Yeniden doğmak – Tahtalı Run to Sky

Zamanın durduğu bir yer düşünün, huzurun içinde bulunduğu masmavi  safir deniz ve zümrütle dokunmuş kutsal dağlar. Alarma ihtiyaç olmadığınız bir yer düşünün, her sabah onlarca kuş seslerine, sonsuz şarkılarına ve güneşin doğuşuna uyanmak. Nefes alabildiğiniz süresince her saniye şükür ettiğiniz bir yer düşünün. Mutlu olup her sabaha uyanmak, yürüyebildiğim ve koşabildiğim için her var olduğum an evrene teşekkür etmek. Daldan düşmüş bir portakal alıp sulu sulu yemek, öyle yemek ki kollarından bol bol su aksın. Teninde yoğun tuz ve güneşin sıcağını hissetmek, güneş uykuya geçince üzerinde hafif bir esinti hissedip yok sayarak hafif rüzgarın kıyafetine sarılmak. İşte Çıralı böyle bir yer – huzur dolu bir doğa harikası.

Vertikal Kilometer (VK) 6 km (+1200 m) ve TAHTALI BERG SKY RACE 60 km (+3800 m) maceralarım 

İki gün üst üste iki yarış koştuktan sonra tek bir pişmanlığım vardı, daha önce burada koşmamak…

Çıralı’ ya Çarşamba günü gelip portakal ağaçlarıyla boğulan Almira Bungalows  isimli tesise yerleştik. Yeşilliğin içinde saklanmış bir cennet.

3

Perşembe günü erken saatlerde kuş şarkılarına uyanıp ve ısınma koşusunu yapıp sade ama o kadar da leziz kahvaltıyı tadımlamak paha biçilmezdi. Günü denizde yüzerek ve VK yarışı öncesi tatlı telaşta geçirdikten sonra kendimizi Morpheus’ e teslim ettik. Çıralı’ da o kadar huzur dolu bir ambiyans var ki insan yarış öncesi bile heyecanlanmaz. Halbuki açık havada tüm gün geçirince erken yatıp erken kalkarak doğa ile uyumlu bir ritme giriyorsun. Keşke şehrin yoğun temposuyla doğanın saatlerine ayak uydurarak hayatımızı sürdürebilseydik her daim. Tıpkı bir kuş gibi, güneşi şarkısıyla uğurlayarak sabah yeniden doğup güneşi selamlamak…

Kaldığımız yerin müthiş ve yardımsever ekibi akşamdan bize  kahvaltı hazırladı, bize de erkenden kalkıp sadece bu kahvaltıyı yemek kaldı. Start alanına 9 sularında ulaşınca neredeyse hemen start aldık.

33477501_1549506621826820_5643769485744668672_n
F: Tahtalı Run to Sky

Yarış tek nefesle geçti desem yeridir.

33136397_1546369088807240_8477343342890319872_n
F: goshots.net

İlk adımlarımı atarken bu yarış nasıl bitecek derken 1200 m irtifa kazanıp 2365 m’ de  kendimi buldum.

33427307_1549232658520883_78202661446352896_n
F: goshots.net

Tahtalı Dağı zirvesi emeğimi boşa çıkarmadı ve enfes manzarası ile tüm yorgunluğumu aldı. Bitiş çizgisini geçtikten sonra ertesi günkü 60 km’ lik etap için hazırlıklar başladı. Beslenme ve dinlenme.

IMG_1875
F: Tahtalı Run to Sky

Cumartesi sabahı kuşlar uyanmadan biz uyandık. Sadece uzaklardan horoz sesi geliyordu, bu kadar da olsun. Hazırlandıktan sonra starta doğru yola koyulduk ve 10′ dan 1′ e sayarak maceramız başladı.

33333780_1548309641946518_6417073202018648064_n
F: goshots.net

Parkurun ilk 3 km’ si asfalt, yarışa rahat bir şekilde başlayıp düz yolun keyfini çıkarıyordum  Yanartaş’ a doğru tırmanmaya başlıyorum.

33139031_1546386252138857_4913978662967050240_n
F: goshots.net

Aklımdan geçen: “Doğa ne müthiş bir şey ki bizi her daim şaşırtmaya devam ediyor”.

33566846_1549256175185198_2604522194688016384_n
F: goshots.net

Tırmanıştan sonra bacaklarımı dinlendirerek iniş yapıyorum. Saat daha çok erken, bize yardımcı olan bulutlar güneşi bizden gizleyerek işimizi kolaylaştırıyor. Nihayet Ulupınar kontrol noktasına ulaşıp sularımı tazeleyip yoluma devam ediyorum. Bundan sonra bol bol çıkış olacak bazen sert bazen yumuşak ama bu pek yormaz çünkü müthiş manzara eşliğinde ormanın içinde koşuyoruz. Bazen geniş yollar bazen ağaçların içinde daracık patikalar birbiriyle yarışır gibi bize olağanüstü manzaralar sunuyor.

