Mutluluğun, acının ve dostluğun 9050 dk’ sı

Tırman, in, dua et, ye, uyu ve 9050 dakika süresince tekrarla… 

İlk kez raporumda ön sözümü ben yazmayacağım onu Alper’ e bırakıyorum. PTL ekip işi, O olmasaydı bu raporumu şimdi okuyor olmayacaktınız:

“PTL: Bir yaşam gibi, başladı ve bitti, ancak etkileri devam ediyor. İlk gün bırakmak istesek de deneyimli bir sporcunun mesajı ile irkildik: “This is PTL!” Ne demek mi? “Bile bile geldiniz ve o bitiş çizgisi görülecek” ya da “zaten başka ne için buradasınız?” Elbette koskoca bir hafta, durmaksızın devam eden bir mücadele, uyurken bile işleyen bir zaman, hayatınızdan çalınan zamanlar bütünü gibi görünse de sonrasında kendinize yaşam boyu unutulmayacak muhteşem bir armağan! Zaman bu kadar mı değerli ve de yıllar boyunca yaptıklarınızla sınanıyorsunuz. Başarı paha biçilemez ve üstelik bitişte verilen “bitiriş yeleği” nin bize kalmadığını (Kesin bilgi: Adres teyit edildi, yakında gönderecekler) öğrendiğimiz halde hala anlayışla karşılayıp yaşadığımız her anın tadını çıkarmamız gibi, bir daha gider miyim(z) bilmiyorum ancak (ilk günkü kadar) pişman değilim hiçbir zaman. Dağlara giderken az çok nelerle karşılaşacağımı biliyordum ancak bu kadarı da fazla dediğim çok an oldu, koşmayı unutun: Tırman, ye, iç, uyu, uyanık kal, uyan, uyu, yine devam et… YETER Kİ İSTE: THIS IS PTL!” (ALPER DALKILIÇ)

PTL – Petite Trotte à Léon (289.3 km, + 25379 m) Mont Blanc çevresinde Fransa, İtalya ve İsviçre’ nin eşsiz patikalarında geçen müthiş bir takım macerası. İşaretler, ara sıra patika bile olmayan rotada, takım arkadaşları hariç en sadık dostun GPS cihazı ve kol saati oluyor. Hah bir de ne olur ne olmaz cebinde onlarca sayfaya sığan parkur haritası. Gece gündüz olağanüstü ve nefes kesen manzaralar eşliğinde, ömür boyu unutulmayacak bir yolculuk.

Screen Shot 2019-09-08 at 10.55.53

PTL videolarını birkaç sene önce izlemeye başladım, hep hayalimdi ama kayalık ve uçurum görüntülerine gelince hevesim hemen kesiliyordu. Yükseklik korkusu olanlar beni çok iyi anlar. 2016 yılında Uludağ küçük zirvesinde kaza geçirdikten sonra bu korkum daha da büyüdü. Bir gün yükseklik korkumu ve PTL hayalimi tartıya koyduğumda PTL daha ağır bastı ve 2018 yılının sonunda tamamen saplantı haline geldi. Kendime söz verdim; eğer PTL’ e katılma şansım olursa hemen oryantiringe başlayacağım (harita bilgim sıfırdı ve arazide kendimi güvenli bir şekilde hissetmek için kendime bu şartı koydum). Hatta sonradan kararımı değiştirip ve Evren’ e ciddiyetimi göstermek için daha PTL kayıtları açılmadan ISTANBUL5DAYS yarışına katılarak oryantiringe başlıyorum. Hedef peşinde ormanda koştururken bu işe bayılıyorum ve neredeyse kışın tüm antrenmanlarım (intervaller hariç) haritayla geçiyor. Sabit Hedef Ligi ve İOG iyi ki varsınız ♥!

PTL kayıtları açıldığında baştan bu etaba katılmamız biraz zor görünüyor ondan dolayı UTMB  (100 mil) etabını 4. kez koşmaya karar veriyorum, ama yine de umut ışığı kalbimin dibinde hala direniyor. 100 mil 35 saatin altında koşma planları kurarken PTL hayalinin gerçek olabileceğinin haberi tertemiz gökyüzünün ortasında gökgürültüsü gibi pat diye ortaya çıkıyor. Bu süreçte COLUMBIA TÜRKİYE‘ nın desteği ve güveni anlatılmazdı. Hayalimize ortak olup sanırım ki kendimden bize daha çok inandılar ve güvendiler. İleriye bakacak olursak, her sefer vazgeçmek ve bırakmak istediğimizde bu güven ve destek bizi müthiş bir şekilde finişe doğru itti.

Maceraya sayılı günler kalırken PTL rotası açıklandı, rotalar detaylı incelendi,  saatlerimize ve GPS cihazlarımıza yüklendi. 3 parçadan oluşan ana rota ve hava şartlarına göre değişiklik ihtimali olan parkurun 11 tane yedek rotası (hava kötüye dönerse çok riskli bölgelerin yedek rotaları). Zorunlu malzemelerie krampon ve kask eklendi. PTL’ e 10 gün kala haritaya bakarken nihayet işin ciddiyetine ve gerçek boyutlarının farkına vardım. İşte kedinin başına ne gelirse meraktan gelirmiş.

Chamonix’ ye varışımız, malzeme hazırlığı, teknik toplantı derken yarışın sabahında hala çantanın neresine neleri koyacağımı çözmeye çalışıyordum aynı zamanda upuzun  neredeyse bir metrelik bageti kesip içine Fransız peynirlerini ve salamlarını yerleştiriyordum. Organizasyon tarafından dağ evlerinde kullanmak üzere kişi başı 4 adet yemek fişi verildi ayrıca 82. ve 206. kilometrelerde istasyonlar olacaktı, orada hem beslenebileceğiz hem de yedek çantalarımıza ulaşabileceğiz. Rotanın zorluğunu göz önünde bulundurarak yanımızda hem bol yemek hem de yeterli para bulundurduk. Dinlenmenin yanında en kritik nokta beslenmedir. PTL için tek bir stratejimiz vardı: Zaman sınırlarına yakalanmadan, iyi bir şekilde beslenerek ve olabildiği kadar yeterince dinlenerek güvenli bir şekilde 152 saat 30 dakika içinde parkuru sağlıklı bir şekilde tamamlamak. Riskli ve tehlikeli yerlerde geçeceğimiz için bilincimizin yerinde olup dinç olmamız lazımdı. Tabii ki müthiş manzaraların keyfini çıkararak, dağları keşfederek kendimi daha yakından tanımak, onun için buradayım.

26.08.2019 saat 08:00′ de Chamonix’ in kalbinde buraya Pazar günü tekrar ulaşmak üzere start takından geçiyoruz. O sabah başlangıç çizgisinde bizi uğurlayan dostlarımızı görmek paha biçilemezdi.

IMG_0058.jpg

Birkaç kilometre keyfli bir şekilde müthiş alkış ve destek eşliğinde neredeyse düzde koşuyoruz. İlerideki süreçte bu düzlükleri daha çok arayacağız.

52308508

İlk sert çıkışımız Cabane des Rognes (17.58 km, + 2012 m, irtifa: 2731 m).

52309100

Zincirlere tutunarak merdivenlerden yukarıya çıkarken, bacaklarım ne zaman titremeye başlarsa burada kendi isteğimle bulunduğumu ara sıra kendime hatırlatıyorum.

IMG_9614

Hava baya sıcak, inişte dağ nehirinden buz gibi su dolduruyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Bir ara takip cihazımıza mesaj geliyor, panikle bakıp sadece test amaçlı gönderildiğini anlıyoruz, hatta ileride bir görevli bu mesaja cevap verip vermediğimizi soracak. Şansa bırakmıyorlar, telefon çekmediği yerde sadece bu cihaz hayatı kurtabilir: Rota değişikliğinde ya da acil durumlarda olmasa olmazlarından (neyse ki kullanmaya hiç gerek kalmadı).

