7. Finiş ya da çini koleksiyonu nasıl yapılır

Orhangazi Ultra Maratonu 90 km

İznik… Akşam saatlerinde semaverden çay içerken ve İznik Gölü’ nün muazzam manzarası eşliğinde gün batımını izlerken neden buraya 7. kez geldiğimi anlıyorum. Elbette her sene severek koştuğum yarışın yanında İznik’ in ve gölün huzur verici hissi.

inspiredbyrun markamın kuruluşundan beri her yarışta beni standımda görebilirsiniz. Bu da bana çok iyi bir avantaj sağlıyor, gün boyunca çalıştıktan sonra akşam odaya kadar sürünerek yarış heyecanı değil de çuval gibi yatar ve sabaha kadar aralıksız uyurum. 🙂

IMG_0716
inspiredbyrun halleri. Resimde iki tane Elena bulun 😉

Yarıştan önce en sevdiğim karanlıkta değil aydınlıkta uyanmak. Gölün benzersiz gün doğuşuna uyanıp hazırlıklarıma başladım. Yarış öncesi rutinleri tamamladıktan sonra transferle Orhangazi’ ye doğru yola konulduk, saat 09:00′ a yaklaşıyordu ve yarış başlamak üzereydi.

c7ce89f0-d54b-463b-9470-28a89e1eab59
Son müzik ayarları 🙂 Bundan sonra tüm fotoğraflar aksiyonfotograflari.com

Son 3 sene İznik’ te koşarken farklı farklı aksilikleri ve maceraları yaşadım (hepsi tamamen benden kaynaklı. Raporlarım: Hayat Gökkuşağı ve Uludağ Küçük Zirvesi’ nde başlayan İznik’ te biten ultra maraton). Öncekilerde ya demirim düştü ya ayağım burkuldu ya sinirim sıkıştı, aksi gibi neredeyse tüm parkuru sürünerek yürüyordum, bu sene artık kararlıydım: “Yeter artık ya, şeytanın bacağını kıracağım ve bu parkuru ya koşacağım ya koşacağım, başka seçenek yok!” Kendime bir hedef koydum: Güneşi batırmadan bitiş çizgisine ulaşmak ve yarışı 10,5 saatin altında bitirmek.

Start alanında arkadaşlarımla sohbet ederken yarışın nasıl başladığını anlamadık. Kulağımda çalan çılgın çıstak şarkıların eşliğinde macera başladı. Neredeyse yarışın ilk 19 km’ si parkur dümdüzdü. Başlangıçta biraz asfalt, sonrası keyifli göl kenarı (en sevdiğim) ve gölgeli zeytinlikler.

716e9254-f9c5-41ca-b8bb-2e53d2a3c7cf
Beslenmeyi atlamıyoruz! 😉

Parlak güneşin altında hava çok güzeldi, baya sıcak bir gün bizi bekliyordu. Yarışın başlangıcından beri beslenmeye ve su alımına çok dikkat ettim ve yarış boyunca ne enerji düşüşü ne de çökme yaşadım.

Elbette geleneksel Sölöz Dere geçişi İznik’ in olmazsa olmazlarındandır. Bu geçişi sadece 2014 yılında atlattım o zaman maraton mesafesini koşup buralara kadar yolum düşmedi. Yoksa 2012 yılında beri bu dereyi hep saat yönünde geçmişliğim var. Bazen atlayarak ve koşarak bazen de sürünerek. Bu sefer güzel bir karenin peşindeydim, fotoğraf çeken arkadaşı görünce doğrudan sulara daldım.

f4455258-d06f-4945-a88b-b372d382aded
Su bizim herşeyimiz 🙂

Sonraki bölümde biraz çamur vardı ama bu sene en kuru parkurlardan biriydi kesin. Hele ilk kez İznik’ te koştuysanız o çamur banyolarını unutmak ne mümkün! 😉

Sölöz kontrol noktası sonrası artık tırmanma zamanı geldi, sularımı tazeleyip, jellerin ambalajlarını çöpe atıp yoluma devam ettim. Neredeyse tüm tepeleri sabit bir tempo ile koşmaya çalıştım. Yükseldikçe gölün benzersiz manzara ve güzelliği gözlerimi kamaştırıyordu. Masmavi göl, capcanlı yeşillik, neşeli sarı çiçekler ve gülen papatyalar. Benim için bu seneki İznik renkleri…

e8360484-d431-41ce-87be-d77ebecf3026

Her çıkışın inişi olduğu gibi bir sonraki kontrol noktasına (Narlıca) koşarak indim. Geleneksel çöp atma ve su doldurma etkinliklerinden sonra hemen yarışıma devam ettim. Uzaklaşınca aklıma geldi: “Hani burada tuzlu bir şey yiyecektim” ama artık geç oldu, hurmaya ve jellere kaldım.

b715b74e-a650-4f2e-af3f-d36d4c8eec76
Ayaklarımın yerden kesildiği doğrudur 🙂

Bundan sonra en sevdiğim “roller coaster” bölümü başlıyordu, zeytinlikler içinde eğlenceli koşu. Hele bizler o patikalardan kayarak akarken ve ağaçların arkasından pat diye çıkıp inerken yerel insanların bakışları vardı! 🙂 Gölgelerin içinde serin, dar ve güzel patikalar. Ne kadar güzel olsa da bir süre sonra insan geniş yola kavuşunca seviniyor, hem de Müşküle Köyü’ ne varmak üzereysen.

01573def-6931-49df-8fa7-ba16a72b2533
Yola kavuşma sevinci 🙂

Ve nihayet Müşküle Köyü. İki sene önce buralara acayip aç bir şekilde ulaştım. Yarıştan önce ayağımı çok fena bir şekilde burktuğum için patika kısım çok uzun olmamasına rağmen benim için saatlerce sürdü ve yolda feci bir şekilde acıktım. Tanrı da çok iyi bir teyzeyi karşıma çıkarttı o da bana pişi ikram etti, unutmak ne mümkün! Bu sefer de senelerce olduğu gibi Müşküle sokakları – mutluluk ve huzur karesi: Sokaklarda örgü ören kadınlar alkışıyor ve biri diyor ki: “Koşma kızım”. Doğru ya, ne koşuyorum ki. Zaten buradaki kontrol noktasından sonra “neden koşuyorum” sorgulama bölümü başladı benim için. Aslında bu sorgulama bölümü neredeyse her yarışta olur da fakat farklı mesafelere denk gelir. Bu sefer uzun yokuşa ve yarışın ikinci yarısına denk geldi. Ne yalan söyleyeyim bu kısımda biraz sıkıldım. Ama yolda gördüğüm koşan arkadaşlar bu yolu renklendirdiler ve zevk kattılar, bir sürü insan görüp sohbet ettik. İşin en önemli kısmı nihayet 3 senenin ardından bu bölümün neredeyse tamamını koşabildim.

ae31ab24-ea29-42dd-9d30-0d14f27bf044
Evet, bakalım istasyona kadar kaç kilometre kaldı!? 🙂

Kontrol noktasına (Süleymaniye) ulaşınca nihayet tuzlu bir şey yemek aklıma geldi. Peynir, ekmek, zeytin biraz kola ve yolda protein barın yarısını yemeye çalışırken yoluma devam ettim. Ne de olsa biraz tırmanış sonra da yokuş aşağıya ve düzlük kalıyordu. Buradan sonra nedense balon gibi şiştim. Ya çok hızlı yediğim için ya da çok fazla sıvı tükettiğim için. En çok su içtiğim yarışlardan biriydi. Aklıma Ultra Pirineu yarışı geldi, 110 km koşarken kaç kilo kavun yediğimin farkında değildim, koştuktan sonra finişte bile kendimi kavunu yerken buldum o kadar güzeldi. Tabii ki sonuç olarak bibendum gibi oldum. 🙂 Biraz uzaklara gittim galiba, şimdi İspanya’ dan İznik’ e geri dönelim.    Ertesi günün stant işlerini düşünerek bu bölüm de bitti. Son kontrol noktasına (Derbent) varınca biraz çorba ve kola içtikten sonra artık finişin kokusunu alıp hemen istasyondan ayrıldım. Yolda protein barın ikinci yarısını yemeye çalışırken pek başarılı olamadım. Ben itiyorum o da geri çıkıyor. “Neyse” dedim “Gayet tokum fazla zorlamanın anlamı yok”. Buradan sonra artık çok kısa çıkış ve sert iniş olacaktı.

5457e290-1a94-4487-a1d5-a8b9c34f6b1f

Burada iyice hızlandım, hani gün batmadan önce finişe ulaşmam lazımdı. Upuzun inişten sonra düz yola kavuşma mutluluğu.

bbdd4c71-0447-407c-a277-e8b9e2e3ad14
Eller havaya, finişe az kaldı 🙂

Finişe kadar sadece 6 km kaldı ama geride kalan 80 km.nin bedeliydi. Sonsuza kadar süren dakikalardan sonra gönüllülerden biri müjde verdi, son 1 km kaldı.

b1c227f9-043d-4fd8-b773-39a91e870231
Ne?! Sadece 1 km mı kaldı? 😉

Son metrelerin unutulmaz anları…

73df0cf9-b29f-468d-8d72-7be3aa100852
Neredeyse bitti!