33503341_1549290991848383_1416552816347971584_n
F: goshots.net

Beycik kontrol noktasına ulaşınca biraz soda biraz kola içip zirveye doğru yoluma devam ediyorum. 1800 m’ ye kadar ormanın içinde koşup sonradan artık dünden tanıdığım yollar. Tahtalı Dağ zirvesine doğru bizi götüren çırılçıplak çarşak dolu bir yol. Bu tırmanışta kendimi çok güçlü hissedip zirveye 4 saat 33 dakikada ulaştım. Sularımı tazeleyip ve iyice beslenip inişe geçtim. Güneş yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Paldır küldür inerken hızımı kesmemeye çalıştım, böylece ayaklarım da tüm taşlara takılmış oldu. İnişin ilk bölümü baya sertti, çarşaklarla birbirimize doyamadık :). Çarşaklarla vedalaşıp patikalara merhaba dedikten sonra stabilize yola kavuştuk. Koşabildiğin kadar koş diyeceksin ama nerede. İrtifa azaldı sıcak da arttı. Güneş ise bulutları kovalayıp bizi kızartmaya çalışıyordu. Müthiş keyifli bir çıkıştan sonra benim için en zor bölüm başladı. Yavaş yavaş hayatımı sorgulamaya başlıyordum ama henüz tam anlamıyla değil. Çukuryayla kontrol noktasına vardığımda baya iyiydim kola ve soda içtikten sonra kendimi toparlayıp iyice hızlandım. Geniş yolda koşup göl tarafından gitmeye çalışıyordum. Yaylakuzdere kontrol noktasına yaklaşık 2 km gelmeden önce her yarışta olan geleneksel iç konuşmam artık tam gazıyla devam ediyordu: “Ben neden koşuyorum, hayatımın anlamı ne, ben kimim ve neredeyim?”. Hava o kadar ısındı ki bir mataranın kalan suyunu enseme ve sırtıma döküp (nasıl olsa istasyona kadar çok az kaldı) bandanamı ıslatıp yüzümü sildim. Aslında fiziksel olarak müthiş hissediyordum kendimi, kaslarımda en ufak ağrı bile yoktu ama bu sefer sıcak hava biraz etkiledi. Yaylakuzdere kontrol noktasına vardıktan sonra gönüllü arkadaşlar bana: “Buraya çok iyi geldiniz, çok iyisiniz” bana  diyerek moral vermeye çalıştı. Beslenip ve sularımı tazeleyip neredeyse tamamen çeşmeye girdim. Biraz serinledim, kol bileğimdeki bandanamı iyice ıslattıktan sonra yanıma bir parça ekmek ve peynir aldım ve zorla yedim. Buradan sonra hafif çıkış başlar, geçen gün VK’ ya giderken yolda kısa mola verdik, yine o koltuğu ve o dut ağacını gördüm. İkisi bana o kadar çekici geldi ki anlatmak ne mümkün. Ne bacaklarımı ne de midemi riske atamadım. Koltuğa otursam bir daha kalkmak ne mümkün, dut yesem midem beğenir mi beğenmez mi bu da ayrı bir soru işareti. Yarışın en zorlandığım noktası buydu galiba, bacaklarım gitmek istiyor ama beynim sıcaktan durdu sanki. Bir süre kendimi sopa ile koşturdum (temsili 🙂 ). Dünkü VK’ nın startına ulaşınca (aynı yerden geçiyorduk) yeniden doğdum. Beynimdeki yorgunluk kapanıp yerine yarışa yeni başlamış gibi ferahlık geldi. Tanıdığım yerlerden geçip manzaraların keyfini çıkarıyordum. Bu zorlu çıkışı yeniden yaşıyorum ama ondan keyif alıyordum ve kendimi tekrar çok güçlü hissetmeye başladım. O kadar mutlu oldum ki sanki birkaç dakika önce sürünen ben değildim. Yörük yolları, incecik ve belli olmayan patikalar bazen hiç patika olmayan kozalak dolu yerler, kalan son kilometrelere ne kadar çok manzara ve ne o kadar duygu sığınmış. İçim gülüyordu ve yazacağım raporun ismini kesinlikle biliyordum: “Yeniden doğmak”. Her şeyim bittiğini düşününce bitmiyor işte ve ben bitti diyene kadar da bitmez. İnsan bitti diyene kadar bitmez, mücadele ettiği sürece her şey devam eder, bedenimiz ve ruhumuz yaşamaya devam eder. İnsan beyni ve bedeni o kadar güçlü ve o kadar potansiyele sahip ki, yeter ki durma ve yoluna devam et, ister hızlı ister yavaş ister koşarak ister sürünerek ama devam et. Söylediklerim sadece yarışta değil hayatta da öyle. Bu yarışta çok net anladım ki: “Yeter artık” deyince iş bitmiyor ama sadece yeniden başlıyor. Tıpkı bu yarışta olduğu gibi öldüğümü sanıp en beklemediğim anda yeniden doğmuş oldum. Bu kadar filozofiye dalarak önümde dalı görmeyip çok fena bir şekilde takıldım, kolumda hala hatıra var :). Mataralarımı tamamen doldurmama rağmen suyum bitmeye başladı. Son jelimi son suyumla içtiğimde finişe kadar yaklaşık 3 km vardı. Yolda birkaç yerde su vardı, içip içmeyeceğime emin olamadım ama yine de azıcık içip bandanamı ıslattım.  Finişe çok ama çok az kaldı, ormanın derinliklerinin içinde bitiş noktasını tespit etmeye çalışıyordum ama nafile. Her şey gibi bu yarışın da bitişi olacağını düşünerek gireceğim denizi hayal ederek ormanın içinde kendimi dört bacaklı bir hayvan hissediyordum (batonlarla beraber 4 ayak yapar). Batonlar çıkışlar ve inişlerde bana çok iyi dost oldular. Nihayet teleferiğin alt istasyonu uzaklarda görüldü ve o an benden daha mutlusu yoktu. Birkaç yüz metre koşarak beynim nirvanaya ben ise finiş çizgisine ulaştım.

