Sky Erciyes

 

“Gereksiz tartışmaları artık bırakın –
Ben zaten her şeyi kendime ispatladım:
Dağlardan daha güzel sadece
henüz çıkmadığım dağlar olabilir.” 

Vladimir Vysotsky

“Так оставьте ненужные споры –
Я себе уже всё доказал:
Лучше гор могут быть только горы,
На которых ещё не бывал.”

Владимир Высоцкий

c2a9iancorless-com_skyerciyes-08667

Dağlar, her şeyi unutturur ve insanı rahatlatır, kafanızı sıfırlar. Dağlar saygı ister ve hafife alınmaz. O yüzlerce yıl orada dururken sen onun misafirisin ve Onun kurallarına uyacaksın. 

 Sky Erciyes 

Çok yoğun döneme girince sanırım hepimiz: “Bir an önce geçsin de rahatlayayım” düşüncesine ara sıra kapılıyoruz. Ne yalan söyleyeyim ben de öyleydim. O kadar yoğun hafta beni bekliyordu ki daha önceki haftanın pazar günü bitmeden bir sonraki haftanın pazartesi gününü yaşıyordum ve yarış sonrası cumartesi gününü iple çekiyordum. “Bu düşüncelerimde kesin bir yanlışlık var” dedim kendi kendime. Pazartesi günü de erken saatlerde kalkınca kendi kendime: “Sakin ol” dedim, bu ne telaş bu ne sabırsızlık, yahu tek hayatımız var onu da bugünü yaşamadan yarın bir an önce gelsin diye yaşarsan her şeyin ne anlamı kalacak ki”. Kendime ayar çektikten sonra upuzun bir yapılacak listesini yazdım, kendime “İş kurt değil, ormana kaçmaz” atasözünü hatırlattım, depderin bir nefes aldım ve tüm kağıda döktüklerimi Kayseri’ ye gidene kadar yapmaya çalışacağıma söz verdim. Hepsini yaptım mı? Tabii ki hayır ama upuzun listeden ön planda gelen işlerimi halledip rahat bir kafayla dağlara gideceğim diye kendime bir söz verdim. İşler güçler, inspiredbyrun çalışmaları, yeni rota keşifleri, günde çift antrenmanlar, kediler – köpekler derken yolculuk zamanı geldi.

Bu sene Erciyes Dağı bir ayrı güzel ve büyüleyiciydi. Giydiği elbisesi daha renkli ve daha yeşildi, mor ve sarı çiçekleri ayrı bir şıklık ve ayrı bir koku, estiği rüzgar ise ferah hava katıyordu.

Otele yerleştikten sonra birkaç saat dinlendik ve sonra antrenmana çıktık. 12 km’ lik antrenmanımız vardı, ilk birkaç kilometre ayaklarımı zorla yerden kaldırıyordum. Kendi kendime: “Yarın VK` yı (Vertikal Kilometre) nasıl koşacağım derken” antrenman oldu bitti. Yolda koca kafalı kangalı gördük, sürüyü koruyordu, ayak üstü muhabbet ettikten sonra ve sürüsü ile işimiz olmadığımı anlayınca bize yol verdi. Hem antrenman hem de yarış esnasında kangallarla sohbet etmek gibi bir alışkanlığım olduğu doğrudur. 🙂

Akşam lezzetli makarna (sosu gerçekten muazzamdı) ve arkadaşlarımızla buluşma. Odama döndükten sonra tüm hazırlıklarımı tamamladıktan sonra saat 21:30 gibi yataktaydım. Ertesi sabahı erkenden kalktım, üzerimde inanılmaz bir miskinlik vardı: “Hadi bakalım, bugünkü yarış nasıl geçecek” derken VK`nın start noktasına ulaştık ve yarış başladı. Hissettiklerim tam  bu şekilde: “Kalbim mideme düştü” nasıl oluyorsa artık. Aslında irtifa ile ilgili sorunlar pek yaşamıyorum ama 2000 m üzerinde VK koşmak apayrı bir duygu. Bacaklarım kalkmıyor kafam da bir garipti. Kendi kendime: “Paniğe gerek yok!” Aslında içimde bir çizgi var, o çizgiyi geçmeyince ne kadar sürünsem de “rahat bir şekilde” finişe ulaşabiliyorum. Yaklaşık 2 kilometreyi geçince rahatladım ve artık hem bacaklarıma hem de kafama sahip çıktım.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-08335 (1)

Hele de finişe ulaşmadan önce insanların alkış ve motivasyon tezahüratları ile dimdik çıkışı uçarak çıktım. Böyle bir müthiş manzara ile yüz yüze geldik ki tüm acıları hemen unutturdu.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-07510

c2a9iancorless-com_skyerciyes-08269

Esas benim için maceram teleferikle inerken başladı, yükseklik korkum hala ara sıra devam ediyor.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-03899