Finişe gelmeden önce koşan arkadaşların, çocukların ve yerel halkın desteği müthişti ve unutulmaz anlardan biri.

0824dc3a-96df-457f-90e0-9cfb03136d23
Mutlu son 🙂

Ve hedef tuttu: 10:12:00

Yarış boyunca “hayatımın sorgulaması” bölümüne geçmediğim için yarış benim için çok güzel ve eğlenceli geçti demek ki. 🙂 Her zamanki gibi yarış öncesi yaptığım ve benimle finişe ulaşan tırnak desenlerim bozulmadı. 😉

IMG_0772
Fotoğraf: Ersavaş Güdül
dacca7c5-b9db-4988-a37c-c15aa0040cd3
Tebrikler! 🙂

Organizasyon her zamanki gibi mükemmeldi ama bu sefer apayrı bir samimiyet vardı, kendimi evimde gibi hissettim. Gönüllüler ve destekçiler müthişti. Kontrol noktalarında destek inanılmazdı, su doldurmadan tut çantamın arka cebinden bir şeyler çıkarmaya yardım etmelerine kadar. Manevi destekten zaten bahsetmiyorum, olağanüstü ve harikaydı.

Müthiş fotoğraflar: aksiyonfotograflari.com

Beslenme:

Yol boyunca IRONDEER jelleri ve izotonik; bir adet protein bar; hurma; istasyonlarda peynir, zeytin, ekmek, çorba, portakal, muz ve cola.

Kullandığım COLUMBIA MONTRAIL ürünleri: 

CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA; CALDORADO II AYAKKABI; BOYUNLUK; TITAN ULTRA SLEEVELESS ATLET; TITAN ULTRA PERFORMANS ŞORTU; TITAN LITE WINDBREAKER II RÜZGARLIK.

thumbnail_IMG_0917
İznik Ultra çini koleksiyonuma gel! 🙂
Reklamlar

Yağmuru beklerken…

Bu sene Alanya’ nın ayrı bir güzelliği vardı, sisle sarılmış ve bulutlarla örtülmüş dağlar, hırçın deniz dalgaları, zorlu ama o kadar da keyifli patikalar ve Ahmet Arslan ve ekibi tarafından yaratılmış dağ koşusu festivali havası.

Ahmet ile ne zaman konuşup yazışsak kendisi sürekli patikalarda oluyordu, geçen seneki parkura daha çok patika eklemek istiyordu ve bu işi inanılmaz iyi bir şekilde başardı. Parkurda sıkılmak ne mümkün, bir iniyorsun sonra sürpriz çıkış karşına çıkıyor, taşlı yemyeşil patikalar ile zenginleşmiş müthiş parkur. Bana bazen sorarlar: “Koşarken sıkılmıyor musun?” Neden sıkılacağım, patika ve ultra maratonlar koşarken sadece bacaklar değil beyin de çalışıyor. Taşlı ve köklü zorlu patikalarda ayağımı nereye koyacağım, şimdi jel aldım, 15 dk sonra hurmayı yemem lazım sonra tekrar jel almam lazım derken vaktin nasıl geçtiğini ve bitiş çizgisine nasıl ulaştığımı resmen anlamamış oluyorum hele kulağımda hoş bir müzik çalıyorsa. Konudan biraz uzaklaşmış oldum, parkura geri dönerken geçen sene de dediğim gibi Alanya Ultra Trail parkuru dağlara aşık olan biri tarafından hazırlandığı besbelli, her metresi düşünülmüş bir parkur, bize de bu müthiş parkurun keyfini çıkarmak kaldı.

Alanya’ ya Perşembe günü vardık, bu iş şu iş derken kendimi Cuma günü inspiredbyrun standımda buldum, otele varışımız saat 20:30′ u buldu, yemek ve hazırlıklar derken saat 22:30′ da 05:00′ da uyanmak üzere alarmlar kuruldu. Bu sabahın köründe çalan alarm var ya. Bir taraftan diyorsun kendi rızamla buradayım, diğer taraf der ki yatmak ne güzel olurdu şimdi. Ben de bu yatağa akşam tekrar gireceğim hayaliyle ayaklandım. Apartopar toparlanıp saat 06:00′ da yola koyulup 06:30′ da başlangıç alanındaydık. Su ve müzik ayarı derken artık start’ a çağrılıyoruz, ne de olsa sadece 8 dakika kaldı. Deniz fenerine giderken arkadaşlarımla sohbet edip start çizgisine ulaştık. Ve yarış başladı…

Kızıl Kule, Alanya Kalesi’ ni arkamızda bıraktıktan ve biraz tırmandıktan sonra düz yola kavuştuk.

29542345_425880841185236_5264633571188065483_n
F: goshots.net
29683692_425212407918746_4842112264889377946_n
F: goshots.net

Muz bahçelerini geçtikten ve biraz asfalta koştuktan sonra bol tırmanışlı patika başlıyordu.

29571128_425044991268821_8694725484844097923_n
F: goshots.net
29541664_425213377918649_7356543810924026458_n
F: goshots.net

Tırmanışa geçmeden önce çantama bağlı olan batonlarımı çıkardım ve 40 km’ lere kadar onlarla ayrılmayacaktık. Tırmanırken kulağımda neşeli parçalar çalıyordu, manzaralar da olağanüstüydü.

29541220_425215711251749_3529375898304368324_n
F: goshots.net

Yükselince dağlar sisle örtüldü.

29543016_425217581251562_909223123931105115_n
F: goshots.net

Saatime rota yüklüydü ama ona hiç bakmadım (işaretleme çok iyiydi) ta 19 km’ ye kadar. İşaretleri takip ederken bir anda kendimi yokuş aşağıya koşarken buldum ve oradan birkaç arkadaş ses ederek işaretlerin olmadığını iletti . Tekrar yukarı çıkıp tüm yönlere bakınıp başka işaretleri bulamadık, ben de rotaya bakayım dedim ve bir sürpriz beni bekliyordu! Alanya Ultra Trail yerine Belgrad Ormanı’ nda koştuğumuz “Yılbaşı rotası”nı yanlışlıkla çalıştırdım. Saatimi kapatıp ve yeniden açıp nihayet doğru rotayı görebildim. Her tarafa dikkatli bakınca doğru yönü gösteren yerde olan bir ok bulduk ama işaretler bambaşka bir yöne götürüyordu. Meğerse biri işaretleri koparıp ve toplayıp yanlış bir yöne asmıştı. Beraber koştuğumuz arkadaşlardan biri hemen Ahmet’ i arayıp durumu bildirdi. Sabotaj yapanlara iyice yolda saydırdım ben de :). Yoluma devam ederken fark ettim ki saatimi çalıştırmayı unutmuşum. Nihayet başlangıç tuşuna basmak aklıma geldi. Bu şekilde 2. KN’ ye yaklaşırken ben yarışa yeniden başlamış gibi oldum. Biraz muz yiyip, kola ve çorba içtikten sonra yoluma devam ettim. Hava tam bozacak gibiydi biraz sis biraz çise derken ben de kendi kendime: “Neyse şu en yüksek tepe yoluna çıkınca orada yağmurluğumu giyerim artık”. Hiç üşümüyordum tersine nedense acayip sıcak bastı. Aslında üşümemek için bir tık daha hızlı gitmeye çalışıyordum bu da benim için avantajdı. Ayrıca tepenin bir tarafı rüzgarlı diğer tarafı sakin ve sıcaktı. Bu düşüncelerdeyken 3. KN’ yi çok hızlı bir şekilde geçip 4. KN’ ye ulaştım. İlk sorum şuydu “Karlı tepe nerede kaldı?”. Meğerse tepede fırtınalar kopuyordu, rota kötü havadan dolayı değişti bana da bu bilgi 3. KN’ de verildi ama ben müzik dinlediğim için tabii ki duymadım. Bundan sonra benim için en önemli kurallardan biri: Kontrol noktasına yaklaşırken bir kulağı müzikten boş bırakmaktır. Finişe kadar bir yarı maraton mesafesinin kaldığı mutlulukla KN’ sında çorba içtikten sonra ayrıldım.

29572725_425214374585216_3457744207896170078_n
F: goshots.net

Buradan sonra fazla çıkış olmadığı için batonlarımı tekrar çantama bağladım. Bundan sonra neredeyse kalan yolu tek başıma koştum. Parkur çok keyifliydi, ormanın içinde taşlı yollar ve yemyeşil patikalar. 5 KN’ sında yanıma biraz tuzlu kraker  alıp yoluma devam ettim. 6. KN’ ye ulaşınca hava iyice açtı ve benzersiz bir manzara eşliğinde iniş başladı. Taşlar üzerinde zıplayarak aşağıya indim ve önceden stabilize yola sonra da asfalta kavuşup plaja çıktım. Buradan sonra artık rotayı iyice biliyordum, biraz kum biraz kaleye tırmanış. Kulağımda tam yaz şarkısı çalınca koskoca plajın sonuna devasa bir kayaya ulaştım.