33401178_1548323741945108_585210249225437184_n
F: goshots.net
33535099_1548329391944543_990471543525998592_n
F: goshots.net

Neyi daha iyi yapabilirdim?

  1. Kesinlikle iniş konusunda kendimi daha çok geliştirmem lazım.
  2. Bu kadar sıcak havada 1 litre su yetmiyor bana, gözönünde bulundurarak 1.5 litre su almak benim için daha mantıklı.

Ne için aferini hakettim?

  1. Yarış süresince beslenme konusunda kendimi iyice geliştirdim ve artık açlık duygusu yaşamıyorum.
  2. Tırmanışlarda kendimi gerçekten güçlü hissetmeye başladım, darısı inişlerin başına.
  3. Kol bileğime bandanamı sarmayı unutmadım, yol boyunca terden silmekten başka sürekli ıslatıp serinlemek için müthiş bir çare.

6 km + 60 km (5000 m yükseklik kazanımı) iki gün üst üste koşma konusuna gelince: Avantajlı taraf daha güçlü, bu parkurda ilk kez koştuğum için zirve çıkışı ve 60 km’ nin son bölümünün bir kısmın bir gün önce görmüş oldum, beni neyin beklediğini biliyordum. VK’ sonrası hiç kas ağrısı olmamasına rağmen azıcık yorgunluk vardı. VK’ yı koşmasaydım 60 km daha iyi koşar mıydım açıkçası bilmiyorum zaten elimden geleni yaptığımı sanıyorum. Ha şöyle, ertesi gün 60 km koşmayacak olsaydım VK’ da belki azıcık daha kasardım.  Ama ikisini koştuğum için kesinlikle pişman değilim. İkisi muazzam ve koşulacak parkurlar. Belki de 6 km + 27 km kombinasyonu daha insaflı olabilir ve seneye onu yaparım.

Parkurlara ve organizasyona gelince; kesinlikle görmeye ve koşulmaya / tırmanmaya değer bir parkur. Buraya daha önce gelmediğim için gerçekten pişmanım. Parkura çok emek harcandı, organizasyonun ellerine sağlık, bize de koşup parkurun hakkını vermek kaldı. Polat Dede’ ye, Savaş Gündüz’ e, Zeynep Dede’ ye, Ayla Coşkun Gündüz’ e ve tüm Rossist Event Ekibine sonsuz teşekkürler. Gönüllüler de harika, istasyonlarda yardımlarından tut, motivasyon verene kadar hepsi muazzamdı. Ölçüm yapan Argeus Ekibine, harika fotoğraflarımızı çeken goshots.net Ekibine emeği geçen tüm sponsorlara çok teşekkürler. Söylemeden olmaz, konakladığımız Almira Bungalows ailesine kocaman teşekkürler, evde gibi hissettirip hiç ayrılmak istemediğim bir yer oldu. Keşke daha fazla kalabilseydik düşüncesiyle ayrıldık. Çıralı öyle bir yer ki bir kere gittin kalbinin bir yerinde sürekli kendini hissettiriyor.

Beslenme:

Yol boyunca IRONDEER jelleri ve izotonik; hurma; istasyonlarda peynir, zeytin, ekmek, portakal, muz, soda ve cola. Böyle sıcak bir havada soda hayatımı kurtardı.