Aşağıya indikten sonra bol bol yemek ve sıvı tüketimi, sonra da güzel bir uyku. Akşam üstü olmazlarından olmaz inspiredbyrun işbaşı. 🙂 Makarna partisinden sonra dinlenme. Saat 21:00 gibi yataktaydım. Bu sabah bir öncekinden haliyle daha dinç bir şekilde kalktım. Pencereden baktığımda Erciyes Dağı bembeyaz bir şapka giymiş. Ben fotoğraflamadım ama Ian bu müthiş görüntüyü ölümsüzleştirdi.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-08778

Kahvaltıdan sonra start çizgisine doğru yola koyulduk. Yarışımız gölden başlayacaktı ve manzarası müthişti. Başlangıç alanında o kadar sohbet ettik ki yarış başlayınca müziğimi açmadığımı fark ettim. Elim ayağıma dolandı MP3 çalarla uğraşınca. Nihayet başardım ve müzik eşliğinde yoluma devam ettim.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-03999

Bu rotayı 2 sene önce 60 km koşarken tersinden koştum ondan dolayı beni neyin beklediğini az çok biliyordum. Belli noktalarda 60 km’ lik parkuru koşan arkadaşlarımızla karşılaşmak çok keyifliydi, hepimiz için moral oldu. 25 km’ lik rotaya bayıldım. Başlangıçtan stabilize yolda ilerledikten sonra patika ve taşlı bölüme bağlandık.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-09038

Parkur boyunca rahatça koşabilecek geniş yollar var, birkaç bölüm taşlı ve yapraklı çıkışlar ve inişler oluşuyor. Bu tür rotaları çok severim çünkü koşu boyunca hiç sıkılmıyorsun devamlı parkur değişimi yaşıyorsun. Bana göre 25 km’ lik parkur (birkaç bölüm hariç) gayet koşulabilecek ve hız yapabilecek bir parkurdur.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-04089

Hele de finişten önceki bölüme bayıldım. Bitiş çizgisini görmeden önce devasa Erciyes Dağı’ nı görüyorsun, sonra dağı arkaya bırakarak önünde minnacık karınca gibi görünen taka koşmaya başlıyorsun, hem de yokuş aşağıya.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-09674

Finişi görmek insanı o kadar mutlu ediyor ki hızla yollarda koşuyorsun.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-09629

Finiş çizgisini geçtikten sonra kendimi dünyanın en mutlu insanı olarak hissettim. Çok yoğun bir haftayı arkamda bırakarak kendimi yenilemiş ve iki  yarışı üstüste koşmama rağmen dinlenmiş hissettim. Dağlar gibisi yok, dağlarda koşarken hem yenileniyorsun hem de kendine doğru bir yolculuk yapıyorsun ve inanın ki bu yolculuk bir öncekinden apayrı ve çok farklı oluyor. Koşacak ve güzelliklerini keşfedecek daha çok dağ var ve kendine doğru yapılacak çok yolculuk var.

Yarış esnasında beslenme: 3 adet jel, bir bardak kola, yarım muz ve 500 ml izotonik.

Bu yarışta kendim için ne notlar aldım:

  1. Dağlarda erken yatıp erken kalmak gibisi yok, öğle uykusu da çok önemli vücudun ve kafanın toparlanmasında çok yardımcı oluyor (aslında sadece dağlarda ve yarışlarda değil günlük hayatta da öyle, öğle uykusu biraz zor ama 🙂 ). Yarış öncesi uyumazsam da artık 21:00 gibi yatağa girer uzanır 22:00′ da uyumuş olacağım artık.
  2. Yarış öncesi çanta ve malzeme hazırlığını erkenden yapmak çok önemli. VK yarışını bitirir, odaya ulaşır ulaşmaz 25 km’ lik yarışta kullanacağım tüm giyecek ve besinlerimi hazırladım. Çok geç saate kalmamak lazım eksik bir şey olursa edinecek zaman olur.
  3. Hepimiz elbette farklıyız, irtifa uyumumuz da çok farklı. Kendim için böyle bir not aldım, yarış esnasında irtifadan dolayı pek iyi hissetmiyorsam tempomu düşürüp hissettiklerime göre ilerlemek ve kendini dinlemek çok önemli. Bu sefer iki yarışta planladığım nabızdan daha aşağıda gittim ve iyi yaptım çünkü bazen evdeki hesap çarşıya uymaz, bu durumda kendini tanımak ve kendini dinlemek gerçekten çok önemli. İki yarışın ilk bölümlerini fazlasıyla temkinli gitme kararı aldım çünkü irtifanın etkisini hissediyordum, ikinci bölümlerde kendimi çok daha iyi hissedip artık planladığım gibi gidebiliyordum. Onu fark ettim ki, fazla zorlamadan devam ediyorsam durum düzeliyor ve kendimi daha iyi hissedip hem bedenime ve zihnime hem de yarışa hakim oluyorum ve istediğim şekilde ilerliyorum.
  4. Kahvaltıda bu sefer yulaf, tahin, pekmez ve biraz tereyağı karıştırıp yedim. Hem doyurucu hem de çok tok tutar ayrıca hazırlaması çok kısa. Yarışlara transferle gittik, yanıma 500 ml izotonik alıp yolda onu içiyordum. Sabah erken saatlerinde fazla sade su içesim yoktu, izotoniğin hafif limonlu tadı çok iyi geldi.
  5. Bu sefer parmaksız eldivenleri kullanmayı karar verdim ve çok iyi yaptım. Çok terleyen biri olarak baton kullanırken ellerim de çok terler. Eldivenler hem teri emdi hem de yüzümden terimi silmekte yardımcı oldu, ayrıca parkurda dikenli çalı çırpı olduğu için çok yardımcı oldu ve elimi korudu, eldivenler biraz kanın içinde kaldı ama parmaklarım daha az zarar gördü. Uzun yarışlardan sonra baton kullanımından dolayı bazen ellerim su topluyor bu sorun da azalır diye düşünüyorum.
  6. Başlangıç alanında sohbet çok keyifli elbette ama onu belki yarış sonrasına saklamak lazım. 🙂 Çenem düşünce müziği ayarlamayı unuttum o da yarış esnasında beni baya meşgul tuttu.
  7. Sky Erciyes` in tüm parkurlarını tekrar koşmak isterim bir gün ama özelikle VK` nın finişi gerçekten muazzam ve kesinlikle koşulması gereken bir parkur.