Plaj bitince görevli arkadaşın yardımıyla biraz kaya tırmanışı oldu, keyifli orman koşusu, kale gezisi, Damlataş Mağarası’ nın gecişi ve nihayet finiş!

29570632_425880204518633_2323334727786003989_n
F: goshots.net

Tam da çok sevdiğim şarkı eşliğinde.

Bir macera daha arkamızda kaldı. Dağlarla başbaşa kaldım, müthiş patikalarda koştum ve güzel manzaralara doyamadım. Bir de raporun ismi neden “Yağmuru beklerken…” sorarsanız. Alanya’ ya gelmeden 2 hafta öncesinde hava raporlarına bakarken çok feci yağmur olacağı söyleniyordu ben de ona göre hazırlıklı geldim ve tüm hazırlıklarıma rağmen tam anlamıyla yağmura yakalanmadım bir türlü, yarışı etek ve tişört ile çok rahat bir şekilde bitirdim. İşte bu bir dağ koşusu, ne zaman ne olacağı hiç bir zaman belli değil ama tüm hava şartlarına hazırlıklı olmak şarttır. Dağlarda koşmak hiç bir zaman şakaya gelmez, dağları çok ciddiye alıp saygı göstermek lazım, onlar da bize koşmak ve tırmanmak için müsaitlik versin. Bu seneki en büyük hedefim olan UTMB yarışı için harika bir antrenman oldu. Bu parkur Türkiye’ nin en teknik ve en zorlu rotalarından biri, manzaralar da muazzam. Bu sene yarış daha da çok kalabalıklaştı, daha çok yabancı sporcu geldi, umuyorum ki en yakın zamanda Dünya çapında bir yarış olacak. Biz de bu yarışa katılarak destek verelim.

Ahmet Arslan‘ a, ekibine ve tüm gönüllü arkadaşlara sonsuz teşekkürler, müthiş bir iş çıkardınız, iyi ki varsınız!

Yolda bizim fotoğraflarımızı çeken goshots.net Onur Çam‘ a ve Ufuk Yaramış‘ a kocaman teşekkürler!

Muhteşem müzikler için Erdinç Erol‘ a çok teşekküler!

Utopia World Hotel‘ e misafirperverlikleri için çok teşekkürler!

Beslenme konusunda bu sene yeni ürünleri kullandım. Sibirya’ dan IRONDEER jelleri ile beslendim ve çok memnun kaldım.

Bu sene başından itibaren COLUMBIA SPORTSWEAR TÜRKİYE ile patikaları zorluyorum, destekleri için sonsuz teşekkürler! COLUMBIA MONTRAIL ekipmanları ile ilk ultra maratonum oldu ve kullandığım malzemelerden çok memnunum.

Kullandığım malzemeler:

COLUMBIA MONTRAIL CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA – Sırtımda duruşu çok rahat ve tüm malzemeleri rahatça alıyor.
COLUMBIA ZERO RULES ETEK – Hafif ve rahat, kuruma performansı çok iyi.
COLUMBIA MONTRAIL TITAN ULTRA KISA KOLLU TİŞÖRT – Hafif ve rahat, kuruma performansı çok iyi.
COLUMBIA OUTDRY EX DIAMOND SHELL YAĞMURLUK – Yarışta kullanma şansım olmadı (zorunlu malzeme olarak çantamda taşıdım) ama antrenmanlarda memnuniyetle kullandığım bir ekipman, yağmurun altında saatlerce geçirdiğim antrenmanlar var.
COLUMBIA TRAIL SUMMIT RUNNING ELDİVEN –  Yarışta kullanma şansım olmadı (zorunlu malzeme değildi ama dağlarda koşarken eldiveni her zaman çantamda taşırım) ama antrenmanlarda memnuniyetle kullandığım bir ekipman.
COLUMBIA MONTRAIL CALDORADO II AYAKKABI – Kayalık, taşlı, engebeli ve zorlu arazide benim için mükemmel bir seçim, tutuşu çok iyi. Tabanı abartılı “dişli” değil ondan dolayı karışık arazide (patika, kayalık zemin, stabilize yol) rahatlıkla kullanılabilen bir ayakkabıdır. Kalıbı çok rahat, saatler boyunca koşarken (9 saat) ayaklarım hiç şikayet etmedi. Yastıklama, ayak desteği ve esneklik çok iyi. Hafif ve aynı zamanda ayağı çok iyi koruyor. Islandıktan ya da yıkandıktan sonra ayakkabı gayet çabuk kuruyor. 

Muhteşem dağ ve manzarayı doya doya yaşamak, yemyeşil ormanın patikalarında kendini test etmek ve tarihi taşlık yollardan geçmek isterseniz seneye Alanya Ultra Trail‘ de görüşmek üzere!

29573063_424665427973444_3106822299181829457_n
F: goshots.net

Geyik Koşuları nasıl koşulur ya da içimdeki diyalog

28 km’ lik parkurun benim için en iyi ve en kötü tarafı nedir?

Kötü tarafı: Aynı yerden 2 defa geçmek zorundasın.

İyi tarafı ise: 2. turda seni neyin beklediğini çok iyi biliyorsun. 🙂

Geyik Koşuları’ nın tüm parkurlarında yarıştım ve benim için her biri bu şekilde geçer:

4 km – Daha ne olduğunu anlamadan parkur biter.

14 km – Tam tadına varmadan parkur biter. Şaka, şaka tabii ki. Bu parkur tam tadında. Mis gibi bir tur at, beslenme çadırına gir ve keyfini çıkar.

28 km – Dön baba dön, hayatını değerlendir, birinci tur daha bitmeden: “Off ya, ne işim var burada, acaba turu tamamlayıp bıraksam, yok iyi böyle, yarısı bitti neredeyse az kaldı, bir sonraki kez kesin 4 km koşacağım…” düşünceler gelir gider.

“Bu kadar söylenip de neden 28 km’ lik parkuru koştun?” diye sorarsanız; aslında Pazar günü bana normalde çift antrenman verildi, sabah 26 km akşam ise 11 km. Ben de pazarlık yapıp 28 km’ lik yarışı koşacağım diye anlaştım.

Eh, gün geldi starta gitmek zamanı da yaklaştı. Senelerce start tüneli vardır bu sefer de “Boynuzlu bölge” denen bir yer eklendi, oraya geçip 10′ dan 1′ e kadar sayıp koşmaya başladık. Parkurun meşhur çamuru başlangıçtan itibaren hiç eksik olmadı.

2018-02-22_18-12-12
F: Geyik Koşuları

İşim zordu ama aslında kolaydı, ilk 10 km nabzım belirlenen seviyeyi geçmeyecek sonra da eyvallah, yapabildiğini yap. Çok rahat tempoyla başlayıp yavaş olsa da tüm rampaları koşarak çıkmaya çalıştım, 7. km’ de olan su istasyonuna gelmeden 500 m önce jelimi açıp yarısını yiyip kalanı cebime sakladım. İstasyona ulaşınca jelin kapağını çöpe atıp, biraz su içip devam ettim. Buradan başlayınca parkurun çok keyifli bölümü başlıyordu. Aslında ormanın her yeri her haliyle güzel, bir turun ilk yarısı bitti, bu da ekstra mutluluk katıyordu. Saat 10:30′ da 14 km parkurunun startı verilecekti, normalde başlamadan önce hep ikinci tura başlamak çabasındaydım ama bu sefer çok farklıydı, kendi tempomla gidip rahat rahat koşuyordum. Birinci turun bitiminde her zamanki gibi: “Keşke 14 km koşsaymışım” diye kendi kendime söylendim. Start bölgesinden geçince hiç kimse yoktu, tüm 14 km koşan arkadaşlar çoktan başlamış oldu. Ben de istasyona gidip yarım çikolata yiyip suyu içip ikinci tura başladım. İşin iyi tarafı en azından parkurda beni neyin beklediğini biliyordum. Biraz ilerleyince parkur kalabalıklaştı ama yine de çok dar noktalara gelip insanlardan rica edince herkes yol veriyordu, ben de teşekkür edip ilerliyordum.

8eecb60c-5582-4c85-9216-5ae968d77564
http://aksiyonfotograflari.com/

Su noktasına gelmeden önce jelin diğer yarısını yutup poşetini çöpe atıp su içip artık son 7 km.yi bitirmek üzere yola çıktım. Parkurun son bölümü hem çamurla hem de kendimle mücadele dolu geçti.

Nihayet son kilometre, çamurlu iniş, beni bitiş noktasına doğru götürüyordu ve mutlu son.

294acecd-f50b-4b14-aeea-f2bfb206f9d0-r
http://aksiyonfotograflari.com/
Elena
http://aksiyonfotograflari.com/

 

28275796_10155496630644542_1537563628_o-r
F: Cenk Ordu

Tabii ki 28 km koştuktan sonra en güzel an beslenme çadırına ulaşmam. 🙂

Bu sefer koşarken aklıma geldi ki şu kafamdan geçenleri bir yaz belki biri faydalanır. Tamamen benim düşüncelerim ve bizzat kendi tecrübemle kazanıldı.