Kullandığım COLUMBIA MONTRAIL ürünleri: 

CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA; CALDORADO II AYAKKABI; BOYUNLUK; TITAN ULTRA SLEEVELESS ATLET; TITAN ULTRA PERFORMANS ŞORTU; TITAN ULTRA KISA KOLLU TİŞÖRT; TITAN LITE WINDBREAKER II RÜZGARLIK.

Kullandığım baton: Leki Micro Trail Pro

33509567_1548310921946390_261455507078774784_n (1)
F: goshots.net
33502383_1548314325279383_1153651923925073920_n (1)
F: goshots.net
Reklamlar

7. Finiş ya da çini koleksiyonu nasıl yapılır

Orhangazi Ultra Maratonu 90 km

İznik… Akşam saatlerinde semaverden çay içerken ve İznik Gölü’ nün muazzam manzarası eşliğinde gün batımını izlerken neden buraya 7. kez geldiğimi anlıyorum. Elbette her sene severek koştuğum yarışın yanında İznik’ in ve gölün huzur verici hissi.

inspiredbyrun markamın kuruluşundan beri her yarışta beni standımda görebilirsiniz. Bu da bana çok iyi bir avantaj sağlıyor, gün boyunca çalıştıktan sonra akşam odaya kadar sürünerek yarış heyecanı değil de çuval gibi yatar ve sabaha kadar aralıksız uyurum. 🙂

IMG_0716
inspiredbyrun halleri. Resimde iki tane Elena bulun 😉

Yarıştan önce en sevdiğim karanlıkta değil aydınlıkta uyanmak. Gölün benzersiz gün doğuşuna uyanıp hazırlıklarıma başladım. Yarış öncesi rutinleri tamamladıktan sonra transferle Orhangazi’ ye doğru yola konulduk, saat 09:00′ a yaklaşıyordu ve yarış başlamak üzereydi.

c7ce89f0-d54b-463b-9470-28a89e1eab59
Son müzik ayarları 🙂 Bundan sonra tüm fotoğraflar aksiyonfotograflari.com

Son 3 sene İznik’ te koşarken farklı farklı aksilikleri ve maceraları yaşadım (hepsi tamamen benden kaynaklı. Raporlarım: Hayat Gökkuşağı ve Uludağ Küçük Zirvesi’ nde başlayan İznik’ te biten ultra maraton). Öncekilerde ya demirim düştü ya ayağım burkuldu ya sinirim sıkıştı, aksi gibi neredeyse tüm parkuru sürünerek yürüyordum, bu sene artık kararlıydım: “Yeter artık ya, şeytanın bacağını kıracağım ve bu parkuru ya koşacağım ya koşacağım, başka seçenek yok!” Kendime bir hedef koydum: Güneşi batırmadan bitiş çizgisine ulaşmak ve yarışı 10,5 saatin altında bitirmek.

Start alanında arkadaşlarımla sohbet ederken yarışın nasıl başladığını anlamadık. Kulağımda çalan çılgın çıstak şarkıların eşliğinde macera başladı. Neredeyse yarışın ilk 19 km’ si parkur dümdüzdü. Başlangıçta biraz asfalt, sonrası keyifli göl kenarı (en sevdiğim) ve gölgeli zeytinlikler.

716e9254-f9c5-41ca-b8bb-2e53d2a3c7cf
Beslenmeyi atlamıyoruz! 😉

Parlak güneşin altında hava çok güzeldi, baya sıcak bir gün bizi bekliyordu. Yarışın başlangıcından beri beslenmeye ve su alımına çok dikkat ettim ve yarış boyunca ne enerji düşüşü ne de çökme yaşadım.

Elbette geleneksel Sölöz Dere geçişi İznik’ in olmazsa olmazlarındandır. Bu geçişi sadece 2014 yılında atlattım o zaman maraton mesafesini koşup buralara kadar yolum düşmedi. Yoksa 2012 yılında beri bu dereyi hep saat yönünde geçmişliğim var. Bazen atlayarak ve koşarak bazen de sürünerek. Bu sefer güzel bir karenin peşindeydim, fotoğraf çeken arkadaşı görünce doğrudan sulara daldım.

f4455258-d06f-4945-a88b-b372d382aded
Su bizim herşeyimiz 🙂

Sonraki bölümde biraz çamur vardı ama bu sene en kuru parkurlardan biriydi kesin. Hele ilk kez İznik’ te koştuysanız o çamur banyolarını unutmak ne mümkün! 😉