Çıkışlardan birinde otel odasında hazırladığım sandviçleri yiyoruz, güneşin altında zaten tost gibi olmuşlar, nefis! Dağ evlerinin birinden geçerken bir sürü sporcu yemyeşil çimlerin üzerinde keyif yapıyor. Birer soğuk kola ve soda alıp tırmanışa geçiyoruz. Yolda biraz frambuaz yiyoruz, aklıma Elevit Yaylası ve geçen sene orada yediğim meyveler geliyor, Karadeniz’ e gidip hemen kendime geliyorum, Alp Dağları’ ndayım ve katedecek daha yaklaşık 260 km var.  İlk gün günbatımı yaklaşıyor, güneşi ton balıklı sandviçi yiyerek ve kahveyi içerek uğurluyoruz. Alper, kahve alırken yanımdaki sporcu bana su ikram ediyor, meğerse PTL’ e 10. kez katılıyor, hemen su içiyorum, bana da onun şansı bulaşsın.

Önümüzde çok sağlam bir tırmanış var.   Yeryüzü kapkara bir yorganla örtünürken, çoğu insan yatmaya hazırlanırken fenerlerimizi çıkararak ve kaskımızı takarak hiç bir rota olmayan kayaların üzerinde tırmanmaya başlıyoruz. Çevremizde sadece devasa dağlar ve yıldızlar gibi parlayan alın fenerleri var. Çıkışın ne kadar sürdüğünün farkında değildim, tepede görevli arkadaşı görmek beni çok mutlu etti. İzleceğimiz rotayı anlattıktan sonra bizi uğurladı. Kayalara tutunarak Col Enclave‘ ye ulaştık (44.85 km, + 4655 m, irtifa: 2671 m). Her zirveye çıktığımda buraya kadar gidebildiğim için hem Evren’ e hem de dağlara teşekkür ediyordum, korkumla her barıştığım an mutluluktan zirvenin her taşını öpesim geliyor. İnerken karşımıza ters yöne giden birkaç sporcu çıkıyor, karanlıkta rotadan biraz sapmışlar, hep beraber büyük bir grup şeklinde  Refuge des Mottets‘ e ulaşıp (52 km) yemeğimizi yedik ve bir saat uyuduk. Buradan sonra günün en zor saatleri başlıyor, gece günle birleştiği an. Sabaha doğru gizemli sis, alın fenerinin ışığında bir ayrı görünüyor, gerçek olmayan gezegende, gerçek olmayan insanlar, gerçek olmayanlar anlar yaşıyorlar gibi. Gün doğmadan biri yavaş yavaş gece örtüsünü kaldırıyor ve ardından güneşin doğuşu. Dağın en sert ve en güzel o kadar da korkutucu görünüşü. Sanki hatırlatır gibi: “Benimle yarışma ve inatlaşma, beni yenmeyi ve delmeye çalışma, kaybeden sen olacaksın. Bana saygı duy ve tüm güzelliklerin senin olacak”.

IMG_9616

Dağın inanılmaz soğuk bir güzelliği vardı hele o tepeleri güneş al rengine boyarken. Isınmak için biraz yemek yedik ve yeni güne merhaba dedik. Dimdik tepelerin birinde yürümeye çalışırken yaşlı çimlerde kaymaya başladım, göz kırpmadan kendimi aşağıya kayarken buldum, kalkmaya çalıştığımda tutunamadım ve daha da beter kaydım. O tırmanış gerçekten bir acayipti. Hepimiz dik duvarın üzerinde tutunmaya çalışan örümcekler gibiydik. O tepeyi çıkarken vakit bir lastik gibi uzadıkça uzadı ama inişi görünce benim için yarışın bittiğini düşünmeye başladım. “Ayağın kayarsa kendini ışık hızıyla aşağıya doğru uçarken görürsün” adlı çalışma. Yaşlı, taşlı, kaygan üçlüsü kafamda döndürürken Alper’ in yardımıyla nihayet ayaklarım sağlam bir yere bastı ve iniş başladı. Alper’ e ölmek istemediğimi ve bu maceraya kesinlikle devam etmeyeceğime dair söylenmeye başladım. Rusça deriz ki “Korkunun gözleri kocamanmış”, işte tam ben.

IMG_5846

Bu tepede ilk kez Sebastien’ i gördük (yukarıdaki fotoğrafı da kendisi çekti).

İnişte yollarımız yine 10. PTL’ ini koşan sporcuyla kesişti ve bazı yerlerin tehlikesinden bahsedince, kendisi: “THIS IS PTL!” dedi (artık bizim mottomuz oldu) “Sen daha Fully sonrasını gör” noktayı koyup bizden uzaklaştı.

PTL’ de hiçbir şeye şaşırmayacaksın, ne  dimdik inişlere ne de dimdik çıkışlara, hiçbir şeye, burada olman her türlü zorluğu kabul etmen ve gözünde büyütmemen demek, aynı zamanda her şeyi göze alman demek, gerçekten her şeyi – bu bir PTL ve onun ruhu, ister kabul et ya da etme, şikayet et ya da etme ama durum bu ve böyle, sen ne desen de söylenmenin anlamı da yok zaten, şikayetlerin ve boşluğa söylenen lafların, dağların hiç umrunda değil. Buradasın, dağlardasın takım arkadaşın, başka takımlar, Evren ve Tanrın senin yardımcıların olsun.

İlk istasyona yaklaşırken PTL’ i bitiremeyeceğimi düşündüm hatta adım gibi emindim.  (İlk gün bitmeyecek gibiydi, günler sonra birlikte hareket edeceğimiz ekipten Damien’ in eşi bankta oturmuş onları bekler ve kitap okurken doğru yolda olup olmadığımızı sormuşuz. Günler sonrasında son 80 km kala bu gerçeği öğreniyoruz. Alper) Yüzde yüz değil yüzde bin emindim, hayatımda bu kadar hiçbir şeyden emin olamadım bu ana kadar. Olayların “nasıl bilurduk” dönmesine istemiyordum, kafam garip bir şekilde çalışmaya başladı, Alper duymadı da kendi kendimle konuşup kendime, anneme, Evren’ e ve Tanrı’ ya acayip sözler vermeye başladım. Hatta istasyona yaklaşınca biri benimle Rusça konuşmayı başladı, hanımefendi: “Bu sene tek koşan Rus sizsiniz, bitirmeniz lazım”. Ben ise: “Keşke ben de burada olmasaymışım hem de bitirmeye hiç niyetim yok!” yapıştırdım gitti. Ne kadar yorgun olsam da tanımadığım birinin moral vermesi güzeldi, kendisine koskoca teşekkürlerimle… Gündüz sularında vardığımız Morgex (82 km) bizi müthiş sıcakla karşıladı. Yemek yiyip ve duş yapıp iki saat uyumaya karar verdik. “Gündüz geceden daha akıllı” deniyor bizim oralarda (yani her kararın uyuduktan sonra verilmesi gerekir anlamında) ama bizim gece gündüze karıştı artık. Uykuya dalmadan önce kafamdaki düşünceler: “1. Sen buraya gelmek için insanları o kadar uğraştırdın, hemen pes edecek misin? 2. Antrenmanını yaptın hepsi çöpe mi gidecek? 3. Otelin rezervasyonu Pazar günü başlıyor, uçağın ise Salı günü, ne yapacaksın? 4. Herkes sana ne olduğunu soracak, hazır mısın? – tartının bir tarafında  hepsi bunlar diğer taraf ise acayip bir yüksek korku ve müthiş bitkinlik. Uyandıktan sonra annemi arayıp ağlamaya başladım (ne kadar kötü hissedersem hissedeyim ama önceden hiç yapmadığım bir şey). Annem de yapıştırdı: “Yüksekten korkuyorsan ne işin var orada koyun (ben yani)?” Kadın haklı, ne diyeceğimi bulamadım ama bir daha “asla” sının sözünü bir daha verdim. İşte tartı sallandı, sallandı ve PTL tarafı yine ağır bastı. Alperle karar veriyoruz korkudan bayılana kadar yolumuza devam, edebildiğim kadarıyla devam, en az diyebileyim ki elimden geleni yaptım. Özellikle bu an anladığım: “Durumu ve oyunun kurallarını kabul ettikten sonra ve korkunla barıştıktan sonra özellikle BU başarının anahtarı olduğunun farkına varıyorsun.” Artık “burada ne işim var” saçmalıkları Morgex’ te bırakarak yeni bir BEN ile tanışma zamanı geldi. Korku dolu ama korkusuz Elena. 🙂  

Hava kapanıyor ve yağmurun serinletici damlaları yüzümüze vuruyor, etrafımızda neredeyse kimse yok. Tepelerin birinde rota ile ilgili kararsızlık yaşıyoruz, bir sağ bir sola giden var, birkaç kişi olarak haritalarımıza bakarak soldan devam etmeye karar veriyoruz. Gece saatlerinde Rifugio Fallere ulaşıyoruz, müthiş İtalyan yemekleri yiyip uyumayı planlıyoruz ve masada uyuyarak yatak sıramızı bekliyoruz. Bu dağ evinin yataklarını unutmak mümkün değil. Birer espresso içip buz gibi sabaha merhaba diyoruz.   Güneşin ilk ışığıyla tırmanışa başlıyoruz ve benim için yeni bir sınav, zincirli çıkış ve dağ geçişi. Bu sefer kendimi daha güçlü hissettim. Mont Fallere (107 km, irtifa: 3090 m).

