleeve
  • Salomon Active Glove U
  • Salomon S-Lab Running Gloves
  • Salomon XT Wings Glove WP
  • Salomon Speedcross 3 CS
  • Salomon Speedcross Pro
  • Kovea Zipsin 5 Crampons
  • Led Lenser H7R.2 Headlamp – 300 Lumens
  • Leki Corklite Trekking Poles
  • Poncho & Rubber Gloves
  • Suunto Ambit 3 Peak
  • PowerGel Original
  • PowerBar Performance Smoothie
  • Hüma Chia Energy Gel