Sölöz kontrol noktası sonrası artık tırmanma zamanı geldi, sularımı tazeleyip, jellerin ambalajlarını çöpe atıp yoluma devam ettim. Neredeyse tüm tepeleri sabit bir tempo ile koşmaya çalıştım. Yükseldikçe gölün benzersiz manzara ve güzelliği gözlerimi kamaştırıyordu. Masmavi göl, capcanlı yeşillik, neşeli sarı çiçekler ve gülen papatyalar. Benim için bu seneki İznik renkleri…

e8360484-d431-41ce-87be-d77ebecf3026

Her çıkışın inişi olduğu gibi bir sonraki kontrol noktasına (Narlıca) koşarak indim. Geleneksel çöp atma ve su doldurma etkinliklerinden sonra hemen yarışıma devam ettim. Uzaklaşınca aklıma geldi: “Hani burada tuzlu bir şey yiyecektim” ama artık geç oldu, hurmaya ve jellere kaldım.

b715b74e-a650-4f2e-af3f-d36d4c8eec76
Ayaklarımın yerden kesildiği doğrudur 🙂

Bundan sonra en sevdiğim “roller coaster” bölümü başlıyordu, zeytinlikler içinde eğlenceli koşu. Hele bizler o patikalardan kayarak akarken ve ağaçların arkasından pat diye çıkıp inerken yerel insanların bakışları vardı! 🙂 Gölgelerin içinde serin, dar ve güzel patikalar. Ne kadar güzel olsa da bir süre sonra insan geniş yola kavuşunca seviniyor, hem de Müşküle Köyü’ ne varmak üzereysen.

01573def-6931-49df-8fa7-ba16a72b2533
Yola kavuşma sevinci 🙂

Ve nihayet Müşküle Köyü. İki sene önce buralara acayip aç bir şekilde ulaştım. Yarıştan önce ayağımı çok fena bir şekilde burktuğum için patika kısım çok uzun olmamasına rağmen benim için saatlerce sürdü ve yolda feci bir şekilde acıktım. Tanrı da çok iyi bir teyzeyi karşıma çıkarttı o da bana pişi ikram etti, unutmak ne mümkün! Bu sefer de senelerce olduğu gibi Müşküle sokakları – mutluluk ve huzur karesi: Sokaklarda örgü ören kadınlar alkışıyor ve biri diyor ki: “Koşma kızım”. Doğru ya, ne koşuyorum ki. Zaten buradaki kontrol noktasından sonra “neden koşuyorum” sorgulama bölümü başladı benim için. Aslında bu sorgulama bölümü neredeyse her yarışta olur da fakat farklı mesafelere denk gelir. Bu sefer uzun yokuşa ve yarışın ikinci yarısına denk geldi. Ne yalan söyleyeyim bu kısımda biraz sıkıldım. Ama yolda gördüğüm koşan arkadaşlar bu yolu renklendirdiler ve zevk kattılar, bir sürü insan görüp sohbet ettik. İşin en önemli kısmı nihayet 3 senenin ardından bu bölümün neredeyse tamamını koşabildim.

ae31ab24-ea29-42dd-9d30-0d14f27bf044
Evet, bakalım istasyona kadar kaç kilometre kaldı!? 🙂

Kontrol noktasına (Süleymaniye) ulaşınca nihayet tuzlu bir şey yemek aklıma geldi. Peynir, ekmek, zeytin biraz kola ve yolda protein barın yarısını yemeye çalışırken yoluma devam ettim. Ne de olsa biraz tırmanış sonra da yokuş aşağıya ve düzlük kalıyordu. Buradan sonra nedense balon gibi şiştim. Ya çok hızlı yediğim için ya da çok fazla sıvı tükettiğim için. En çok su içtiğim yarışlardan biriydi. Aklıma Ultra Pirineu yarışı geldi, 110 km koşarken kaç kilo kavun yediğimin farkında değildim, koştuktan sonra finişte bile kendimi kavunu yerken buldum o kadar güzeldi. Tabii ki sonuç olarak bibendum gibi oldum. 🙂 Biraz uzaklara gittim galiba, şimdi İspanya’ dan İznik’ e geri dönelim.    Ertesi günün stant işlerini düşünerek bu bölüm de bitti. Son kontrol noktasına (Derbent) varınca biraz çorba ve kola içtikten sonra artık finişin kokusunu alıp hemen istasyondan ayrıldım. Yolda protein barın ikinci yarısını yemeye çalışırken pek başarılı olamadım. Ben itiyorum o da geri çıkıyor. “Neyse” dedim “Gayet tokum fazla zorlamanın anlamı yok”. Buradan sonra artık çok kısa çıkış ve sert iniş olacaktı.