IMG_0067

Buradan sonra hava baya bozmaya başladı, şiddetli yağmur peşimizi inişe kadar bırakmadı. Hava düzelince oturup beslendik ve yine çıkışa geçtik. Zaten ya çıkıyoruz ya iniyoruz, “Düz ise bu PTL değilmiş!” onu çok net anladık.

Akşamüstü Tor des Geants‘ ten tanıdığımız Rifugio Champillon‘ a ulaştık (131 km). yemeğimizi yiyip ve dinlenip yeni bir geceye çıkacaktık. Artık her dağ evinde rutin olan:  Çantanın eşyalarını yoklama, geceye ya da güne hazırlık, aletlerin şarj işlemleri, dişlerin fırçalanması, yüzüme krem sürme ve çıkmadan önce kahvemizle güne ya da geceye merhaba denmesi. Yolda sürekli kesiştiğimiz ve ara sıra lafladığımız Fransız takım vardı, hep beraber yola devam etmeye karar veriyoruz. Sebastien ve Damien PTL’ e ikinci kez katılıyordu. 131. km’ den başlayan yardımlaşma ve dosluğumuzun unutulmaz hikayesi… (İlk katıldıkları sene rastladıkları Columbia Montrail takımından bahsetmişlerdi, buzulu hep birlikte geçmeye karar veriyoruz. Alper)

İnişten sonra en sert ve zorlu tırmanışlardan birine başlıyoruz, müthiş ve kafeinle çözemediğimiz uyku çökünce  beş dakika kilisede uyuyoruz. Geçen sene Karadeniz’ de karanlığa kaldığımızda yaylaların birinde camide uyumuşluğumuz vardı. (Palovit’ te önce bir kahvede ağırlanmış, sonrasında oralı bir ailenin evinde yemek yiyip camide kalmıştık. Alper) Gecenin geç ya da sabahın erken saatlerinde Col de By‘ a tırmanıyoruz (145.55 km, + 13461 m, irtifa: 3186 m).

IMG_5939

Hava buz gibi, yolumuzda olan Rifugio Amiante‘ ye uğrayıp kahve içmeyi planlarken sıcacık çorba yiyoruz (çorbayı beklerken yine de uyuyoruz).

IMG_5943

PTL’ in en önemli kuralı: Yemek yemiyorsan uyu, uyumuyorsan yürü, yürüyemiyorsan yiyip uyu. 🙂

IMG_5946.JPG

Sıcacık dağ evinden ayrılma kararı hayatımın en zor kararlarında biri. Biraz yürüdükten sonra kramponlarımızı takıp buzula geçiyoruz. Birkaç kilometre kar ve buz üzerinde ilerleyeceğiz. Çatlaklar olduğu için özellikle şeritlerin olduğu bölgelerden devam etmemiz lazım. Belli noktalarda emniyet kemeri kullanıyoruz. Buzulun gündüz halini görünce iyi ki gece geçtiğimiz için şükrettim. Sonsuz gece sabaha dönüştü, kayaların üzerinde dans ederken güneşin doğuşunu izliyoruz.

IMG_5950

Biraz dolandıktan sonra Cabane Chanrion‘ a ulaşıyoruz (154 km). Her dağ evinde  her zamanki rutinlerimizi uyguladık. Artık İsviçre topraklarındaydık ve taksimetre Frank üzerinden işlemeye başladı.

IMG_5988

PTL’ nin en enteresan özelliklerinden biri mesafeleri kaç saatte katedeceksin hiç belli olmuyor. Mesela 20 km 6 – 7 saat sürebilir, bu yine de iyi, saatlerce süren bir – iki kilometrelik çıkış ve inişlerimiz vardı.

Hava iyice ısındı, karşımıza çıkan  bir çıkıştan önce artık alışkanlık haline gelen ton balığı yiyip 5 dakika uyuduk. Böyle bir sıcakta buz gibi çeşme suyu ve yaban mersini ilaç gibi geldi. Bu sene meşhur Champex Lac turtasını yemek kısmet olmadı ama çalıdan tazesini gömdüm. Teknik bir inişten sonra harika bir manzara ve Cabane Louvie (174 km) bizi bekliyordu.

IMG_6044

Tüm yemek fişlerimiz artık bitti, Pazartesi çıktığımız yolculuk Perşembe gününe kadar uzadı, yumuşak eller cebe. Ama kesinlikle değdi, burada yediğimiz çikolatalı kek en az PTL kadar unutulmazdı. Boş yatakları zorla bulup bir saat uyuduk. Mesafe arttıkça her geldiğimiz dağ evinde boş yatak bulmak daha da zorlaşıyordu. O da ayakta kalma mücadelesinin bir parçasıdır, ne de olsa: THIS IS PTL. Bir de böyle bir şey var, burada sürekli aç olup uykun geliyor, o nasıl bir iş anlayamadım. Çıkmadan önce yine ton balığa kaldık üzerine kahve de mis geldi. Yeni bir geceye merhaba dedikten sonra müthiş dörtlü olarak yolumuza koyulduk, yolda kayaların üzerinde birkaç dakika uyuduk. Karanlıkta ilerlerken pek bir şey göremedik ta ki bu yaratıklarla göz göze gelene kadar.

IMG_6072

Yolun ortasında hem de sürü şeklinde bir sola bir sağa giderken zorla geçtik. Saatin akışından hiç haberdar değildik, bir ara müthiş uykumuz geldi. Sabah saatleri yaklaşıyordu, yavaş yavaş çiğ düşmeye başladı ve manzara muhteşemdi. Dağın sırtında ilerliyorduk, üzerinde inanılmaz çok yaban mersini olup yaprakları ve meyveleri kocaman yaş boncuklar ile örtülüyordu, fener ışığında büyülü bir görüntü vardı. PTL esnasında genelde romantik anlar pek uzun sürmez, bu da geleneği bozmadı. Böyle bir inişe geçtik ki… Nereye ineceğini, neye tutunacağını bilmiyorsun. Belki daha önce de olmuş olabilir ama bana göre özellikle bu an Sebastien yüksekten ne kadar korktuğumu anladı. Kendisi önümde, arkamda ise Damien ve Alper ilerliyorduk bu şekilde kendimi güvende hissediyordum.

Popom üzerinde inmeye çalışırken aklıma geldi acaba buradan yürüyerek ya da koşarak inen var mıydı? Hiç patika olmayan yerde gece tamamen GPS’ lerimize güvenerek inmeye çalışıyorduk. Bir ara koskoca taşın üzerinde otururken ayaklarımın altında kasabanın birinin ışıkları serildi. Kapkaranlıkta uçurumda bu görüntüye büyülendim nedense hiç korkmuyordum ne de olsa yanımda üç delikanlı var, düşecek olsam da ille biri tutar paçamdan. Özellikle bu inişte sürekli aklıma gelen: “48 saatten az tanıdığım insanlar nasıl o kadar yardımcı olabilir ki, aklım almıyordu.” Mantıklı bir açıklama bulamayınca annemin duaları (o korkunç konuşmadan sonra) ve Mimişkanın (Minik + Mişka) enerjisi ortak çalışma olarak bana Sebastien adlı meleği gönderdiler, biri kızsız diğerleri ise annesiz kalmak istemiyorlardı doğal olarak.