Sonuç olarak hem VK`dan hem 25 km`lik koşudan çok keyif aldım ve  performansımdan gayet memnun kaldım. İkisini kadın kategorisinde kazanmak yoğun UTMB öncesi antrenmanlarda beni baya motive edecek.

Atıl Ulaş olmak üzere tüm organizasyon ekibine, gönüllü arkadaşlarımıza, sağlık ekibine, sponsorlara ve bizi yolda çeken fotoğraf ekibine sonsuz teşekkürler! İyi ki varsınız, ellerinize sağlık! 

Kullandığım malzemelerden daha önce bahsettim, burada sadece yeni kullandığım malzemelerden bahsetmek isterim.

c2a9iancorless-com_skyerciyes-09639

  • Ayakkabı: Columbia Montrail BAJADA™ III muhteşem ayak sarma, yastıklama, esneklik, destekleme, koruma ve zeminde tutunuş. Muhtemelen bu ayakkabıyı UTMB’ de kullanacağım. Hem VK` da hem de 25 km` lik parkurda bu ayakkabı bana eşlik etti.
  • Ayrıca bu sefer parmaksız eldiven kullanmaya karar verdim. Çok doğru bir karar oldu, hem ellerim terlemedi hem de dikenlerden iyi bir koruma oldu. Sanırım uzun yarışlarda kendi zorunlu malzeme listemde artık devamlı yer alacak: Columbia FREEZER ZERO PARMAKSIZ ELDİVEN.

Tüm fotoğraflar: Ian Corless

Sky Erciyes VK

Sky Erciyes Sky ve Ultra

c2a9iancorless-com_skyerciyes-08296

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Yeniden doğmak – Tahtalı Run to Sky

Zamanın durduğu bir yer düşünün, huzurun içinde bulunduğu masmavi  safir deniz ve zümrütle dokunmuş kutsal dağlar. Alarma ihtiyaç olmadığınız bir yer düşünün, her sabah onlarca kuş seslerine, sonsuz şarkılarına ve güneşin doğuşuna uyanmak. Nefes alabildiğiniz süresince her saniye şükür ettiğiniz bir yer düşünün. Mutlu olup her sabaha uyanmak, yürüyebildiğim ve koşabildiğim için her var olduğum an evrene teşekkür etmek. Daldan düşmüş bir portakal alıp sulu sulu yemek, öyle yemek ki kollarından bol bol su aksın. Teninde yoğun tuz ve güneşin sıcağını hissetmek, güneş uykuya geçince üzerinde hafif bir esinti hissedip yok sayarak hafif rüzgarın kıyafetine sarılmak. İşte Çıralı böyle bir yer – huzur dolu bir doğa harikası.

Vertikal Kilometer (VK) 6 km (+1200 m) ve TAHTALI BERG SKY RACE 60 km (+3800 m) maceralarım 

İki gün üst üste iki yarış koştuktan sonra tek bir pişmanlığım vardı, daha önce burada koşmamak…

Çıralı’ ya Çarşamba günü gelip portakal ağaçlarıyla boğulan Almira Bungalows  isimli tesise yerleştik. Yeşilliğin içinde saklanmış bir cennet.