5457e290-1a94-4487-a1d5-a8b9c34f6b1f

Burada iyice hızlandım, hani gün batmadan önce finişe ulaşmam lazımdı. Upuzun inişten sonra düz yola kavuşma mutluluğu.

bbdd4c71-0447-407c-a277-e8b9e2e3ad14
Eller havaya, finişe az kaldı 🙂

Finişe kadar sadece 6 km kaldı ama geride kalan 80 km.nin bedeliydi. Sonsuza kadar süren dakikalardan sonra gönüllülerden biri müjde verdi, son 1 km kaldı.

b1c227f9-043d-4fd8-b773-39a91e870231
Ne?! Sadece 1 km mı kaldı? 😉

Son metrelerin unutulmaz anları…

73df0cf9-b29f-468d-8d72-7be3aa100852
Neredeyse bitti!

Finişe gelmeden önce koşan arkadaşların, çocukların ve yerel halkın desteği müthişti ve unutulmaz anlardan biri.

0824dc3a-96df-457f-90e0-9cfb03136d23
Mutlu son 🙂

Ve hedef tuttu: 10:12:00

Yarış boyunca “hayatımın sorgulaması” bölümüne geçmediğim için yarış benim için çok güzel ve eğlenceli geçti demek ki. 🙂 Her zamanki gibi yarış öncesi yaptığım ve benimle finişe ulaşan tırnak desenlerim bozulmadı. 😉

IMG_0772
Fotoğraf: Ersavaş Güdül
dacca7c5-b9db-4988-a37c-c15aa0040cd3
Tebrikler! 🙂

Organizasyon her zamanki gibi mükemmeldi ama bu sefer apayrı bir samimiyet vardı, kendimi evimde gibi hissettim. Gönüllüler ve destekçiler müthişti. Kontrol noktalarında destek inanılmazdı, su doldurmadan tut çantamın arka cebinden bir şeyler çıkarmaya yardım etmelerine kadar. Manevi destekten zaten bahsetmiyorum, olağanüstü ve harikaydı.

Müthiş fotoğraflar: aksiyonfotograflari.com

Beslenme:

Yol boyunca IRONDEER jelleri ve izotonik; bir adet protein bar; hurma; istasyonlarda peynir, zeytin, ekmek, çorba, portakal, muz ve cola.

Kullandığım COLUMBIA MONTRAIL ürünleri: 

CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA; CALDORADO II AYAKKABI; BOYUNLUK; TITAN ULTRA SLEEVELESS ATLET; TITAN ULTRA PERFORMANS ŞORTU; TITAN LITE WINDBREAKER II RÜZGARLIK.

thumbnail_IMG_0917
İznik Ultra çini koleksiyonuma gel! 🙂

Yağmuru beklerken…

Bu sene Alanya’ nın ayrı bir güzelliği vardı, sisle sarılmış ve bulutlarla örtülmüş dağlar, hırçın deniz dalgaları, zorlu ama o kadar da keyifli patikalar ve Ahmet Arslan ve ekibi tarafından yaratılmış dağ koşusu festivali havası.

Ahmet ile ne zaman konuşup yazışsak kendisi sürekli patikalarda oluyordu, geçen seneki parkura daha çok patika eklemek istiyordu ve bu işi inanılmaz iyi bir şekilde başardı. Parkurda sıkılmak ne mümkün, bir iniyorsun sonra sürpriz çıkış karşına çıkıyor, taşlı yemyeşil patikalar ile zenginleşmiş müthiş parkur. Bana bazen sorarlar: “Koşarken sıkılmıyor musun?” Neden sıkılacağım, patika ve ultra maratonlar koşarken sadece bacaklar değil beyin de çalışıyor. Taşlı ve köklü zorlu patikalarda ayağımı nereye koyacağım, şimdi jel aldım, 15 dk sonra hurmayı yemem lazım sonra tekrar jel almam lazım derken vaktin nasıl geçtiğini ve bitiş çizgisine nasıl ulaştığımı resmen anlamamış oluyorum hele kulağımda hoş bir müzik çalıyorsa. Konudan biraz uzaklaşmış oldum, parkura geri dönerken geçen sene de dediğim gibi Alanya Ultra Trail parkuru dağlara aşık olan biri tarafından hazırlandığı besbelli, her metresi düşünülmüş bir parkur, bize de bu müthiş parkurun keyfini çıkarmak kaldı.

Alanya’ ya Perşembe günü vardık, bu iş şu iş derken kendimi Cuma günü inspiredbyrun standımda buldum, otele varışımız saat 20:30′ u buldu, yemek ve hazırlıklar derken saat 22:30′ da 05:00′ da uyanmak üzere alarmlar kuruldu. Bu sabahın köründe çalan alarm var ya. Bir taraftan diyorsun kendi rızamla buradayım, diğer taraf der ki yatmak ne güzel olurdu şimdi. Ben de bu yatağa akşam tekrar gireceğim hayaliyle ayaklandım. Apartopar toparlanıp saat 06:00′ da yola koyulup 06:30′ da başlangıç alanındaydık. Su ve müzik ayarı derken artık start’ a çağrılıyoruz, ne de olsa sadece 8 dakika kaldı. Deniz fenerine giderken arkadaşlarımla sohbet edip start çizgisine ulaştık. Ve yarış başladı…

Kızıl Kule, Alanya Kalesi’ ni arkamızda bıraktıktan ve biraz tırmandıktan sonra düz yola kavuştuk.