Olağanüstü Mont Blanc manzarası eşliğinde sabahladık. İniş ve kısa çıkıştan sonra bir tepe daha gördüm. Seb’ e: “Oraya da çıkacak mıyız?” diye sorunca “Çok istersen çık”  diyerek gülerek cevap verdi,  meğerse oraya çıkmayacaktık, onun şerefine 5 dakika uyuduk.

IMG_9634

Fully (206 km) ve ikinci istasyona yaklaşık 10 km kaldı, inerken Seb koskoca bir dağ gösterdi, oraya Fully’ den sonra çıkacaktık. “Var mısın?” diye sordu, “Tabii ki varım!” bu saatten sonra artık ikinci seçeneğimin olmadığının farkındaydım. İnerken geyikleri gördük, nasıl hızlı aşağıya iniyorlardı, keşke biz de böyle inişlerde bastırabilseydik. Hayaller ayrı ama gerçekler apayrıydı, seke seke yokuş aşağıya devam. Yükseklerden sonra sauna sıcaklığında Fully ile yüzleştik. İnerken takım arkadaşlarımla (evet biz bir takım olduk artık) ne kadar dinleneceğimize karar verdik. İstasyona vardığımızda yarışın en büyük sürprizlerinden biri bizi bekliyordu: Deniz ve Banu, bize destekleri de unutulmazdı. (Deniz ve Banu inanılmazlardı, bira isteğimi kırmadılar ve de beraberinde onlarca dondurma ile geldiler. Bizi bırakın kimi gördüyseler donduma ikram ettiler, bizden önce Serkan ve Sertan Girgin’ i de karşılamışlar, iyi ki varsınız dostlar. 🙂 Ayrıca bu istasyona gelmeden önce bizi Damien’ in eşi ve annesi karşılamıştı.  Alper)

d1091912-fff5-4842-b6dc-1fc325fbbb06

Dizlerim feci bir şekilde ağrıyordu, nasıl devam edeceğime dair hiç bilgim yoktu. Hemen soğutucu sprey ve buz buldular ayrıca hem bize hem de orada olan koşuculara o sıcakta müthiş gelen dondurma ısmarladılar, iyi ki varlar ♥!

Duş, yemek ve hazırlıklar derken iki saat uyuyacaktık ama ayak ve diz acısından bir saat sonra uyandım. Uyduğumuz yer de apayrıydı, nükleer savaşa karşı sığınakmış ve İsviçre’ de işyerlerinde zorunluymuş. (Uyuduğumuz alan mutfak yanında aktif olmayan bir soğuk hava deposu gibi bir yerdi, hava kalitesi muhteşemdi, öyle bir uyumuşum ki uyandığımda nerede uyandığımı anlamakta zorlandım. Alper

IMG_0103

Alper’ den daha erken uyanıp parmaklarıma bakım yapacaktım. Kalktığımda Seb de uyanıktı ve zaten hazırlıklara başlamış oldu. Tırmanış ve inişlerde ne kadar başarılıysa ayak bantlama tekniklerinde de o kadar uzman. 🙂 (Özel, önemli eşyalar yanında su geçirmesini istemediğiniz malzemeler için IKEA muhteşem kilitli poşetler sunuyor, kesinlikle reklam değil, naçizane öneri. Alper)

IMG_9654

İstasyon resmen savaş alanına döndü. Kimileri uyuyor, kimileri hazırlanıyor. Çantamızı toparlayıp ve nefis makarnayı yiyip yola koyulduk.

IMG_E6088

Müthiş bir tırmanış ve iniş bizi bekliyordu. Ama Seb’ in söylediklerine göre dünkü inişlere göre daha kötü değildi en az (bu da tatlı yalanlarından biriydi). Manzara muhteşemdi ama. (Önceki senelerde bu rotanın bir kısmını gördüğünü söyledi ve de bize de inanmak durumundaydı, gerçekler öyle değildi evet. 🙂 Alper)

IMG_0109.JPG

Yükselirken sıcaklık düşmeye başladı, ayrıca hava yavaş yavaş kararıyordu.

IMG_9694.JPG

Grand Chavalardo‘ ya çıkmadan önce kasklarımızı taktık, inişte ise kramponları. Artık geleneksel hale dönüşen en tehlikeli çıkış ve inişlerimiz kapkaranlıkta gerçekleşiyordu. Etrafımda kayalar, uçurum, yaşlı çarşak zemin ama Allahtan ip vardı. Seb aşağıya inip beni bekliyordu, sonradan Alper ve Damien geliyorlardı.

IMG_9713

Birkaç hafta önce buralarda ip de yokmuş ipsiz nasıl inilir düşüncesi bile korkunçtu.

IMG_0112

İnişin ne kadar sürdüğünün farkında değildim, kendime: “Daha pis iniş artık olamaz” dedim. Meğerse beterin beteri varmış ama bu gerçeği birkaç saat sonra anlayacağım. İnişten sonra Cabane Fenestral‘ de (218 km) 40 dakika uyuduktan sonra tırmanışa başladık, ama ne uykum geldi anlatamam. Ta Dent de Morcles‘ e (2969 m) ulaşana kadar, hava buz gibiydi. Burada beklemek zorunda kaldık, kaya düşme tehlikesi olduğu için her takım 10 dakika arayla iniyordu. Seb’ e sorum buydu: “Beraber iniyoruz de mi?” PTL’ in en maceralı inişi başladı. İnişe geçmek için önceden ikiye ayrılmış kaya bloğunun içinden geçmek gerekir, orada sıkışmaz mıyım? Neyse oradan kurtuldum da inişi görünce yukarıya tırmanasım geldi. Seb ile elele, yavaş yavaş inmeye başladık. PTL’ in en acayip gecelerinden biri, vakit durdu sanki. Korkum o kadar boyuta geçti ki artık korkmuyormuş gibiydim. Seb’ in kaskının arkasında bir pony görseli vardı, gitmeden önce kızı kaskına yapıştırdı: “Aşağıya değil pony’ e bak” dedi. Yanımızdan şakalaşarak birkaç Fransız geçti. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladı, yerlerden birinde rotadan pek emin olamadık her yerde kaya vardı, nereye gideceğimize şaşırdık, zaten birkaç kişi yönü arıyorlardı. Seb bakınmaya gitti ben ise kayaların birinde oturup hayatımın anlamına varmaya çalışıyordum.

IMG_6208

Sonra Alper’ i ve Damien’ i beklerken babaları (Dağlarda, rota üzerinde taşlar ile yapılan işaretleme, baba konusunu konuşurken İtalyan kadınlardan kurulu ekip pastadan bahsetmeye başladı, herkes başka alemdeydi. Alper) yaptık başka kimse yolunu kaybetmesin diye. Hayatımın en acayip  gecesi oldu. Duygularımı tarif etmek mümkün değil. Buz gibi soğuk, kabus gibi korkunç ve o kadar da güzel ve unutulmaz. Bu kadar farklı duyguları bir arada yaşamak ne kadar imkansız olsa da onların karışımı sabahın ilk ışıklarında kalbimde muhteşem ve büyülü bir iz bıraktı.

IMG_9766

İniş esnasında 4 kişilik ekibimize 3 İtalyan katıldı ve baya kalabalık bir şekilde yolumuza devam ettik.

IMG_20190831_071739

Çok yorucu bir gece ardından epey acıktık ve en yakın dağ evine ulaşmak için can atıyorduk. Çok zorlu bir etaptı ve vaktimiz iyice daraldı, zaman sınırlarına (cut off) iyice yaklaşmış olduk, ondan dolayı dinlenme yalan oldu, bir şeyler atıştırıp yolumuza devam edecektik. Cabane de la Tourche‘ ye (226 km) vardıktan sonra müthiş yemekler yedik. Aynı zamanda burada hayatımın en pahalı suda çözünür kahvesini içtim, yanılmıyorsam 3 Euro idi.