  • 28 km koşulduğunda ilk turu temkinli gitmek mantıklı, çünkü daha ikinci tur var. Birkaç sene önce ilk turu çok hızlı bir şekilde koşup ikinci turu neredeyse yürüyordum. Ondan sonra artık bu hatayı yapmamaya çalışıyorum.
  • 28 km koşanlar genelde 14 km başlamadan önce birinci turu tamamlamak ister kalabalığa kalmamak için. Ben de öyleydim ve bazen saate bakarak çok kasıyordum, nabzım tavan yapıyordu, 14 km başlamadan önce uç uca geçiriyordum ama yine de kalabalığa yakalanıyordum. Bu sefer kasmadan birinci turu tamamladığımda herkes çoktan gitmiş oldu ben de gayet rahat gittim.
  • Hava çok sıcak değildi ama yine de güneşin etkisi vardı, yanıma sırt ya da bel çantası almadığım için pişman oldum. Starttan itibaren hemen susadım, su yanımda olsaydı istediğim zaman içebilirdim. Ayrıca yüksek nabızla giderken azar azar ama sıkı su içmeyi tercih ederim.
  • 28 km diyip geçmeyin, özellikle zorlu şartlarda bazen beklediğimizden daha uzun sürebiliyor ondan dolayı yanında gıda bulundurmak önemli çünkü beslenme çok önemli.
  • Son ama en önemlisi ormanın ve zeminin şartları ne olursa olsun parkurdan keyif almayı unutmayalım. 🙂

 

Kullandığım ekipman:

COLUMBIA BRYCE CANYON™ LEGGING TAYT
COLUMBIA ZERO RULES ETEK olmazsa olmazlarından 🙂
COLUMBIA MIDWEIGHT II UZUN KOLLU ÜST İÇLİK
COLUMBIA FREEZE DEGREE III KISA KOLLU TİŞÖRT
COLUMBIA MONTRAIL CALDORADO II AYAKKABI, bu ayakkabıyla şu ana kadar 109 km koştum. Hatta ilk giydiğimde 35 km’ lik uzun antrenmanı yaptım. Kalıbı çok rahat, saatler boyunca koşarken ayaklarım kendi evinde gibi hissediyor. Yastıklama, ayak desteği ve esneklik çok iyi. Hafif ve aynı zamanda ayağı çok iyi koruyor. Taban/”dişler” çok “agresif” değil, karışık zeminlerde (sert zemin ve orta seviye çamur), kayalık ve engebeli arazide tutuş çok iyi. Islandıktan ya da yıkadıktan sonra ayakkabı gayet çabuk kuruyor. Bu arada bağcıklar hakkında bana sorular geliyordu: İki kez bağlayınca bağcıklar yolda çözülmez. Farklı yarışlarda kullandıktan sonra detaylı incelemesi TEST ODASINDA olacak.
IMG_8111

Macera, spor ve doğa dolu “inspiredbyrun” Eserleri

2011 yılında İstanbul’ a taşındığımda yılbaşı öncesi Alper için spor ve macera dolu, hem de hatıra kalacak bir hediye arayıp duruyordum. Bulamayınca bir yüzük alarak tanışma tarihini yazdırıp hediye verdim. O da tabii ki takmayıp bir çekmeceye attı yüzüğü.

“inspiredbyrun” Eserlerini tasarlarken hepsine spor, macera ve doğa tutkusunu katmaya çalışırken insanların çok severek ve ilham alarak kullanması benim için en önemlisi. Huzurunuzda tüm eserler bir arada, hem kendiniz hem de sevdikleriniz için unutulmaz ve benzersiz bir hediye…Çok severek tasarladığım eserler sizler için hem motivasyon olsun hem de bol şans ve uğur getirsin. Hepimize şimdiden sağlık, spor ve macera dolu yeni bir yıl dilerim.

Fotoğrafları büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2017-12-20_23-47-11

IMG_E6356

Olympus Marathon “Tanrıların Dağı’nda İnsan Yarışı”

Çocukken okumaya bayılıyordum, hele de kış günleri hep okuyarak geçiyordu. Sabah erkenden akşama kadar kar içinde arkadaşlarımla sokaklarda oynayıp buz gibi havadan evin sıcacık ortamına girip, annemin hazırladığı “borsh” çorbasını içip içine bol bol ekmek atarak, üzerinde mis gibi çay. Sonradan tatlı bir şey alıp ranzanın ikinci katına çıkıp (3 kardeşiz, tek odayı paylaşıyorduk), genelde abim de alt katta kitabını okuyordu, o da benden daha çok kitaplara meraklı, tarih, edebiyat ne varsa tüm kitapları yutuyordu, yürüyen ansiklopedi gibi gerçekten. Dışarıda karanlık, içeride sessizlik, yanımda siyam kedimiz, abimin yanında da köpeğimiz, huzur dolu bir ortam. Nasıl özlemişim o günleri… En sevdiğim kitaplarım da “Yunan Mitleri”, başta yüce Zeus olan Olimpus Dağı Tanrılarını anlatan unutulmaz ve heyecan dolu efsaneler.

2017-07-02_13-48-05Bu sene Tanrıların Dağı’ nda müthiş bir yarış koşma şansımız oldu. Rota kutsal antik yollardan geçmektedir, Olympus Dağı’ na çıkıp Zeus’ a saygı göstermek üzere çıkan bir rota. Yarışın başlangıcı, Yunanistan’ın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan kutsal Dion kentinin kalıntılarından başlıyor (irtifa 3 m). Dağ, Milli Park olmaktan ayrı olarak, UNESCO tarafından “Dünya Doğal Miras Anıtı” olarak listelenmiştir. Neredeyse deniz seviyesinden başlayarak (3 m) 21 km de 2800 m irtifa kazanıyorsun, “Zeus” Tahtası’ nın (dağın en yüksek en sert zirvelerinden biri) altından geçip müthiş Litochoro kasabasına kadar (300 m) iniyorsun.

2017-07-02_13-48-31

Gördüğüm en müthiş organizasyonlardan birisi. Makarna partisinden tut yarış sonrası yemeğe kadar, gönüllüler muhteşem, kontrol noktaları o kadar sık konulmuş ki yanına hiç bir şey almadan koşan da var (istasyonlarda enerji jelleri, barlar, izotonik de vardı). Hiç zorunlu malzeme olmadan katıldığım ilk dağ yarışıdır. Elbette yanımıza her zamanki gibi su, jeller, termal battaniye ve rüzgarlık gibi temel malzemeleri aldık. Halk da inanılmaz çok sahiplendi yarışı. Tüm insanlar yarışmacılara destek olmak için seferber oldu. Dünya güzeli Litochoro kasabasında gördüğüm kadarıyla en çok soğuk kahve içiliyor, maraton için özel bardak yapmışlar bile.

IMG_9687

Bu sene “Migu Skyrunner® World Series” e dahil olan yarışı bine yakın yarışmacı koştu. Elit atletler ile yarışmak ayrı bir keyif tabii ki.

start_om 2017-76

Yarış, güneş doğarken, saat 06:05′ te Dion’ dan başladığında hava baya nemli ve sıcaktı, önümüzde 44 km (+ 3200 m) vardı ve bu yarışta baya terleyeceğiz anlaşılan. Yaklaşık 6 km (200 m irtifa)  asfaltta ve geniş yolda koştuktan sonra birden daracık yılan gibi kıvrılan ve sürekli yukarıya götüren patikaya kavuştuk. Yanıma baton almamaya karar verdim, hem patikalar baya taşlı ve köklü hem de ilk 10 km batonlar yasak (patikalar çok dar ve insanlar birbirine çok yakın). Esas eğlence şimdi başlıyordu, yaklaşık 15 km’ de 2600 metre irtifa kazanacaktık. Ormanın içinden geçen müthiş manzaralı patikalar, yollarda gönüllülerin ve antrenman yapan insanların sonsuz destekleri derken rotanın en yüksek noktasına nasıl ulaştığımı ben de anlamadım.

laimos_om2017-354laimos_om2017-355

Hayatımda gördüğüm en müthiş manzaralardan biri ile karşılaştım. Kesinlikle yarışın en güzel manzaralı yeridir.

Zwnaria_om2017_355

Zwnaria_om2017_356 Stefani_om2017_307Stefani_om2017_308

Bir süre müthiş manzara eşliğinde koştuktan sonra upuzun bir inişe geçtik. İnişleri geliştirmek için neredeyse 20 km’ den fazla mesafe vardı. Her türlü zemin mevcut, teknik inişler, merdivenler, kökler, büyük ve minik taşlar ve elbette bol viraj.