3

Perşembe günü erken saatlerde kuş şarkılarına uyanıp ve ısınma koşusunu yapıp sade ama o kadar da leziz kahvaltıyı tadımlamak paha biçilmezdi. Günü denizde yüzerek ve VK yarışı öncesi tatlı telaşta geçirdikten sonra kendimizi Morpheus’ e teslim ettik. Çıralı’ da o kadar huzur dolu bir ambiyans var ki insan yarış öncesi bile heyecanlanmaz. Halbuki açık havada tüm gün geçirince erken yatıp erken kalkarak doğa ile uyumlu bir ritme giriyorsun. Keşke şehrin yoğun temposuyla doğanın saatlerine ayak uydurarak hayatımızı sürdürebilseydik her daim. Tıpkı bir kuş gibi, güneşi şarkısıyla uğurlayarak sabah yeniden doğup güneşi selamlamak…

Kaldığımız yerin müthiş ve yardımsever ekibi akşamdan bize  kahvaltı hazırladı, bize de erkenden kalkıp sadece bu kahvaltıyı yemek kaldı. Start alanına 9 sularında ulaşınca neredeyse hemen start aldık.

33477501_1549506621826820_5643769485744668672_n
F: Tahtalı Run to Sky

Yarış tek nefesle geçti desem yeridir.

33136397_1546369088807240_8477343342890319872_n
F: goshots.net

İlk adımlarımı atarken bu yarış nasıl bitecek derken 1200 m irtifa kazanıp 2365 m’ de  kendimi buldum.

33427307_1549232658520883_78202661446352896_n
F: goshots.net

Tahtalı Dağı zirvesi emeğimi boşa çıkarmadı ve enfes manzarası ile tüm yorgunluğumu aldı. Bitiş çizgisini geçtikten sonra ertesi günkü 60 km’ lik etap için hazırlıklar başladı. Beslenme ve dinlenme.

IMG_1875
F: Tahtalı Run to Sky

Cumartesi sabahı kuşlar uyanmadan biz uyandık. Sadece uzaklardan horoz sesi geliyordu, bu kadar da olsun. Hazırlandıktan sonra starta doğru yola koyulduk ve 10′ dan 1′ e sayarak maceramız başladı.

33333780_1548309641946518_6417073202018648064_n
F: goshots.net

Parkurun ilk 3 km’ si asfalt, yarışa rahat bir şekilde başlayıp düz yolun keyfini çıkarıyordum  Yanartaş’ a doğru tırmanmaya başlıyorum.

33139031_1546386252138857_4913978662967050240_n
F: goshots.net

Aklımdan geçen: “Doğa ne müthiş bir şey ki bizi her daim şaşırtmaya devam ediyor”.

33566846_1549256175185198_2604522194688016384_n
F: goshots.net

Tırmanıştan sonra bacaklarımı dinlendirerek iniş yapıyorum. Saat daha çok erken, bize yardımcı olan bulutlar güneşi bizden gizleyerek işimizi kolaylaştırıyor. Nihayet Ulupınar kontrol noktasına ulaşıp sularımı tazeleyip yoluma devam ediyorum. Bundan sonra bol bol çıkış olacak bazen sert bazen yumuşak ama bu pek yormaz çünkü müthiş manzara eşliğinde ormanın içinde koşuyoruz. Bazen geniş yollar bazen ağaçların içinde daracık patikalar birbiriyle yarışır gibi bize olağanüstü manzaralar sunuyor.