IMG_20190831_085959

Buradan sonra müthiş bir iniş, bu kadar da harika bir çıkış bizi bekliyordu. Yükseklerde geçirilen buz gibi geceden sonra neredeyse 0 m irtifaya inmek bize ne kadar sıcak geldiyse artık neredeyse eridim, kasabaya indiğimizde kola ve dondurma müthiş geldi. Sıcaktan eriyen asfaltta yürüdükten sonra nihayet ormana girip tırmanışa başladık. Öğleden sonra hepimize müthiş uyku bastı, yolda bir ev gördük, bahçesinde dinlenmek için kendimize 15 dakika izin verdik.

Cabane de Salanfe‘ ye (247 km) kadar yol bitmek bilmiyordu ama nihayet göl göründü.

IMG_6237

Dağ evine girer girmez hemen yemek sipariş edip strateji yaptık. Chamonix’ e kadar yaklaşık 43 km ve son gecemiz kaldı. PTL’ de her tırmanış ve her iniş bir sürprizdir, vaktimiz daralıyordu ondan dolayı bir saat uyuyup kendimizi geceye atmaya hazırlandık. Uykum çok huzursuzdu, artık gerçek mi ve rüya mı ayıramaz oldum. Ekip son gecenin macerasına hazırdı, zaman sınırından 50 dakika önce çıktık ve finişe ulaşmak için elimizden ve ayaklarımızdan geleni yapacaktık. Müthiş bir motivasyonla çıkıp: “Finişe kadar son 42 – 41 – 40 km’ miz kaldı” sayarak herkesi sinir ettiğimden fark edip susmaya karar verdim. Nasıl gaza geldiysem ilk inişte kayaların üzerinde yuvarlanıp su geçirmez pantolonumu yırttım, dizim kan içindeydi ama pek umrumda değildi. Alper aklıma önceki geceyi aklıma getirdi: “Milletin pantolonu poposundan yırtıldı diye dalga geçen sen değil miydin?” diye sordu. Günahımı kabul ediyorum ama kimin aklı kaldı ki?

Biz ilerlerken yan vadide inanılmaz fırtına kopuyordu, şimşekler ve müthiş gök gürültüsü. UTMB koşan arkadaşlar o gece fırtınaya yakalandı ama biz kıl payı ile paçamızı kurtardık.

İki tepeyi aşıp asfalt yola geldiğimizde hepimiz birden bir garip olduk, kafalarımız gitti. Tünelin birinde oturup ve termal battaniyeye sarılıp 15 dakika uyumaya karar verdik. Yola tekrar koyulduğumda kafam hala gidikti. Nedense bu yarışı bitiremeyeceğime emin oldum hatta raporumun başlığını düşünmeye başladım: “PTL’ in son kilometrelerinde nasıl zaman sınırlarına takılınır?” ya da “Son kilometreler ile mücadele ve yenik düşme hikayesi” diye saçmalarken bir ara Alper ile de kavga etmeyi başardık. Kendisi Damien’ e kavganın nedenini açıklamaya çalışırken ben ise aynı zamanda Seb ile sevdiğimiz müzik üzerinde sohbet ediyordum. Acil bir şekilde toparlanmamız gerekiyordu. Acayip bir tırmanışa başladık, çıkarken sarı, inerken de kırmızı boyaları takip etmemiz gerekiyordu ya da tersine, solda taşlar sağda karlar. Bir şeyler yemeye karar verdik, Seb’ e bir jel uzattım ve aksiyon filmlerinde olduğu gibi: “Seb is back” diyerek yolumuza devam ettik. Enerjimiz nasıl geldiyse hızlı bir şekilde inişe geçtik. Aslında çok dikti ve çok taşlıydı ama bir hafta kork kork nereye kadar, ben bile korkmaktan sıkıldım sonuna doğru. Kayarak ve dengede durarak kendimi aşağıda buldum, hatta Alper inene kadar 5 dakika uyumayı becerdim. Artık son dağ evinin silüetleri göründü. Chalets de Loriaz (268 km). 

IMG_6260.JPG

Ne aralar Fransa’ ya geri döndük, zaten ülke geçişlerini telefon mesajlarından anlıyorduk. (Fransa’ da başladığımız yarış sonrasında İtalya, sonra İsviçre en son tekrar Fransa’ dayız. Telefonumuzda her daim ülkeye hoş geldiniz mesajları görünüyordu bir hafta içinde. Alper)

Çorba içtikten sonra uyku pazarlığına başladık, Chamonix’ e kadar sadece 20 km kaldığını ama ortalama 6 – 7 saat süreceğini öğrendikten sonra, heyet kararıyla 30 dakika uyabileceğimizi düşündük. Kimse uyuyakalmasın diye sandalye üzerinde, termal battaniye ile uyudum ki en son uyanan ben oldum. Hareket zamanı geldi, bayramlıklarımı giydikten sonra finişe varmaya hazırdım.

IMG_6262

Biraz yorgunluk ve müthiş heyecan, hep beraber…

Gecenin huzursuzluğumdan (oku huysuzluğumdan) ve korkularımdan eser bile kalmadı. Onun için ekipten ayrı bir özür diledim. En zor günler yaşadığımda her geceden sonra bir güneş doğacak, bunu kendime ısrarla hatırlatacağım. Hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlamam lazım ne kadar zor olsa da, bazen umutsuzluğa kapıldığımda bileğime bakmam lazım, PTL bilekliği ve dördümüz için tasarladığım özel PTL eseri, ne kadar karanlığın içinde olsam da üstesinden geleceğimi her daim hatırlamam lazım, ne de olsa hem PTL, kendi isteğim hem de yaşadığım her neyse istediğim ve layık olduğum.

“THIS IS PTL” dedik ya, demek ki son 10 km içinde demir merdivenlerden de tırmanacaksın.

IMG_6285.JPG

Chamonix’ e iniş, bu yoldan 4. kez inmiş oldum, 3 kere UTMB ve 1 kere PTL. Son kilometrelerde Seb ve Damien ile ayrıldık, meğerse hiç yorulmamış olup son kilometrelerde UTMB koşanlar ile azıcık yarışacaklardı (parkurlarımız kesişiyordu). İnmeden önce UTMB’ nin son kontrol noktasını görüp bu istasyondan faydalanabilir miyiz diye görevli arkadaşa sordum, onay aldıktan sonra biraz kola içip finişe kadar yolumuza koyulduk. Chamonix’ ye inince bu haftanın kahramanları olarak karşılandık, tanımadığımız insanları bizi öpüp sarılıyordu, finişe doğru dostlarımızın desteği de unutulmazdı. Tam hayal ettiğim gibi bir finiş oldu, unutulmaz ve muhteşem.

52272591

Çok büyük bir hayaldi ve gerçek oldu.

PHOTO-2019-09-01-23-49-13.JPG

İki kişi olarak katıldık ama ekibimiz 4 kişiydi. Bu yarışta en büyük kazancımız Sebastien ve Damien ile dostluğumuz oldu.

2523d65b-b316-4d59-945e-5b776d450aad

THIS IS PTL…

03fe4510-11e8-4b3a-b312-01902b35576b

Kendimi bildim bileli hep koşarak kendimden ve sorunlarımdan kaçmaya çalışıyordum ve bu işi başarıyordum. Mesafeler, sorunlar mı büyüdükçe uzamaya başladı ya da mesafe uzayınca sorunlar büyüyordu. PTL esnasında kendimden ve her şeyden ne kadar uzaklaşmaya çalıştıysam da yaşadıklarım ve çözmem gereken sorunlarım hep yanımdaydı bir saniye bile olsa yanımdan ayrılmadılar. Özellikle orada anladım ki  (nihayet) kaçmak bir çare değil, ne kadar uzak ya da ne kadar uzun koşsam da ergeç bir gün durup kendimle yüzleşmek zorunda kalacağım. Kaçmaya çalışırken yüzleşme en beklemediğin anda yakalar, o zaman artık kaçamayıp çözmek zorunda kalırsın.

PTL koskoca bir hayattı, bir yandan anlıyorsun sonsuza kadar devam etmeyeceğini finişe yaklaşırken seviniyorsun, diğer taraftan çok üzülüyorsun, yolun sonuna geldiğin için.