Zolotas_om2017_388

Zolotas_om2017_387

Zolotas_om2017_386

Zemin epey kuru ve sertti. Virajlardan birinde hızımı alamayıp popom üzerinde artistik bir şekilde düştüm. Devamlı inişlerin içinde ara sıra küçük tepecikler de vardı, roller coaster tadında bir yarış oluyordu. Rotanın büyük kısmı ormanın gölgesinde geçtiği için sıcaktan fazla etkilenmedim. Ayrıca inişin bir kısmını tamamladıktan sonra dağ nehri bize eşlik etti, ara sıra su geçişleri vardı (derin değil, taşların üzerinde) orada güzelce kafama buz gibi su döktüm, sıkı sıkı konulan noktalarda gönüllüler borudan su veriyorlardı. Rota boyunca o kadar görevli, gönüllü ve sağlık görevlisi var ki kendimizi acayip güvenli hissettik.

prionia_OM2017-817prionia_OM2017-816

Son kilometreler birkaç erkekle beraber gittik, ben onları çıkışta onlar ise beni teknik inişlerde geçiyorlardı ve nihayet Litochoro’ ya girdik. Sokaklarda bir sürü insan vardı ve herkes inanılmaz şekilde alkışlıyordu ve tebrik ediyordu, onların gazıyla hızlanıp birkaç kişiyi geçip nihayet finişe doğru koşuyordum!

IMG_9812finish_om 2017-603finish_om 2017-604

Finişte harika madalya, kiraz, müthiş yemek ve masaj.

DSC_6696

Elbette yarıştan önce ve sonra rahat duramadık ve bol bol gezdik.

IMG_9691IMG_9696IMG_9714IMG_9721IMG_9765IMG_9797

Yunanistan’ da bir yarış arıyorsanız kesinlikle ve kesinlikle gidilecek bir yarış. Müthiş parkur, olağanüstü manzara ve harika bir organizasyon. Belki de seneye tekrar orada görüşmek üzere! 🙂

Yeter ki iste…

Eylül başında Ultra – Trail du Mont – Blanc sonrası odun bacaklarımla havalimanında bagajımı bekleyerek dolaşırken aynı zamanda Kapadokya’ da 114 km koşmaktan nasıl yan çizeceğimi düşünürken antrenörüme bir mesaj atayım dedim:

Ben: “Acaba Kapadokya’ da 60 km koşsam nasıl olur?”

Antrenör: “110 km koşman daha doğru”

Ben: “Peki, bu sene çok güçlü sporcular geliyor, çok çalışmamız lazım çok!” 🙂

Çok çalışmamız lazım derken zaten sene boyu eşek gibi çalıştık sadece güzelce toparlanıp yaptıklarımızın üzerine biz cila atmak kaldı ve elbette yarışa odaklanıp konsantre olmaktır.

Önümde 1.5 ay vardı, sayılı günler her zaman olduğu gibi henüz gözümü kırpmadan uçtu gitti. Kaçkar Ultra organizasyonu ardından da inspiredbyrun Kapadokya Serisi çalışmaları, keyifli işler güçler işte. Yarış haftası yaklaşınca 114 km’ den yan çizme düşünceleri tekrar gündeme geldi, “36 km koşmanın ne güzel olacağını” düşünürken kayıtlar kapandı. Ben ise artık 114 km’ yi koşup ultra jubile yapmaya karar verdim.

Masalsı Kapadokya bizi güneşle karşıladı, sonbahar altın renkleri sana çok yakıştı, özellikle bu mevsimde seni nasıl seviyorum bir bilsen!

DSCF9625
Fotoğraf: CUT 2017

Mandalina, kömür ve şarap kokulu, gizemli ve her zaman benzersiz Kapadokya…

Cuma akşamının nasıl geldiğini anlayamadım, kıpkırmızı güneş kendini dağların arkasında sakladığında derin bir nefes alıp yarınki yarışı düşünmeye başladım: “114 km nasıl biter ya, hiç aklın yok mu neden zamanında 36 km’ ye kaydolmadın, aptal!?”. Yanıma gelen ve “kaç km koşacağımı” her soran kişiyle pişmanlığım ve kendime kızgınlığım an ve an artıyordu, böylece kendi kendime kızarak ve söylenerek “Elena 114 km’ yi koşmak istemediğin haberi Ürgüp’ ten çıkıp tüm Kapadokya’ ya yayıldı”. Saat 20:00 gibi kayıtlarımızı yapıp, yemeklerimizi yiyip otelimize doğru yola çıktık. Yolda Yeliz’ i gördüm benim asık suratımı görünce bana, beni kendime getiren sözler fısıldadı. Ne mi söyledi, o da bana kalsın 😉 . İnsana motivasyon vermek bazen o kadar da kolay, tek doğru cümle bazen de tek doğru kelime yetiyor.

Otele gelince çanta hazırlığı derken saat 22:00 gibi kendimi yatakta buldum, yatmadan önce bir fincan sıcacık ballı kış çayı ve uyku vakti geldi. Yatağa zımba ile yapıştırılmış gibi yayıldım. Tüm gece yuvarlanıp durdum ve  05:30′ ta gece boyu beklediğim ve aynı zamanda o kadar da nefret ettiğim alarm sesi nihayet geldi. Daha 10 dk uyuyacağım derken kendimi yataktan zorla kazıdım, 20 saat sonra tekrar burada kendimi bulacağım sözüyle.

Saat 06:50′ de kendimizi startta bulduk. Kulağımda nefis müzik (hayatımda ilk kez bir yarışı müzik ile koşmaya karar veriyorum), 10′ dan 1′ e kadar sayarak ve müziğimle (dostumuz Erdinç’ e güzel müzik seçimleri için kocaman teşekkürler) çıstağın dibine vurarak yarışa başlıyorum. Daha iki adım atmadan dakika bir gol bir, oyuna 0-1 olarak başlıyorum, Alper mataralarını düşürüyor ve birini bularak yoluna devam ediyor ben ise ikincisini kurtarmak için ters yöne koşmaya başlıyorum, aslında aşağıdaki fotoğraf karesinde görüyorum ki ikimiz de ters yöne koşuyoruz. 🙂 Yüzlerce koşucunun ayaklarının altında ezilmemek büyük bir şans ve nihayet matarayı kapıp Alper’ i yakalamaya çalışıyorum. Hangisinin daha zor olduğunu sorarsanız kesinlikle ikincisi. Bağıra bağıra, nabzım 190′ a kadar yükseldi, adam tabii ki duymaz, kulağında müzik çalıyor. Olay fotoğraflarla ölümsüzleştirildi. 🙂

_VEL6913
Fotoğraf: CUT 2017 , Fotoğraf karesinde ters yöne giden 2 nesneyi bulunuz. 🙂
_VEL6915
Fotoğraf: CUT 2017

Sonunda görev tamamlandı ve matara sahibine ulaştı!

Nihayet ben de nabzıma göre yarışa devam edebildim ve müthiş manzara eşliğinde geleneksel 4. Kapadokya maceram başladı.

_BHP7173
Fotoğraf: CUT 2017

Mesafeyi nasıl katettiğimin farkına varmadan ilk kontrol noktasına (KN) ulaştım. Tamamen yarışa odaklandım, kafamda da şarkıları söylüyordum.

IMG_4500
Fotoğraf: CUT 2017
_VEL7018
Fotoğraf: CUT 2017

Güneş henüz etkisini göstermeye başlamadı, harika manzara ve neşeli müzik eşliğinde yoluma devam ediyordum.

ONUR7416
Fotoğraf: CUT 2017

Çok eski bir MP3 çalar kullandığım için müzik ara sıra gidip geliyordu (giriş – kulaklık arası bağlantı sorunu vardı). Bu durumdan epey sıkılıp mataramı şişirip MP3′ ü küçük bir cebe koyup üzerinde de matarayla sıkıştırdım. Burada da pürüz kalmadı ve artık keyfimi hiçbir şey bozmuyordu.

2. KN’ ye ulaştığımda hava iyice ısınmaya başladı. Bir bardak kola içip sularımı tazeleyip devam ettim.

ONUR8317
Fotoğraf: CUT 2017

Kendimi gayet iyi hissediyordum, devamlı su alımı ve beslenme bu işin çok önemli bir parçasıdır, aksatmadan gerekeni yapıyordum. Ve tabii ki gülüşümü yüzümden eksik etmiyordum! 🙂

_BHP7611
Fotoğraf: CUT 2017

Yokuşları stabil bir tempoyla çıkıp inişleri ise hızlı ama temkinli bir şekilde inmeye çalışıyordum. 3. KN’ ye geldiğimde güneş yavaş yavaş kavurmaya başladı ve benim için en güzel çare Kitty Buff’ ımı ıslatarak ensemi soğutmak oldu.

ONUR7894
Fotoğraf: CUT 2017
ONUR7905
Fotoğraf: CUT 2017

Birden farkına varıyorum ki kulağımdaki neşeli dans müzikleri sona erip sahneyi çok sevdiğim Yiruma almıştı ve ta Kızıl Vadisi’ ne kadar bir saniye bile olsa beni yalnız bırakmadı. Bu sihirli müzik eşliğinde Kapadokyam bir ayrı büyüleyiciydi.