33503341_1549290991848383_1416552816347971584_n
F: goshots.net

Beycik kontrol noktasına ulaşınca biraz soda biraz kola içip zirveye doğru yoluma devam ediyorum. 1800 m’ ye kadar ormanın içinde koşup sonradan artık dünden tanıdığım yollar. Tahtalı Dağ zirvesine doğru bizi götüren çırılçıplak çarşak dolu bir yol. Bu tırmanışta kendimi çok güçlü hissedip zirveye 4 saat 33 dakikada ulaştım. Sularımı tazeleyip ve iyice beslenip inişe geçtim. Güneş yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Paldır küldür inerken hızımı kesmemeye çalıştım, böylece ayaklarım da tüm taşlara takılmış oldu. İnişin ilk bölümü baya sertti, çarşaklarla birbirimize doyamadık :). Çarşaklarla vedalaşıp patikalara merhaba dedikten sonra stabilize yola kavuştuk. Koşabildiğin kadar koş diyeceksin ama nerede. İrtifa azaldı sıcak da arttı. Güneş ise bulutları kovalayıp bizi kızartmaya çalışıyordu. Müthiş keyifli bir çıkıştan sonra benim için en zor bölüm başladı. Yavaş yavaş hayatımı sorgulamaya başlıyordum ama henüz tam anlamıyla değil. Çukuryayla kontrol noktasına vardığımda baya iyiydim kola ve soda içtikten sonra kendimi toparlayıp iyice hızlandım. Geniş yolda koşup göl tarafından gitmeye çalışıyordum. Yaylakuzdere kontrol noktasına yaklaşık 2 km gelmeden önce her yarışta olan geleneksel iç konuşmam artık tam gazıyla devam ediyordu: “Ben neden koşuyorum, hayatımın anlamı ne, ben kimim ve neredeyim?”. Hava o kadar ısındı ki bir mataranın kalan suyunu enseme ve sırtıma döküp (nasıl olsa istasyona kadar çok az kaldı) bandanamı ıslatıp yüzümü sildim. Aslında fiziksel olarak müthiş hissediyordum kendimi, kaslarımda en ufak ağrı bile yoktu ama bu sefer sıcak hava biraz etkiledi. Yaylakuzdere kontrol noktasına vardıktan sonra gönüllü arkadaşlar bana: “Buraya çok iyi geldiniz, çok iyisiniz” bana  diyerek moral vermeye çalıştı. Beslenip ve sularımı tazeleyip neredeyse tamamen çeşmeye girdim. Biraz serinledim, kol bileğimdeki bandanamı iyice ıslattıktan sonra yanıma bir parça ekmek ve peynir aldım ve zorla yedim. Buradan sonra hafif çıkış başlar, geçen gün VK’ ya giderken yolda kısa mola verdik, yine o koltuğu ve o dut ağacını gördüm. İkisi bana o kadar çekici geldi ki anlatmak ne mümkün. Ne bacaklarımı ne de midemi riske atamadım. Koltuğa otursam bir daha kalkmak ne mümkün, dut yesem midem beğenir mi beğenmez mi bu da ayrı bir soru işareti. Yarışın en zorlandığım noktası buydu galiba, bacaklarım gitmek istiyor ama beynim sıcaktan durdu sanki. Bir süre kendimi sopa ile koşturdum (temsili 🙂 ). Dünkü VK’ nın startına ulaşınca (aynı yerden geçiyorduk) yeniden doğdum. Beynimdeki yorgunluk kapanıp yerine yarışa yeni başlamış gibi ferahlık geldi. Tanıdığım yerlerden geçip manzaraların keyfini çıkarıyordum. Bu zorlu çıkışı yeniden yaşıyorum ama ondan keyif alıyordum ve kendimi tekrar çok güçlü hissetmeye başladım. O kadar mutlu oldum ki sanki birkaç dakika önce sürünen ben değildim. Yörük yolları, incecik ve belli olmayan patikalar bazen hiç patika olmayan kozalak dolu yerler, kalan son kilometrelere ne kadar çok manzara ve ne o kadar duygu sığınmış. İçim gülüyordu ve yazacağım raporun ismini kesinlikle biliyordum: “Yeniden doğmak”. Her şeyim bittiğini düşününce bitmiyor işte ve ben bitti diyene kadar da bitmez. İnsan bitti diyene kadar bitmez, mücadele ettiği sürece her şey devam eder, bedenimiz ve ruhumuz yaşamaya devam eder. İnsan beyni ve bedeni o kadar güçlü ve o kadar potansiyele sahip ki, yeter ki durma ve yoluna devam et, ister hızlı ister yavaş ister koşarak ister sürünerek ama devam et. Söylediklerim sadece yarışta değil hayatta da öyle. Bu yarışta çok net anladım ki: “Yeter artık” deyince iş bitmiyor ama sadece yeniden başlıyor. Tıpkı bu yarışta olduğu gibi öldüğümü sanıp en beklemediğim anda yeniden doğmuş oldum. Bu kadar filozofiye dalarak önümde dalı görmeyip çok fena bir şekilde takıldım, kolumda hala hatıra var :). Mataralarımı tamamen doldurmama rağmen suyum bitmeye başladı. Son jelimi son suyumla içtiğimde finişe kadar yaklaşık 3 km vardı. Yolda birkaç yerde su vardı, içip içmeyeceğime emin olamadım ama yine de azıcık içip bandanamı ıslattım.  Finişe çok ama çok az kaldı, ormanın derinliklerinin içinde bitiş noktasını tespit etmeye çalışıyordum ama nafile. Her şey gibi bu yarışın da bitişi olacağını düşünerek gireceğim denizi hayal ederek ormanın içinde kendimi dört bacaklı bir hayvan hissediyordum (batonlarla beraber 4 ayak yapar). Batonlar çıkışlar ve inişlerde bana çok iyi dost oldular. Nihayet teleferiğin alt istasyonu uzaklarda görüldü ve o an benden daha mutlusu yoktu. Birkaç yüz metre koşarak beynim nirvanaya ben ise finiş çizgisine ulaştım.

33401178_1548323741945108_585210249225437184_n
F: goshots.net
33535099_1548329391944543_990471543525998592_n
F: goshots.net

Neyi daha iyi yapabilirdim?

  1. Kesinlikle iniş konusunda kendimi daha çok geliştirmem lazım.
  2. Bu kadar sıcak havada 1 litre su yetmiyor bana, gözönünde bulundurarak 1.5 litre su almak benim için daha mantıklı.

Ne için aferini hakettim?