PTL’ den aldığım 2 önemli ders var: 1. Dostluğun dili ve milliyeti yoktur, Sebastien ve Damien ile dostluğumuz PTL’ in en büyük kazancı oldu benim için; 2. Koşmak tüm sorunları çözmez onlar her daim yanında gelir ve sadece örtmeye yardımcı olur. Hah bir de elbette ne kadar cesur olduğumu bir kez daha kendime hatırlatmış oldum. 😉

Hayatımın yarışını koşmaya imkan verdikleri için COLUMBIA TÜRKİYE‘ ye ne kadar teşekkür etsem az, bu şans için minnettarım. En zor anlarda sırf bu motivasyon bizi finişe kadar götürdü.

Her an doğru rotayı takip etmeyi sağlayan GARMIN TÜRKİYE‘ ye kocaman teşekkürler.

Yanımızda olan ve bir hafta boyunca bizi takip eden sevgili dostlarımız iyi ki varsınız. Kaç ay geçti hala insanlarla karşılaşınca: “Sizi takip ettik, çok heyecan vericiydi” size tekrar bu heyecan yaşatalım, ne dersiniz? 😉

En sık sorulan soru: “Kaç saat uyudunuz?” Cevap ise: “Yaklaşık 15 saat” 🙂

EKİPMAN:

COLUMBIA SPORTSWEAR / COLUMBIA MONTRAIL

Ayakkabı: Montrail Caldorado Outdry

GARMIN

Kol saati: Garmin Fenix 5X / GPS: eTrex 20X

LEDLENSER

Alın feneri: Ledlenser NEO 6R, Ledlenser H7R.2

Fotoğraflar: Alper Dalkılıç, Damien Deville, Ersavaş Gudul, Elena Polyakova, Sebastien Trublin, UTMB.

3ef5bc2a-0c5f-40ab-a659-cdd25215ea43

PTL 2019 Resmi video

 

“Koşunuzu nasıl alırdınız?” ya da “başarılı bir yarış için benim altın kurallarım”

Cappadocia Medium Trail

Her zaman Kapadokya’ ya geldiğimde duyguların gökkuşağını yaşıyorum. Her daim aklım  beni ta 2014 yılına götürüyor, Cappadocia Ultra – Trail yarışının ilkine. Serkan ve Sertan Girgin‘ den yarış haberi, mesafe seçimi, hazırlıkları ve yepyeni bir yarışın anlatılmaz heyecanı.  Ekim ayının hafif yağmurlu bir günüydü ve bizler yaklaşık 100 kişi başlangıç çizgisinde yeni maceraya atılmak için sabırsızlanıyorduk. Macera dolu saatler ve 110 km’ nin genel klasman birinciliği. O unutulmaz andan sonra 4 sene geçti, her sene unutulmaz tecrübeler yaşandı ve 4 yarış raporu yazıldı. Çok farklı anlar yaşandı, bazen ağlamak bazen gülmek istediğim dakikalar oldu ancak değişmeyen tek şey vardı – sonbaharın Kapadokya gizemi, bu Kapadokya benim ve sadece bana ait: Akşamları kömür kokulu, mağara otellerin huzur ve sakinliği, ayakların altındaki rengarenk yapraklar ve kırmızı sonbahar elmaları, havada uçuşan örümcek ağları ve Kapadokya şarabı gibi sarhoş eden o unutulmaz özel Kapadokya havası, ballı yerfıstığı ve kış çayı, yemyeşil ama tatlı mandalinalar ve her bir mucize bekler gibi içimdeki çocuğu uyandıran masalsal benim Kapadokyam. Peki sizin Kapadokyanız nasıl acaba?

Perşembe günü akşam saatlerinde otobüsten inince yine, yeni, yineden müthiş bir heyecan içimi sardı. Vakit akıp geçti ve bu sene bu topraklarda 5. kez koşacağım. Yine her metresini bildiğim ve sevdiğim sokaklar ve o unutulmaz kömür kokulu Kapadokya. Yazarken bile kömürün kokusu burnumda. Duygusal bölüm böylece bitti, şimdi teknik bilgilerin zamanıdır.

YARIŞA HAZIRLIK

2 Ekim tarihinde yarışa katılmaya karar verip 4 Ekim’ de mesafeyi seçip antrenmanlara başlıyoruz. Antrenmanlara başlıyoruz derken aslında antrenmanları hiç kesmedik ve sene boyunca koskoca bir iş yapıldı, bu yarışa özel antrenman sürecinden bahsediyorum. Geçmişe dönersek UTMB sonrası ilk hafta hastalık dolayısıyla mecburen dinlenme, Kaçkar Ultra haftası parkur işaretleme ve toparlama derken mesafe 90 km.yi buldu. Sonraki hafta toparlanma ve hafif koşular ile 60 km. Eylül ayının son haftası hafif koşular (38 km) ve evde bisiklet. Aslında Ekim’ in ilk haftası da hafif koşular, bisikletle, esneme ve kısacık intervaller ile geçecekti ama yarışa gitme kararı alınca programımız tamamen değişti ve keyif antrenmanlarının yerine sağlam intervaller ve haftanın uzunu geldi. Öylece Ekim’ in ilk haftasını 56 km, ikinci haftasını ise 69 km ile kapattık. Kapadokya’ dan bir hafta önce Geyik Koşuları 14 km muhteşem silkelenme oldu. Yarış haftası ise bisiklet ve kısa toparlanma koşusu.

YARIŞ ÖNCESİ

Cuma günü boyunca inspiredbyrun standımda çalıştığım için geç saatlerde yarış kitimi alıp ve yemeği yiyip hemen dinlenmeye geçtim. Odamda acele etmeden kıyafetlerimi hazırlayıp yarış boyunca tüm kullanacak cihazlarımı şarja taktım (alın feneri, telefon, saat ve MP3 çalar). Saat 22:00 sularında yatıp 05:30′ da uyanıp hemen kahvaltıya geçtim.

YARIŞ

Bana sorarsanız benim için başarılı yarışın sırrı – plana göre doğru nabızla gitmek, planlı bir şekilde beslenmek ve kafamı rahat tutmak. Elbette yarışa göre gerekli antrenmanlar yapıldı şartıyla. Benim için yarışın en önemli kuralları:

  1. Ne olursa olsun tüm dertlerimi unutup tamamen yarışa odaklanmak. Hiç fark etmiyor antrenman, eğlence ya da hedef yarışı ama başlangıç çizgisine tamamen yarışa odaklı çıkmam lazım. Yarış öncesi dönemi stressiz geçirmek şarttır.
  2. Yarışın ilk saatleri çok ama çok önemli. Nabzı kontrol etmek ve kontrollu şekilde ilerlemek çok önemli. Yarış heyecanında adrenalin tavan yapıyor ve kendini kontrol etmek zordur. Yıllarca saatsiz koştum ve iç hislerime güvenerek temkinli bir şekilde başlayıp yarışın sonuna doğru hızlanıyordum. Şimdi ise yarışın ilk saatlerinde kesinlikle nabzımı kontrol ederek ilerliyorum. Daha yarışın başlangıcında parkurda beni bir sürü sporcu geçti hem 63 km hem de 119 km koşan sporcular, ben ise temkinli tempomu bozmuyordum. Elbette bazen birinin peşinde takılıp bu şekilde ilerlemek istiyordum ama ileride bedelini ağır ödeyeceğimi bildiğim için kendime uygum bir tempomla yoluma devam ediyordum. İstatistiğe baktığımda 2. kontrol noktasına genel klasmanda (63 km koşanlar arasında) 79. sırasında vardığımda finişe genel klasmanda 36. ulaştım demek ki izlediğim strateji doğrudur.  Maaşını alıp ilk günlerde tüm paranızı harcadığınızı düşünün, ne olacak ya kalan günlerde parasız geçirirseniz ya da kredi çekersiniz. Vücuttaki enerjimiz de aynı, kaynaklarını akıllı bir şekilde kullanalım ki vücudumuza sonra borçlu çıkmayalım. Sonuna doğru parayı biraz biriktirelim ki finişte bol bol harcayalım. Uzun mesafelerde stabil bir tempoda gitmek benim için çok önemli, tabii ki sonuna doğru biraz kasabilirim halim kalıyorsa.
  3. Beslenme ve su tüketimi. Yarışta beslenmeme ve su tüketimime çok özen gösteririm. Mesafe ve hava sıcaklığına göre önceden beslenme ve su tüketimi planı yapıp onu sürekli kafamda tutup uyguluyorum. Ne kadar yorgun olursam olayım ama bu plana harfiyle uyuyorum.