29542345_425880841185236_5264633571188065483_n
F: goshots.net
29683692_425212407918746_4842112264889377946_n
F: goshots.net

Muz bahçelerini geçtikten ve biraz asfalta koştuktan sonra bol tırmanışlı patika başlıyordu.

29571128_425044991268821_8694725484844097923_n
F: goshots.net
29541664_425213377918649_7356543810924026458_n
F: goshots.net

Tırmanışa geçmeden önce çantama bağlı olan batonlarımı çıkardım ve 40 km’ lere kadar onlarla ayrılmayacaktık. Tırmanırken kulağımda neşeli parçalar çalıyordu, manzaralar da olağanüstüydü.

29541220_425215711251749_3529375898304368324_n
F: goshots.net

Yükselince dağlar sisle örtüldü.

29543016_425217581251562_909223123931105115_n
F: goshots.net

Saatime rota yüklüydü ama ona hiç bakmadım (işaretleme çok iyiydi) ta 19 km’ ye kadar. İşaretleri takip ederken bir anda kendimi yokuş aşağıya koşarken buldum ve oradan birkaç arkadaş ses ederek işaretlerin olmadığını iletti . Tekrar yukarı çıkıp tüm yönlere bakınıp başka işaretleri bulamadık, ben de rotaya bakayım dedim ve bir sürpriz beni bekliyordu! Alanya Ultra Trail yerine Belgrad Ormanı’ nda koştuğumuz “Yılbaşı rotası”nı yanlışlıkla çalıştırdım. Saatimi kapatıp ve yeniden açıp nihayet doğru rotayı görebildim. Her tarafa dikkatli bakınca doğru yönü gösteren yerde olan bir ok bulduk ama işaretler bambaşka bir yöne götürüyordu. Meğerse biri işaretleri koparıp ve toplayıp yanlış bir yöne asmıştı. Beraber koştuğumuz arkadaşlardan biri hemen Ahmet’ i arayıp durumu bildirdi. Sabotaj yapanlara iyice yolda saydırdım ben de :). Yoluma devam ederken fark ettim ki saatimi çalıştırmayı unutmuşum. Nihayet başlangıç tuşuna basmak aklıma geldi. Bu şekilde 2. KN’ ye yaklaşırken ben yarışa yeniden başlamış gibi oldum. Biraz muz yiyip, kola ve çorba içtikten sonra yoluma devam ettim. Hava tam bozacak gibiydi biraz sis biraz çise derken ben de kendi kendime: “Neyse şu en yüksek tepe yoluna çıkınca orada yağmurluğumu giyerim artık”. Hiç üşümüyordum tersine nedense acayip sıcak bastı. Aslında üşümemek için bir tık daha hızlı gitmeye çalışıyordum bu da benim için avantajdı. Ayrıca tepenin bir tarafı rüzgarlı diğer tarafı sakin ve sıcaktı. Bu düşüncelerdeyken 3. KN’ yi çok hızlı bir şekilde geçip 4. KN’ ye ulaştım. İlk sorum şuydu “Karlı tepe nerede kaldı?”. Meğerse tepede fırtınalar kopuyordu, rota kötü havadan dolayı değişti bana da bu bilgi 3. KN’ de verildi ama ben müzik dinlediğim için tabii ki duymadım. Bundan sonra benim için en önemli kurallardan biri: Kontrol noktasına yaklaşırken bir kulağı müzikten boş bırakmaktır. Finişe kadar bir yarı maraton mesafesinin kaldığı mutlulukla KN’ sında çorba içtikten sonra ayrıldım.

29572725_425214374585216_3457744207896170078_n
F: goshots.net

Buradan sonra fazla çıkış olmadığı için batonlarımı tekrar çantama bağladım. Bundan sonra neredeyse kalan yolu tek başıma koştum. Parkur çok keyifliydi, ormanın içinde taşlı yollar ve yemyeşil patikalar. 5 KN’ sında yanıma biraz tuzlu kraker  alıp yoluma devam ettim. 6. KN’ ye ulaşınca hava iyice açtı ve benzersiz bir manzara eşliğinde iniş başladı. Taşlar üzerinde zıplayarak aşağıya indim ve önceden stabilize yola sonra da asfalta kavuşup plaja çıktım. Buradan sonra artık rotayı iyice biliyordum, biraz kum biraz kaleye tırmanış. Kulağımda tam yaz şarkısı çalınca koskoca plajın sonuna devasa bir kayaya ulaştım.