  1. Yarış süresince beslenme konusunda kendimi iyice geliştirdim ve artık açlık duygusu yaşamıyorum.
  2. Tırmanışlarda kendimi gerçekten güçlü hissetmeye başladım, darısı inişlerin başına.
  3. Kol bileğime bandanamı sarmayı unutmadım, yol boyunca terden silmekten başka sürekli ıslatıp serinlemek için müthiş bir çare.

6 km + 60 km (5000 m yükseklik kazanımı) iki gün üst üste koşma konusuna gelince: Avantajlı taraf daha güçlü, bu parkurda ilk kez koştuğum için zirve çıkışı ve 60 km’ nin son bölümünün bir kısmın bir gün önce görmüş oldum, beni neyin beklediğini biliyordum. VK’ sonrası hiç kas ağrısı olmamasına rağmen azıcık yorgunluk vardı. VK’ yı koşmasaydım 60 km daha iyi koşar mıydım açıkçası bilmiyorum zaten elimden geleni yaptığımı sanıyorum. Ha şöyle, ertesi gün 60 km koşmayacak olsaydım VK’ da belki azıcık daha kasardım.  Ama ikisini koştuğum için kesinlikle pişman değilim. İkisi muazzam ve koşulacak parkurlar. Belki de 6 km + 27 km kombinasyonu daha insaflı olabilir ve seneye onu yaparım.

Parkurlara ve organizasyona gelince; kesinlikle görmeye ve koşulmaya / tırmanmaya değer bir parkur. Buraya daha önce gelmediğim için gerçekten pişmanım. Parkura çok emek harcandı, organizasyonun ellerine sağlık, bize de koşup parkurun hakkını vermek kaldı. Polat Dede’ ye, Savaş Gündüz’ e, Zeynep Dede’ ye, Ayla Coşkun Gündüz’ e ve tüm Rossist Event Ekibine sonsuz teşekkürler. Gönüllüler de harika, istasyonlarda yardımlarından tut, motivasyon verene kadar hepsi muazzamdı. Ölçüm yapan Argeus Ekibine, harika fotoğraflarımızı çeken goshots.net Ekibine emeği geçen tüm sponsorlara çok teşekkürler. Söylemeden olmaz, konakladığımız Almira Bungalows ailesine kocaman teşekkürler, evde gibi hissettirip hiç ayrılmak istemediğim bir yer oldu. Keşke daha fazla kalabilseydik düşüncesiyle ayrıldık. Çıralı öyle bir yer ki bir kere gittin kalbinin bir yerinde sürekli kendini hissettiriyor.

Beslenme:

Yol boyunca IRONDEER jelleri ve izotonik; hurma; istasyonlarda peynir, zeytin, ekmek, portakal, muz, soda ve cola. Böyle sıcak bir havada soda hayatımı kurtardı.

Kullandığım COLUMBIA MONTRAIL ürünleri: 

CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA; CALDORADO II AYAKKABI; BOYUNLUK; TITAN ULTRA SLEEVELESS ATLET; TITAN ULTRA PERFORMANS ŞORTU; TITAN ULTRA KISA KOLLU TİŞÖRT; TITAN LITE WINDBREAKER II RÜZGARLIK.

Kullandığım baton: Leki Micro Trail Pro

33509567_1548310921946390_261455507078774784_n (1)
F: goshots.net
33502383_1548314325279383_1153651923925073920_n (1)
F: goshots.net

7. Finiş ya da çini koleksiyonu nasıl yapılır

Orhangazi Ultra Maratonu 90 km

İznik… Akşam saatlerinde semaverden çay içerken ve İznik Gölü’ nün muazzam manzarası eşliğinde gün batımını izlerken neden buraya 7. kez geldiğimi anlıyorum. Elbette her sene severek koştuğum yarışın yanında İznik’ in ve gölün huzur verici hissi.

inspiredbyrun markamın kuruluşundan beri her yarışta beni standımda görebilirsiniz. Bu da bana çok iyi bir avantaj sağlıyor, gün boyunca çalıştıktan sonra akşam odaya kadar sürünerek yarış heyecanı değil de çuval gibi yatar ve sabaha kadar aralıksız uyurum. 🙂

IMG_0716
inspiredbyrun halleri. Resimde iki tane Elena bulun 😉

Yarıştan önce en sevdiğim karanlıkta değil aydınlıkta uyanmak. Gölün benzersiz gün doğuşuna uyanıp hazırlıklarıma başladım. Yarış öncesi rutinleri tamamladıktan sonra transferle Orhangazi’ ye doğru yola konulduk, saat 09:00′ a yaklaşıyordu ve yarış başlamak üzereydi.

c7ce89f0-d54b-463b-9470-28a89e1eab59
Son müzik ayarları 🙂 Bundan sonra tüm fotoğraflar aksiyonfotograflari.com

Son 3 sene İznik’ te koşarken farklı farklı aksilikleri ve maceraları yaşadım (hepsi tamamen benden kaynaklı. Raporlarım: Hayat Gökkuşağı ve Uludağ Küçük Zirvesi’ nde başlayan İznik’ te biten ultra maraton). Öncekilerde ya demirim düştü ya ayağım burkuldu ya sinirim sıkıştı, aksi gibi neredeyse tüm parkuru sürünerek yürüyordum, bu sene artık kararlıydım: “Yeter artık ya, şeytanın bacağını kıracağım ve bu parkuru ya koşacağım ya koşacağım, başka seçenek yok!” Kendime bir hedef koydum: Güneşi batırmadan bitiş çizgisine ulaşmak ve yarışı 10,5 saatin altında bitirmek.