Kızıl Vadi’ de inişe geçmeden önce dans müziklerim geri döndü, inişe geçmeden önce öyle bir parça geldi ki artık kafamda değil gerçekten sesli şarkı söyleyerek ve koşarken dans ederek hareket etmeye başladım. Yolda birkaç koşucudan: “Ne oluyoruz?” bakışlarını yakalayarak 4. KN’ ye kendimi attım. Daha ne olduğunu anlamadan Fırat Kara ve gönüllüleri elimden mataralarımı alıp doldurdu, Fırat dostum bana harika motivasyon verip elime bir dilim limon tutuşturup istasyondan yolladı. Bu müthiş destek ile en sevdiğim bölüme geçtim – Akdağ tırmanışı. Her çıkışın bir inişi vardır derler hani sevinç dolu çıkıştan sonra bir iniş başladı, 5. KN’ den geçerken kafama biraz su döküp yarışın yarısına doğru koşmaya başladım. Her sene bu 10 km benim için çok zor geçer bu sene de adet hiç bozulmadı. Aklım bir kulağıma fısıldıyordu: “Neredeyse daha 60 km var önünde, akıllı ol, Ürgüp’ e git ve yarışı bırak. Bak, çok yoruldun, bacaklarını neredeyse kaldıramıyorsun hava da çok sıcak, yemeğini yiyip otelde yatarsın. Off ne güzel! Akıllı ol ve beni dinle!” Diğer kulağıma antrenörün sözleri: “Pes etmek istediğinde ne kadar çok çaba harcadığını hatırla, ne kadar antrenman yaptığını ve ne kadar çok emek verdiğini sakın unutma dayan ve devam et!” Bu sözleri hatırlamak, Kaçkar Dağları’ nın şelalelerinden  taptaze su içmek gibi geldi. 6. KN’ ye vardığımda Alper’ i gördüm, girer girmez Seyit Abi ve Mehmet yanıma geldi, sularımı değiştirip, yemeğimi verip yedek çantamı getirdiler. İki dakika oturup çantamdan powerbank ve kabloları alıp yoluma koyuldum. Mehmet: “Çok iyi gidiyorsun” diyerek acayip motivasyonu verip beni uğurladı. Bir de bana sorun, işin en zor tarafı gerçekten iyi gittiğimi kendi kendime inandırmaktır. Buradan sonra benim için en zor anlar başladı, yaklaşık 10 km yarı baygın halde yoluma devam ettim ve her geçtiğim kilometreyi saydım. “Keşke bayılsam da yarıştan kurtulsam” kendi kendime diyordum. Yok, sağlıkla ilgili hiç bir sorun yoktu ama zihnim biraz yoruldu mu ne :). Kafamda hesap yapıyordum: “Bak, şimdi saat 14 işte 2 saat sonra hava serinleyecek bu sıcağı arayacaksın” kendi kendimle keyfili bir sohbete dalarak yoluma devam ettim. Kendimden ve sohbetimden sıkılınca müziğime kulak verdim tam da beğendiğim parça çaldı, yüksek sesle şarkı söyleyerek ve dans ederek kendime geldim. Çocukken şarkıcı olmak isterdim, al sana fırsat bu fırsat.

Nihayet 7. KN’ ye gelip tanıdık yüzleri görmek çok güzeldi! Neredeyse her yarışın değişmez yüzü yardımsever Polat buradaydı. Alper’ le de yollarımızı kesişti. Polat’ tan bol bol motivasyon ve su alıp “sadece” bir maratonumuzu koşmak için yola çıktık. Bizi bekleyen yolların meşhur tozu hakkında masalar ve efsaneler anlatılıyor ama inanın ki inanılır ve anlatılır gibi değil, görmeden ve üzerinde koşmadan o müthiş hissi anlamak ne mümkün. “Eh!” deyip yarı lime tadında jel çakıp çıkışa devam, koşulacak yerleri koşmaya çalışıyordum yürüyünce kendimi daha yorgun hissediyordum: “Ne olursa olsun koşmaya devam et!” Bu tozda çıkış mı iniş mı daha zor olduğunu anlamaya çalışınca 8. KN’ ye vardım. Oralara kadar her gelenin klasiği ayakkabı silkme operasyonunu elbette ben de tamamladım sonra da  ekmekle çorba içip yoluma devam ettim. İstasyondan birkaç yüz metre uzaklaşınca hava soğudu ben de hemen rüzgarlığımı çıkartıp, eldiven bere ve kafa lambası hazır pozisyonda tutup tekrar kulaklığımı taktım (bir ara çantamda şarj oluyordu). Gün batımı dağları ve gökyüzünü al rengine boyayınca MP3 çalardan müthiş Yanni çalmaya başladı tam da bayıldığım parça.

Tepeyi çıkana kadar hava iyice karardı ben ise kafa lambamı takıp sonsuzluğa götüren müzik ile koşarak 9. KN’ ye varmış oldum. Burada da tanıdık yüzleri görmek çok güzeldi, Alp ve Tuğba vardı, çorba içtikten sonra hemen kaçtım. Aynı zamanda önümde ve arkamda olan sporcuların benden ne kadar uzakta olduğunu öğrenmeye çalıştım. Yarış boyunca pek merak etmem ama son 20 km’ de vallahi geçilmek istemem. Buradan sadece yarı maraton mesafesi kaldığını bilerek sevinçle istasyondan çıktım. Çıkar çıkmaz hemen Fırat’ ı gördüm, o da beni görünce: “Elena, sen misin? Hadi çok iyi gidiyorsun diyerek” biraz bana eşlik etti. Çıkıştan sonra inişe geçtim, buralarda ayağım bin kere her yere takıldı ama havada tutunup yuvarlanmayıp ayakta kalmayı becerdim, bunu da beni koruyan melek kediciklere borçluyum. Koşarak 10. KN’ ye ulaşınca Koray’ la lafladıktan sonra artık buradan neredeyse “sadece bir Neşet Suyu kaldı” diyerek karanlığa daldım. Ne Neşet Suyu ama! Tırmanıştan sonra kayalar üzerinde iniş, bir tırmanış daha ve yumuşak zeminde iniş. Ürgüp’ ün ışıkları hiçbir zaman bana o kadar çekici gelmemişti. Arnavut kaldırımı (ya da stabilize yolu, 100 km koştuktan sonra her zemin aynı geliyor artık!), asfalt, arnavut kaldırımı, tırmanış tekrar arnavut kaldırımı derken finiş takına yaklaştım ve kendimi finişte buldum. Sonuç: 117 km, 15:22:14, kadınlarda 3. lük (genel klasmanda 23. lük) ve bana göre koştuğum en iyi ultra maraton, ITRA ile bu konuda hemfikiriz. 🙂

22540029_1524494527596936_3266783257344243039_n

Finişte Fırat hemen beni masaj çadırına götürüp ayakkabımdan kurtulmaya yardımcı oldu. Masajdan sonra donmak üzereyken Alper ile otele gönderildik, tam da giderken midyeci gördüm (mental gücümle çağırmışım kesin), 10 tane paketletip otele götürdüm. Otele odasına girmemle saunaya girmek arasında hiç fark olmadı. Kaya odası nasıl sıcacık nasıl da müthişti anlatmam mümkün değil.

Sıcak duştan sonra sıcacık yatakta uzanıp bir elimde bira diğer elimde midye…Benden daha mutlusu var mıydı acaba? Kesinlikle yoktu. Sabah alarmı kurarken kafamda tek bir düşünce vardı, geç kalkıp da inspiredbyrun standımıza geç kalmayalım ama ne mümkündü daha sabah 06:30 olmadan pencereden giren mis gibi kahvaltı kokusuna uyandık. Odadan buz gibi sabaha çıkarken yepyeni bir güne doğdum, 4 sene boyunca hissettiklerim hep aynı, derin nefes alıp ne kadar mutlu ve aynı zamanda ne kadar şanslı olduğumu bir kere daha anladım. Mutluluğumuz, şansımız ve hayatımız bizim elimizde: “Yeter ki iste…”

2017-10-27_21-47-32

Tüm muhteşem, olağanüstü, harika, benzersiz gönüllüler. Sizi övmek için yeterince söz bulamıyorum. Evren kadar dev teşekkürlerimi size sunuyorum.

Her zamanki gibi müthiş Argeus Tourism & Travel Ekibi’ ne birinci sene olduğu gibi kusursuz bir organizasyona daha imza attınız, her sene daha da muhteşem organizasyon yapıyorsunuz. Ellerinize emeklerinize sağlık. İyi ki varsınız!

Elai Catering olmadan olmaz! Müthiş yemekleriniz ve emekleriniz için sonsuz teşekkürler, ellerinize sağlık! 

Bu organizasyona kocaman katkısı olan Salomon ve Suunto’ ya (aynı zamanda benim ekipman destekçilerim) kocaman teşekkürler!

Harika fotoğraflarımızı çeken müthiş sanatçılara, medikal ve masaj ekiplerine ve bu organizasyonda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!

Bu sene Yusuf Yiğitoğlu Konağı Oteli’ nde kaldık, muhteşem bir yer, odalar çok hoş ve çok ama çok sıcak, gece yarısı otele dönünce nasıl kıymetli oluyor! Tüm personel de harika, emeklerinize sağlık!

Bu sene de her sene olduğu Zeytin Cafe’ de yemeklerimizi yedik, ellerinize sağlık.