Plaj bitince görevli arkadaşın yardımıyla biraz kaya tırmanışı oldu, keyifli orman koşusu, kale gezisi, Damlataş Mağarası’ nın gecişi ve nihayet finiş!

29570632_425880204518633_2323334727786003989_n
F: goshots.net

Tam da çok sevdiğim şarkı eşliğinde.

Bir macera daha arkamızda kaldı. Dağlarla başbaşa kaldım, müthiş patikalarda koştum ve güzel manzaralara doyamadım. Bir de raporun ismi neden “Yağmuru beklerken…” sorarsanız. Alanya’ ya gelmeden 2 hafta öncesinde hava raporlarına bakarken çok feci yağmur olacağı söyleniyordu ben de ona göre hazırlıklı geldim ve tüm hazırlıklarıma rağmen tam anlamıyla yağmura yakalanmadım bir türlü, yarışı etek ve tişört ile çok rahat bir şekilde bitirdim. İşte bu bir dağ koşusu, ne zaman ne olacağı hiç bir zaman belli değil ama tüm hava şartlarına hazırlıklı olmak şarttır. Dağlarda koşmak hiç bir zaman şakaya gelmez, dağları çok ciddiye alıp saygı göstermek lazım, onlar da bize koşmak ve tırmanmak için müsaitlik versin. Bu seneki en büyük hedefim olan UTMB yarışı için harika bir antrenman oldu. Bu parkur Türkiye’ nin en teknik ve en zorlu rotalarından biri, manzaralar da muazzam. Bu sene yarış daha da çok kalabalıklaştı, daha çok yabancı sporcu geldi, umuyorum ki en yakın zamanda Dünya çapında bir yarış olacak. Biz de bu yarışa katılarak destek verelim.

Ahmet Arslan‘ a, ekibine ve tüm gönüllü arkadaşlara sonsuz teşekkürler, müthiş bir iş çıkardınız, iyi ki varsınız!

Yolda bizim fotoğraflarımızı çeken goshots.net Onur Çam‘ a ve Ufuk Yaramış‘ a kocaman teşekkürler!

Muhteşem müzikler için Erdinç Erol‘ a çok teşekküler!

Utopia World Hotel‘ e misafirperverlikleri için çok teşekkürler!

Beslenme konusunda bu sene yeni ürünleri kullandım. Sibirya’ dan IRONDEER jelleri ile beslendim ve çok memnun kaldım.

Bu sene başından itibaren COLUMBIA SPORTSWEAR TÜRKİYE ile patikaları zorluyorum, destekleri için sonsuz teşekkürler! COLUMBIA MONTRAIL ekipmanları ile ilk ultra maratonum oldu ve kullandığım malzemelerden çok memnunum.

Kullandığım malzemeler:

COLUMBIA MONTRAIL CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA – Sırtımda duruşu çok rahat ve tüm malzemeleri rahatça alıyor.
COLUMBIA ZERO RULES ETEK – Hafif ve rahat, kuruma performansı çok iyi.
COLUMBIA MONTRAIL TITAN ULTRA KISA KOLLU TİŞÖRT – Hafif ve rahat, kuruma performansı çok iyi.
COLUMBIA OUTDRY EX DIAMOND SHELL YAĞMURLUK – Yarışta kullanma şansım olmadı (zorunlu malzeme olarak çantamda taşıdım) ama antrenmanlarda memnuniyetle kullandığım bir ekipman, yağmurun altında saatlerce geçirdiğim antrenmanlar var.
COLUMBIA TRAIL SUMMIT RUNNING ELDİVEN –  Yarışta kullanma şansım olmadı (zorunlu malzeme değildi ama dağlarda koşarken eldiveni her zaman çantamda taşırım) ama antrenmanlarda memnuniyetle kullandığım bir ekipman.
COLUMBIA MONTRAIL CALDORADO II AYAKKABI – Kayalık, taşlı, engebeli ve zorlu arazide benim için mükemmel bir seçim, tutuşu çok iyi. Tabanı abartılı “dişli” değil ondan dolayı karışık arazide (patika, kayalık zemin, stabilize yol) rahatlıkla kullanılabilen bir ayakkabıdır. Kalıbı çok rahat, saatler boyunca koşarken (9 saat) ayaklarım hiç şikayet etmedi. Yastıklama, ayak desteği ve esneklik çok iyi. Hafif ve aynı zamanda ayağı çok iyi koruyor. Islandıktan ya da yıkandıktan sonra ayakkabı gayet çabuk kuruyor. 

Muhteşem dağ ve manzarayı doya doya yaşamak, yemyeşil ormanın patikalarında kendini test etmek ve tarihi taşlık yollardan geçmek isterseniz seneye Alanya Ultra Trail‘ de görüşmek üzere!

29573063_424665427973444_3106822299181829457_n
F: goshots.net