Start alanında arkadaşlarımla sohbet ederken yarışın nasıl başladığını anlamadık. Kulağımda çalan çılgın çıstak şarkıların eşliğinde macera başladı. Neredeyse yarışın ilk 19 km’ si parkur dümdüzdü. Başlangıçta biraz asfalt, sonrası keyifli göl kenarı (en sevdiğim) ve gölgeli zeytinlikler.

716e9254-f9c5-41ca-b8bb-2e53d2a3c7cf
Beslenmeyi atlamıyoruz! 😉

Parlak güneşin altında hava çok güzeldi, baya sıcak bir gün bizi bekliyordu. Yarışın başlangıcından beri beslenmeye ve su alımına çok dikkat ettim ve yarış boyunca ne enerji düşüşü ne de çökme yaşadım.

Elbette geleneksel Sölöz Dere geçişi İznik’ in olmazsa olmazlarındandır. Bu geçişi sadece 2014 yılında atlattım o zaman maraton mesafesini koşup buralara kadar yolum düşmedi. Yoksa 2012 yılında beri bu dereyi hep saat yönünde geçmişliğim var. Bazen atlayarak ve koşarak bazen de sürünerek. Bu sefer güzel bir karenin peşindeydim, fotoğraf çeken arkadaşı görünce doğrudan sulara daldım.

f4455258-d06f-4945-a88b-b372d382aded
Su bizim herşeyimiz 🙂

Sonraki bölümde biraz çamur vardı ama bu sene en kuru parkurlardan biriydi kesin. Hele ilk kez İznik’ te koştuysanız o çamur banyolarını unutmak ne mümkün! 😉

Sölöz kontrol noktası sonrası artık tırmanma zamanı geldi, sularımı tazeleyip, jellerin ambalajlarını çöpe atıp yoluma devam ettim. Neredeyse tüm tepeleri sabit bir tempo ile koşmaya çalıştım. Yükseldikçe gölün benzersiz manzara ve güzelliği gözlerimi kamaştırıyordu. Masmavi göl, capcanlı yeşillik, neşeli sarı çiçekler ve gülen papatyalar. Benim için bu seneki İznik renkleri…

e8360484-d431-41ce-87be-d77ebecf3026

Her çıkışın inişi olduğu gibi bir sonraki kontrol noktasına (Narlıca) koşarak indim. Geleneksel çöp atma ve su doldurma etkinliklerinden sonra hemen yarışıma devam ettim. Uzaklaşınca aklıma geldi: “Hani burada tuzlu bir şey yiyecektim” ama artık geç oldu, hurmaya ve jellere kaldım.

b715b74e-a650-4f2e-af3f-d36d4c8eec76
Ayaklarımın yerden kesildiği doğrudur 🙂

Bundan sonra en sevdiğim “roller coaster” bölümü başlıyordu, zeytinlikler içinde eğlenceli koşu. Hele bizler o patikalardan kayarak akarken ve ağaçların arkasından pat diye çıkıp inerken yerel insanların bakışları vardı! 🙂 Gölgelerin içinde serin, dar ve güzel patikalar. Ne kadar güzel olsa da bir süre sonra insan geniş yola kavuşunca seviniyor, hem de Müşküle Köyü’ ne varmak üzereysen.

01573def-6931-49df-8fa7-ba16a72b2533
Yola kavuşma sevinci 🙂

Ve nihayet Müşküle Köyü. İki sene önce buralara acayip aç bir şekilde ulaştım. Yarıştan önce ayağımı çok fena bir şekilde burktuğum için patika kısım çok uzun olmamasına rağmen benim için saatlerce sürdü ve yolda feci bir şekilde acıktım. Tanrı da çok iyi bir teyzeyi karşıma çıkarttı o da bana pişi ikram etti, unutmak ne mümkün! Bu sefer de senelerce olduğu gibi Müşküle sokakları – mutluluk ve huzur karesi: Sokaklarda örgü ören kadınlar alkışıyor ve biri diyor ki: “Koşma kızım”. Doğru ya, ne koşuyorum ki. Zaten buradaki kontrol noktasından sonra “neden koşuyorum” sorgulama bölümü başladı benim için. Aslında bu sorgulama bölümü neredeyse her yarışta olur da fakat farklı mesafelere denk gelir. Bu sefer uzun yokuşa ve yarışın ikinci yarısına denk geldi. Ne yalan söyleyeyim bu kısımda biraz sıkıldım. Ama yolda gördüğüm koşan arkadaşlar bu yolu renklendirdiler ve zevk kattılar, bir sürü insan görüp sohbet ettik. İşin en önemli kısmı nihayet 3 senenin ardından bu bölümün neredeyse tamamını koşabildim.