Tabii ki Alper’ e ve bana moral ve destek veren tüm sevgili dostlarıma çok ama çok teşekkürler.

inspiredbyrun standımızı ziyaret eden tüm sevgili dostlarımıza sonsuz teşekkürler!

22552437_1567455229979548_3641424029437986902_n
Fotoğraf: Alper Dalkılıç

Ve “last but not least” bacaklarımın önünde eğiliyorum, özellikle sağ olana dev teşekkürler burkulmuş haliyle beni finişe kadar götürdükleri için. 🙂

DSCF9430
Fotoğraf: CUT 2017

Tüm katılımcılara kocaman tebrikler!

 – SON –

Her şey tek bir seçimle başladı…  

Sevgili dostlarım, çoğunuzdan ultra maratonlara nasıl başladığım sorularınız geliyor. Bazıları bilir, bazıları merak eder, ben ise bugün bilgisayarımı karıştırırken aşağıdaki röportajı buldum. Bir dergi için 2012 yılında yapılan ve bildiğim kadarıyla yayınlanmayan bir yazı. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Türkçe yazdığım ilk yarış raporum da diyebilirim. Buradan “ultra hayatıma” katkısı olan tüm sevgili dostlarıma çok teşekkür etmek istiyorum iyi ki varsınız ve iyi ki bana cesaret verdiniz, bazen bir söz ya da bir cümle insanın hayatını değiştirebilir, harekete geçmek için bazen tek bir cümle yetebiliyor. Mustafa Kızıltaş’ ın beni cesaretlendirmek için o söylediği sözler hayatımı tamamen değiştirdi… Belki bu yazı da birine, birilerine ve özellikle kadınlara harekete geçmek için cesaret verir, umuyorum satırların arasında aradığınızı bulabilirsiniz. Unutmayın: “Yeter ki iste!”

Elena Likya 1
Fotoğraf: LYUM

Her şey tek bir seçimle başladı…   

 

299353_267903396577868_1672886827_n
Fotoğraf: LYUM

Kendimi hatırladığım kadarıyla çocukluğumdan beri koşuyordum, arkadaşlarımla oynarken bile hızlı koşup önünde olmaya çalışıyordum. Yarışlara 13 – 14 yaşındayken katılmaya başladım, okul hayatım boyunca sürekli yarışlara katılıyordum. Koştuğum mesafeler 800 – 1.500 – 3.000 – 5.000 – 10.000 mt. arasında değişmekteydi. 2003 yılında Moskova Pedagoji Devlet Üniversitesi’ nden mezun olup daha önce tatile gitmiş olduğum Türkiye’ ye gitmeye karar veriyorum. Antalya’ ya geldiğimde koşuları bıraktım ama 2006’ ya kadar… O zaman çalıştığım otelde panoda 1. Uluslararası ÖGER Antalya Maratonu (Runtalya) ilanını gördüm… Her şeyin başladığı nokta buydu. 2006 yılında yarı maratonu koştum, İstanbul’ da Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonu düzenlendiğini duydum ve 2006 yılında katılmayı hedefledim. O sene katılamadım çünkü hazırlık yaparken maratondan bir ay önce antrenmanda bisikletçiyle çarpışıp bacağımı kırdım. Bu olay beni durdurmadı. 2007 yılında Mart ayında  Runtalya’ da bacağımda iki vida (platin) varken ilk maratonumu tamamladım. 2007 ve 2008 yıllarında Kıtalararası İstanbul Avrasya Maratonları’ nı koştum, Antalya’ da yapılan Runtalya Maratonları’ na katıldım (4 maraton ve 2 yarı maraton). Toplam 6 maraton ve 2 yarı maraton bitirdikten sonra koşu hayatımda bir değişiklik istiyordum. 2011 yılında Runtalya’ da bana verilen çantada Likya Yolu Ultra Maratonu (LYUM) broşürünü gördüm ve benim hayatımı değiştirebileceğini İŞTE O AN hissettim. Bu işlerin içinde mutlaka mistik bir hava olduğunu düşünmekteyim, çünkü her zaman yarışlarda verilmiş olan broşürleri hemen atıyordum ama LYUM broşürünü sakladım, o aralarda taşındım ve taşınmaya rağmen yine de broşürü atmayıp ofisime götürdüm ve her gün bakıp: “Acaba katılabilir miyim?” diye kendi kendime soruyordum. Temmuz ayında Çıralı’ da tatil yaparken “Likya Yolu” tabelalarını görünce bunun da bir işaret olduğunu hissettim. Yine de şüphelerim vardı:  “O kadar zorlu bir yarışı bitirmeyi başarabilir miyim acaba?” halbuki hayatımda 42 km üzerinde hiç koşmadım, arazide de pek yarışmadım. Korku ve heyecan yaşarken organizasyona mail atmaya karar verdim ve onların cevaplarına göre artık hareket edecektim. Bu arada arkadaşlarım bu projeye devasa bir çılgınlık olarak baktılar. Her neyse mail attım ve heyecanla cevabı bekliyordum, bir sürü soruların içinde en önemli olanlar: “Onu yapabilir miyim ve kadınlar katılıyorlar mı acaba?” Aynı gün içinde cevap geldi: “…Düzenli spor yapan, koşan biri iseniz ultra maraton koşabilirsiniz… Kadınlar katılıyor…”. Bu sevindirici bir olaydı ama yine de henüz kararımı veremedim çünkü malzemeler hakkında kafamda bir sürü soru işareti vardı ve en ufacık bir fikrim yoktu,  sorularımı gidermek için 2010 yılında katılımcılara yönlendirildim. Hazırlık yaparken Mustafa Kızıltaş ve Alper bana çok yardımcı oldular. Katılım hakkında Mustafa Bey’ le (o zamanlarda hem Mustafa Abi hem de Alperle aramızda beyli konuşmalar vardı) düşüncelerimi paylaştım ve onun cevabı buydu: “…Kaygılarınızı çok iyi anlıyorum. Ama son 5 yıla 6 maraton ve 2 yarı maraton sıkıştıran ve her gün 15-20 km. koşan birisinin bu koşuya katılmak kaygısı yaşamaması gerektiğini de biliyorum… Bence siz bu koşuda en önlerde olacaksınız…hiç kuşkunuz olmasın…sadece doğru malzeme seçimi yapmanız size daha çok avantaj kazandıracaktır…bir maratoncunun yaşaması gereken bu heyecanı kaçırmayacağınızı biliyorum…yaşamınıza yeni bir renk katacaktır…”. Bu cevabı alarak kesinlikle katılma kararımı verdim ve hazırlık maratonum başladı. Sağlık çok önemli olduğu için ciddi antrenmanlara başlamadan önce çok detaylı check-up yaptırdım ve doktorlardan onay aldıktan sonra hazırlık süreci başladı. Antrenmanlar, malzeme araştırmalar… Bütün izin günlerim malzeme alarak geçiriyordu. Benim içimde sürekli “bir yarışçı” yaşadığı için ben kesinlikle yarışmaya gidiyorum, ondan dolayı çok ciddi antrenmanlara başladım, her gün koşmaya çalışıyordum ve yarışa 1 ay kala haftalık koştuğum mesafeleri 150 km. ye çıkarttım. Ya çalışıyordum ya koşuyordum, hayatım artık LYUM etrafında dönüyordu. Antrenmanlarımı genelde plajda kumda yapmaya çalışıyordum. Bir kez Belek’ ten Antalya’ ya kadar koştum. Aslında ne kadar çok hazırlık yaparsam yarışta o kadar rahat edeceğimi düşünürken kendi kendimi ikna etmeye çalışıyordum çünkü bazı günlerde koşmak inanılmaz zor geliyordu. Erken kalkmak ve yoğun çalışma saatlerinden sonra antrenman yapmak yorucu geliyordu. Hele de ilk kez çantamla koşmaya çalıştığımda resmen 100 kilo altında ezilmiş gibi oldum, çantam da 3 – 4 kiloydu, kendi kendime: “Eyvah şimdi yandın sen, 8 – 9 kilo çantayla nasıl hareket edeceksin bakalım”, ona da alıştım ne de olsa başka çarem yoktu. Sürekli kendimi motive etmeye çalışıyordum, bazı uzun ve zorlu koşulardan sonra kendimi pizzayla ödüllendiriyordum. Haftada 3 – 4 kez sırt çantamla koştum, içine mutlaka birkaç şişe su ve ağır kitapları koyuyordum. Malzeme seçerken en hafif olanları tercih ediyordum çünkü hepsini yarış boyunca sırtında taşımak zorundasın, malzeme peşindeyken Antalya’ da koşturuyordum, LYUM operasyonu Antalya’ nın dışına da çıktı, bazı malzemeleri Rusya’ dan ve İstanbul’ dan sipariş ettim. Beni dışarıda görenler bir kale fethetmeye gidiyor sanıyorlardı, hayatım artık LYUM’ un etrafında dönmeye başladı, ofiste sürekli konuşmalar koşu hakkındaydı: “Artık git de gel” bana deniyordu çünkü herkes artık koşu konularından iyice sıkıldı :)! Koşarken ayların nasıl geçtiğini anlayamadım. Gitmeden önce acayip sağınak yağmur vardı ve uyku gözüme girmedi, bazı malzemeler hakkında kararsızlıklar vardı, sözün kısası bütün aldıklarımı toparladım ve artık ulaşıp orada karar vereceğimi düşündüm ama yine da panik içindeydim. Sabah sabah Alper’ e mesaj attım:

“From: Elena Polyakova
Sent: Friday, September 23, 2011 9:36 AM
To: Alper Dalkilic

Subject: SOS – SOS – SOS

Alper günaydın,

Dün eşyalarımı toplarken kalp krizi geçirecektim…o kadar şey var ki, onları sırt çantasına sokmaya çalıştım bazı şeyler girmiyor ve  sanki fazla yemek almışım gibi bana geliyor 🙂 (bazı şeylerden vazgeçmem lazım sanırım). Bir tane çanta (gayet büyük) ve kocaman bir poşet ile geleceğim. Aslında bakarsan sadece gerekli olan şeyleri aldım ama neden o kadar fazla olduğunu anlayamadım. Yardımcı olacaksınız di mi doğru malzemeleri seçmek için. Sen ne yaptın?”