Cappadocia Medium Trail yarışına gelince başlangıç çizgisinde beklerken müziğim, yarış – beslenme stratejim ve kafam hazırdı. Tek bir hedefim vardı – elimden geleni yapıp sağlıklı bir şekilde yarışı bitirmek.

UFUK5249
F: UFUK YARAMIŞ

Daha önce iki sefer bu mesafeyi koştum ama parkurda ufak tefek değişiklik olduğu için performan kıyaslanma pek mümkün olmayacaktı. Yarışı temkinli bir şekilde başlayıp bir baktım sporcular yanımdan basıp gidiyorlar ortada durup: “Arkadaşlar, ne aceleniz var :)” diyesim geldi ama elbette yapmadım, herkesin bildiği bir şey vardır mutlaka. 🙂

DARE3886
F: ANNA DARE

1. Kontrol noktasına (10.8 km) vardığımda sadece çöplerimi atıp yoluma devam ettim.

ONUR6832
F: ONUR ÇAM

Yarış başlamadan önce iki matara doldurdum ondan dolayı suya ihtiyacım yoktu. İstasyondan uzaklaştığımda pembe çoraplı kadın beni geçti ve hızla uzaklaştı. Tempomu bozmadan devam ettim, bu da bir irade testi, takip etmek insanın doğasında vardır kesin ve gücünü kontrol etmek bir sanattır, ne derler: Kontrolsüz güç güç değildir. Bu arada  hava tam benlikti, bulutlu ve hafif yağmurlu, ben ise kendimi kelebek kadar hafif hissettim. Uçhisar’ a gelmeden önce ta yaz ziyaretimizden kalan hatıra aklıma geldi, köşede bulunan koskoca bir kara dut ağacı, ne iştahla yemişim o dutları. Kara dut hayal ederken yarış gerçeklerine dönme zamanıydı. 2. kontrol noktasına (27.6 km) kadar hava gayet iyiydi, istasyona varınca hemen sularımı doldurdum ve biraz soda içip koşuma devam ettim.

ONUR8640
F: ONUR ÇAM

Hava ısınmaya başlayınca ben ise sürünmeye başladım ve tüm doğa kurallarına karşı kelebek tırtıla dönüştü. Her atılan adım bana daha da zor geliyordu, antrenmanlarda ve Geyik Koşuları’ nda kendimi ne kadar iyi hissedersem sanırım ki UTMB ve Kaçkar Ultra sonrası hala tam anlamıyla toparlanmamış oldum. Kendimi aynada görmedim elbette ama sanırım suratım bibendumdan farklı değildi.

ONUR8643
F: ONUR ÇAM

Fotoğraflara bakınca gayet iyi görünmeme rağmen o an hissettiklerim hiç de öyle değildi, kendimi dalgalı okyanusta sörf yapar gibi bir kötü bir iyi hissediyordum, bazen o kadar yürüyüşe geçmek istiyordum ki ama ne olursa olsun tempomu düşürmemeye çalışıyordum. Aslında bakarsan beslenme ve su tüketimi iyiydi, nabız da tam yerindeydi ama bacaklarım bir türlü gitmek istemiyordu. Hiçbir şeyi düşünmeyip tamamen müziğe odaklandım. Bir anda yanımdan kırmızı çantalı kadın geçip uçtu, arkasından bakıp kendime: “Eh, bugün gününde değilmişsin herhalde” dedim ama hızımı bozmadım, ne de olsa yolu daha yarılamadık.

1DXM0402
F: GOSHOTS.NET

 

3. kontrol noktasına (35.3 km) gelmeden hem pembe çoraplı hem de kırmızı çantalı hanımefendileri geçip istasyona hızlandım. Kendimi gayet iyi hissetmeye başladım ama her güzel şey er geç bittiği için birazdan tekrar çukura düştüm (kendimi kötü hissettim) ama ne olursa olsun tempomu düşürmemeye çalışıyordum. Kırmızı çantalı kadın beni tekrar yakaladı, ona yol verdim, hızla uzaklaştı ben ise sürünme dalgasını yakalayıp sörfe devam ediyordum. Kızılçukur Vadisi’ ne gelmeden önce tüm mataralarımı doldurmama rağmen su bitti ama bir sonraki kontrol noktasına kadar daha 3 km vardı. Dilim damağıma yapıştı ve sussuzluğumu düşünmeyip hızlı bir şekilde yoluma devam ettim. 4. kontrol noktasına (48 km) vardığımda hemen sularımı doldurup şişenin kalan kısmını kafama ve enseme döktüm, biraz canlandım. Buradan sonra çok sevdiğim bölüm başlıyordu, Akdağ çıkışı. Bu arada belli mesafeden sonra 119 km koşan Alper beni yakaladı ve enseme yapıştı, onu da ara sıra yan gözle kesiyordum. Çıkıştan sona inişe geçerek 5. kontrol noktasına (52.9 km) ulaştım. Su ve kola aldıktan sonra artık yarışın son bolümüne geçtim. Bu yol her sene “neden daha kısa parkura katılmadığımı” sorgulatıyor. Bu sefer pek sorgulatmadı çünkü baştan beri temkinli gittiğim için baya enerjim kaldı ve 119 km koşacak kadar gücüm vardı. İşte ne yapalım uzun yol şoförüyüm ben. Şunu bunu düşünerek önümde kırmızı çantalı sporcuyu gördüm, aslında geçmek niyetim yoktu ama finişe kadar artık 5-6 km kaldığı için yarış bir an önce bitsin diye iyice hızlandım ama yine de gücümü kontrol ediyordum. Artık biliyordum çok ama çok az kaldı. 38 km koşan sporcular da görünmeye başladı, herkes finiş anını iple çekiyordu. Ve nihayet Ürgüp’ e giriş. Şehre girince iyice hızlandım ve yarışın bitimine sadece 1 km kalıyordu. Güçlü bir finiş yapıp 5. kez bu yarışın bitiş çizgisinden geçmiş oldum.

_MG_2048
F: CAPPADOCIA ULTRA – TRAIL

Kendime her sene söz veriyorum bir sonraki sene en kısa mesafeyi koşacağım diye, iki kez en uzunu ve üç kere orta mesafeyi bitirdikten sonra onu da bir ara aradan çıkarmam gerekir sanırım. Seneye bakalım artık, gün doğmadan neler doğar. Her yarış bir tecrübedir ve bu sefer yeni bir ders aldım, parkurda ne olursa olsun sonuna kadar mücadele etme çabası. Bazen gününde olmayabilirsin ve yolda zihnin ne kadar seni yoruyorsa onu da yormaktansa ne yapıp edip onunla barışıp anlaşıp o günkü şartlarla en iyi şekilde yarışı bitirmek mümkündür. Her yarış bir dalgalı okyanus gibi, yarışta bir yükseliş bir düşüş yaşamak kaçınılmaz esas mesele her şey iyiyken hızlı koşmak değil her şey kötü giderken tüm iç gücümü toplayıp moralimi bozmamak ve tempoyu düşürmemektir (elbette farklı durumlar olabilir ama benimki ise sadece aşırı zihinsel ve kısmen fiziksel yorgunluktu, başka herhangi bir sıkıntım yoktu). Ben de bu işi başardığıma inanıyorum, yeter ki iste!

Her zamanki gibi Ürgüp’ te unutulmaz günler geçirdik. Tüm sevgili dostlarımızı görmek muhteşemdi. İki gün boyunca inspiredbyrun standımı ziyaret eden arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

Yarışın organizasyonu her zamanki gibi muhteşemdi. Başta Aydın Ayhan Güney ve Koray Bozunoğulları olmak üzere tüm sevgili ARGEUS Ekibi’ ne koskoca tebrikler ve teşekkürler. Tüm gönüllüler de muhteşemdi, ellerinize sağlık. Tüm sponsorlara, destekçilere, sağlık ekibine, yemek yapanlara ve tüm emeği geçenlere kocaman teşekkürler. Parkurda bizi çeken fotoğrafçı arkadaşlarımızın gözlerine, ellerine sağlık. 