ae31ab24-ea29-42dd-9d30-0d14f27bf044
Evet, bakalım istasyona kadar kaç kilometre kaldı!? 🙂

Kontrol noktasına (Süleymaniye) ulaşınca nihayet tuzlu bir şey yemek aklıma geldi. Peynir, ekmek, zeytin biraz kola ve yolda protein barın yarısını yemeye çalışırken yoluma devam ettim. Ne de olsa biraz tırmanış sonra da yokuş aşağıya ve düzlük kalıyordu. Buradan sonra nedense balon gibi şiştim. Ya çok hızlı yediğim için ya da çok fazla sıvı tükettiğim için. En çok su içtiğim yarışlardan biriydi. Aklıma Ultra Pirineu yarışı geldi, 110 km koşarken kaç kilo kavun yediğimin farkında değildim, koştuktan sonra finişte bile kendimi kavunu yerken buldum o kadar güzeldi. Tabii ki sonuç olarak bibendum gibi oldum. 🙂 Biraz uzaklara gittim galiba, şimdi İspanya’ dan İznik’ e geri dönelim.    Ertesi günün stant işlerini düşünerek bu bölüm de bitti. Son kontrol noktasına (Derbent) varınca biraz çorba ve kola içtikten sonra artık finişin kokusunu alıp hemen istasyondan ayrıldım. Yolda protein barın ikinci yarısını yemeye çalışırken pek başarılı olamadım. Ben itiyorum o da geri çıkıyor. “Neyse” dedim “Gayet tokum fazla zorlamanın anlamı yok”. Buradan sonra artık çok kısa çıkış ve sert iniş olacaktı.

5457e290-1a94-4487-a1d5-a8b9c34f6b1f

Burada iyice hızlandım, hani gün batmadan önce finişe ulaşmam lazımdı. Upuzun inişten sonra düz yola kavuşma mutluluğu.

bbdd4c71-0447-407c-a277-e8b9e2e3ad14
Eller havaya, finişe az kaldı 🙂

Finişe kadar sadece 6 km kaldı ama geride kalan 80 km.nin bedeliydi. Sonsuza kadar süren dakikalardan sonra gönüllülerden biri müjde verdi, son 1 km kaldı.

b1c227f9-043d-4fd8-b773-39a91e870231
Ne?! Sadece 1 km mı kaldı? 😉

Son metrelerin unutulmaz anları…

73df0cf9-b29f-468d-8d72-7be3aa100852
Neredeyse bitti!

Finişe gelmeden önce koşan arkadaşların, çocukların ve yerel halkın desteği müthişti ve unutulmaz anlardan biri.

0824dc3a-96df-457f-90e0-9cfb03136d23
Mutlu son 🙂

Ve hedef tuttu: 10:12:00

Yarış boyunca “hayatımın sorgulaması” bölümüne geçmediğim için yarış benim için çok güzel ve eğlenceli geçti demek ki. 🙂 Her zamanki gibi yarış öncesi yaptığım ve benimle finişe ulaşan tırnak desenlerim bozulmadı. 😉

IMG_0772
Fotoğraf: Ersavaş Güdül
dacca7c5-b9db-4988-a37c-c15aa0040cd3
Tebrikler! 🙂

Organizasyon her zamanki gibi mükemmeldi ama bu sefer apayrı bir samimiyet vardı, kendimi evimde gibi hissettim. Gönüllüler ve destekçiler müthişti. Kontrol noktalarında destek inanılmazdı, su doldurmadan tut çantamın arka cebinden bir şeyler çıkarmaya yardım etmelerine kadar. Manevi destekten zaten bahsetmiyorum, olağanüstü ve harikaydı.

Müthiş fotoğraflar: aksiyonfotograflari.com

Beslenme:

Yol boyunca IRONDEER jelleri ve izotonik; bir adet protein bar; hurma; istasyonlarda peynir, zeytin, ekmek, çorba, portakal, muz ve cola.

Kullandığım COLUMBIA MONTRAIL ürünleri: 

CALDORADO 7L RUNNING ÇANTA; CALDORADO II AYAKKABI; BOYUNLUK; TITAN ULTRA SLEEVELESS ATLET; TITAN ULTRA PERFORMANS ŞORTU; TITAN LITE WINDBREAKER II RÜZGARLIK.

thumbnail_IMG_0917
İznik Ultra çini koleksiyonuma gel! 🙂