Yarış bölgesine varınca çok heyecanlıydım, kahvaltıda yarışmacıları gördüm, tanıştık ve koşu sohbetimiz başladı. Yeni arkadaşlarım bana her konuda yardımcı oldu ve anladım ki katılmakla çok doğru bir karar aldım. Sonra kayıt işlemleri, medikal kontrol, çadırda yerleşme, malzeme kontrolü derken kendimi hayatımda ilk kez çadırda buldum, uykum bir türlü tutmadı, heyecandan uyuyamadım elbette. Nihayet doğan güneşle yarış başlangıcı da yaklaştı. Benim için başlangıç biraz zor oldu çünkü ilk etapta dağlarda koşmaya başladık ve hemen çıkışa geçtik, hayatımda ilk kez hem dağlarda koşuyor hem de tırmanıyordum, yukarıya çıkarken bu yarış nasıl bitecek diye düşünürken iniş başladı ve kendimi inanılmaz mutlu hissettim.

301114_2491915866050_1970218213_n
Hayatımdaki ilk tırmanışı. Fotoğraf: LYUM

Her çıkıştan sonra keyifle yapacağım inişleri düşünürken koşudan keyif almaya başladım, zaten o kadar eşsiz doğanın içinde mutlu olmamak mümkün değildi. Turkuaz ve safir renklerde deniz, zümrüt ormanlar ve gümüş dağlar.

307481_10150405679722244_1477244317_n
Fotoğraf: Kemal Özdemir

İlk etabın finişine ulaştığımda kendimi dünyanın en mutlu insanı hissettim: “Bu iş olacak” dedim kendime. Aklıma yaptığım hazırlıklarım ve çabalarım geldi, kesinlikle değdi, bir küçük şüphem bile yoktu. O kadar hazırlık yaptıktan sonra sadece koşmak ve keyfine varmak kaldı.

P1030378
Fotoğraf: LYUM

Bir hafta… Her gün birbirinden güzel ve zorlu parkurlar, her akşam çadıra ulaşmak ve çok sevdiğim insanlarla sohbet etmek (aile gibi olduk). Çadırımız: Mustafa Abi, Kemal Abi, Alper, Aylin, Cenk, Coşkun. Harika bir organizasyon ve gönüllü ekibi, her konuda inanılmaz destek verilmesi…

Elena Likya 4
Fotoğraf: LYUM
DSC_6636
Fotoğraf: LYUM
317685_264709400230601_1758342089_n
Fotoğraf: LYUM
296176_265847946783413_445339190_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1486
Fotoğraf: LYUM

Ve nihayet finiş çizgisi, hayatımda en güzel anlarımdan birini yaşadım ve zor ama aynı zamanda zevkli ve mükemmel bir hafta arkamda kaldı, çok mutlu edici ve aynı zamanda da çok üzücü bir an, artık bu insanlardan, bu ortamdan kopmak istemediğini anlıyorsun… Tek bir haftaya sığınmış koskoca bir hayat.

307291_268293656538842_458051766_n
Fotoğraf: LYUM
IMG_1746
Fotoğraf: LYUM

İnanılmaz bir deneyimdi, uzaklarda kalmak o kadar rahatlatıcı geldi ki, oradayken bütün sorunlarımı ve dertlerimi unutup bir rafa kaldırdım ve yeni doğmuş bebek gibi döndüm ama burada hikayenin bitmediğini ve sadece başladığını anladım. Yeni bir hayatın ve maceranın başlangıcıydı.

Koşu sevdası, hayallerin peşinde koşmak, çok çalışmak insanın hayatını değiştirebiliyor.

“Ultralara” başlamak için arkadaşlarımın tavsiyeleri çok önemliydi. Ben de insanlara yardımcı olabilirsem ne mutlu bana. Koşu ve yürüyüş sevenlere, “ultra” da ilk adım atanlara birkaç tavsiye bulunmak isterim ama süreli aklında tutmak gereken: Hepimiz farklıyız, özelikle antrenman konusunda hassasiyet göstermek lazım, mesafeleri yavaş yavaş arttırmak lazım sağlığa zarar vermeden. En önemlisi iyi hissederek koşudan zevk almak kendini yıpratmadan, bu benim en önemli prensibim. Uzun mesafe koşamıyorsanız koşu ve yürüyüşü kombine edebilirsiniz, ben hem uzun antrenmanlarda hem de uzun yarışlarda bu taktiği uyguluyorum. Kendinizi, vücudunuzu dinlemeye çalışın. Ayrıca dinlenme ve beslenme, antrenmanın çok önemli bir parçası ve en az antrenman kadar önemli.

Malzemelere gelince LYUM’ da kullandığım malzemeden bahsetmek isterim.

Uyku tulumu ve mat çok önemli. Hafif matı ya da şişme matı kullanabilirsiniz. Uyku tulumun hafifliği de çok önemli ama aynı zamanda üşümemek lazım. Benim kullandığım uyku tulumu 692 gr, “comfort”: 12+.

GPS çok önemli (LYUM için olmazsa olmaz), yolda çok faydalı bir şey, ben abartılı olmayan orta fiyatta temel fonksiyonları olan bir model kullandım.

Kıyafet konusunda uzun üst ve alt tercih ediyorum (kumaş ince olmalı). Uzun kıyafet sizi hem yanıklardan hem de çiziklerden korur. Şapka veya bandana mutlaka olmalı, yüzünüz gölgede kalmalı. Ayrıca güneş kremi kullanarak güzelliğinizi koruyabilirsiniz, spor yapıp cildi güneşten korumak önemlidir. Güneş gözlüğü de olmazsa olmazlardandır.

Bir kadın olarak hem şampuan hem de lif aldım, ikisi çok hafif, öylece yarış esnasında kendimi olabildiği kadarıyla temiz hissettim.

Yemek konusunda daha önce kullandığınız yemeği götürmelisiniz. Benim aldığım hazır erişte, hazır çorba, patates püresi, ton balığı (paket olanları), çikolata, çerez ve bal. Vitamin, mineraller ve tuz alımı çok önemli. Aynı zamanda enerji jelleri de kullanılabilir. Bütün malzemeleri iyice paketlemek önemlidir, ambalajlar büyükse ve fazla yer kaplıyorsa onlardan çıkartıp kilitli poşete koymalı. Kampta rahat yürümek için terlik ve duş almak için hafif ‘micro’ havlu tavsiye ederim. Kafa lambasına ayrı bir dikkat ve önem verilmeli, gece koşulacağı için ışık yeterli olmalıdır.

Sırt çantasına gelince, doğru malzeme seçmek çok önemli. Çantanın içine bütün malzeme konulacak ve 7 gün  içinde sırtınızda taşınacak. Hafif, dayanıklı ve vücudunuza uygun bir çanta olmalıdır.

LYUM’ dan önce starta kadar baton hakkında kararımı veremedim ama şimdi kesinlikle diyorum evet baton kesinlikle olmalı. Fark etmez koşacaksınız veya sadece yürüyeceksiniz ama mutlaka alın,  bu iki “arkadaş” size çok yardımcı olacak hiç şüpheniz olmasın. İki arkadaş derken baton mutlaka çift alınmalı.

Antrenmanlar yaptınız ve malzemeniz hazır, bir şey daha kaldı ve onu unutmayın: “Kendine inanmak ve güvenmek. Madem bu yola çıktınız mutlaka başaracaksanız!” İstedikten sonra bir insanın başarmayacağı hiçbir iş yoktur. Hiçbir zaman umudunuzu kaybetmeyin ve her daim hayallerinizi gerçekleştirmeye çalışın! Ama o kadar spor yaparken da güzel kalmaya çalışın (kızların dikkatine 😉 ), LYUM’ da 7 gün süresince çantamda ruj taşıdım ve finişte sürdüm. 🙂

319113_268317609869780_647855012_n
Fotoğraf: LYUM