Bu sefer Fresco Cave Suites‘ te kaldık, yardım ve ilgi için tüm güleryüzlü personele çok teşekkürler.

Tüm yarışmacılara çok tebrikler!

PS: Parkurda beni gören ve benimle konuşan arkadaşlarım varsa yarış boyunca müzik dinlediğim için sizi duymamış olabilirim, affola!

TEŞEKKÜRLER
Fenerler için LEDLENSER Türkiye (bu yarışta ihtiyacım olmadı ama zorunlu malzeme olarak yanımdaydı). Alper, 119 km koşarken gece etabında feneri kullandı ve inanılmaz memnun. 
Vitamin desteği için VOONKA (çok yoğun süreçte vücuda destek şarttır).
Anılarımı çekebildiğim için SONY / ActionCam Türkiye.
Sene boyunca yanımda olan COLUMBIA Türkiye Ailesi ve COLUMBIA MONTRAIL KOŞU GRUBU. 
Yarış boyunca COLUMBIA MONTRAIL BAJADA™ III  ayakkabı kullandım, Kapadokya parkuru için mükemmel bir seçim oldu benim içim. Ayakkabının rahatlığı ve zeminde tutunuşu muhteşem. Zorlu yarışlarda vazgeçilmezim oldu. UTMB 100 mil yarışında da aynı modeli kullandım.
96942_0
Ve son olarak beni çok mutlu eden bir noktayı değmek isterim. Aylarca Columbia Montrail Koşu Grubu olarak ormanda koşular düzenliyoruz. Yarıştan sonra “sizin koşularınıza gelmem çok şey öğretti ve yarış boyunca bana çok yardımcı oldu” sözlerinizi duymak paha biçilemez ve benim için en büyük ödül. İyi ki varsınız dostlar, hep beraber birbirimize destek vererek yeni zirvelere doğru durmadan devam!  
a6609814-9425-4978-aaa7-5e647189cd83
F: ONUR ÇAM
IMG_7565
GELENEKSEL DESENLERİM

Ultra – Trail du Mont – Blanc 2018

Her raporumun adı var, bu ad her zaman rastgele kuş gibi kafama çarpar ve artık çıkmaz. O ad yarışta tam hissettiklerimi anlatıyor, elbette saatlerce koşarken hissettiklerim de devamlı değişir ama yarıştan sonra özellikle o duygular içimde kalıyor. Bu raporun adı azıcık uzun olacak, yaşadıklarım da öyle çünkü.
“Uçurum kenarında dans ya da bu sefer evdeki hesap çarşıya uyacak hikayesi”
Geçen seneki yarışım planladığım gibi gitmediği için Alperle beraber finişe 43 saat 13 dk içinde ulaştık. Tam bir sene önce yoğun bir haftadan sonra uçakta giderken çok hüzünlü bir film izliyordum ve neredeyse çaresizlikten ağlayacaktım. İstediğim gibi koşmadım ve artık dönüşü yoktu. Buradasın, uçaktasın ve Alp Dağları’ na istesen de geri dönemezsin, dönersen de aynı yarışı koşamazsın ki. Seneye bekleyip ve olayları olduğu gibi kabul etmekten başka maalesef çarem yoktu. Aslında istediğim performansı sergilemediğim için değil yeterince mücadele vermediğim için üzgündüm. Hep kafamda keşkeler vardır: “Keşke dayansaydım, keşke müziği dinlemeyi deneseydim…” ve bu keşkelerin listesi bitmiyordu ama keşkelerin önüne geçemiyor maalesef insan.
27 Ağustos 2018 yılında, Cenevre uçağında yine bir taraftan hüzünlü bir taraftan da motivasyon dolu bir film izliyorum ve aklımdan geçenler: “Bu sefer ne olursa olsun sonuna kadar mücadele etmeye hazırım çünkü geçen senenin pişmanlığını  aman aman bir sefer daha almayayım”. 🙂 Aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyordu.
SOFTV3-201808291956377701298
Yarış öncesi
Chamonix’ deki günler o kadar hızlı geçti ki, yağmurlu UTMB başlangıç noktasında kendimizi nasıl bulduk biz de anlamadık. Hava yağışlı olduğu için erkenden starta gitmemeye karar verdik, geldiğimizde ortam inanılmaz kalabalıktı ve kendimizi bu kalabalığın ortasına yerleştirdik.
qSecZxEc
Fotoğraf: COLUMBIA
Her zamanki gibi yarışın unutulmaz ve benzersiz ambiyansı… Alperle de bu sefer birbirimize söz verdik, ciddi bir sorun olmadıktan sonra beraber koşmayacağız ve birbirimizi beklemeyeceğiz.
Başlangıç noktasında olunca bir tarafım olmadığı kadar heyecanlı diğer tarafım ise üzerimde koskoca bir yük kalktığını hissettim. Neredeyse Temmuz ortasından beri ufak tefek hastalıklar peşimi bırakmıyordu, ya kulak ağrısı ya soğuk algınlığı. Hepsini de neredeyse antrenmanlarımı aksatmadan başarılı bir şekilde tolere etmeyi başardım. Temmuz sonu ve Ağustos başı Kaçkar Dağları’ nda Alperle birkaç günlük müthiş manzaralı bir koşu kampı gerçekleştirdik. Hem antrenman yaptık hem de yeni rotaları keşfettik. Aylarca düzenli ve iyice programlanmış antrenman, kendimi fazla yormamak için bu sene fazla yarış koşmama çabası, dengeli beslenme ve gerekli dinlenme yine de kendimi bir uçurum kenarında dans ediyor gibi hissediyordum. “Acaba yarıştan önce ya da esnasında hasta olacak mıyım?” düşüncelerini haftalarca kafamdan atamıyordum.
Yarış sabahı annemle uzun uzun konuştuk telefonla ve bana böyle bir güzel ayar çekti ki 🙂 telefonu kapatmadan dedi: “En zor hissettiğin anda beni arayabilirsin, saat kaç olursa olsun!” Böylece başlangıç noktasında dururken ok yaydan çıktı bir kere ve geri dönüşü yok derken start verildi ve koskoca insan dalgası bizi ileriye doğru götürdü.
T4Nd2POs
Fotoğraf: COLUMBIA
Etrafımızda o kadar çok koşan vardı ki, kilometre süresince insanların desteği ve motivasyon inanılmaz. O kalabalıkta sanırım ancak 10 – 15 dk sonra koşabildim. Yarış saat 18:00′ da başladı ve ertesi sabaha kadar müzik dinlememe kararı aldım. Acele etmeden kendi tempomla gidiyordum, bir süre asfaltta koştuktan sonra stabilize yola bağlanıyoruz. Kimler beni geçiyor kimleri ben geçiyorum. Etrafımızda inanılmaz çok destekçi var herkes inanılmaz motivasyon veriyordu, zaten belli kilometreler bacaklarım değil de tüm insanların müthiş desteği beni götürdü. Tırmanışta kendimi fazla zorlamıyordum ne de olsa upuzun bir yol vardı önümde. İlk tepeyi aştıktan sonra ferahlanma zamanı geldiği gibi yağmur başladı, üzerimde zaten yağmurluğum olduğu için hızımı kesmeden inişe geçtim. Aslında inişlerde pek iyi sayılmam (2016 yılında dağlarda ayağım burkuldu, korkumu bir türlü yenemedim), ama inerken baya kişi geçebildim halbuki böyle hedefim yoktu sadece nabzıma ve tempoma göre ilerliyordum. 
Saint-Gervais (21.55 km) istasyonuna vardığımda çabucak sularımı tazeledim, matarama izotonik ekledim, biraz kolamı içip, tüm çöplerimi atıp meyve ve peynir yiyip istasyondan ayrıldım. Tam giderken aklıma geldi ki bir şey eksik. Batonlarımı su alırken kenara koyup orada bıraktım, hemen dönüp daha dikkatli olmam gerektiğini kendime bir kez daha hatırlattım. Karanlıkta ve yağmurun altında (belli bir saate kesildi gerçi) ta Courmayeur’ a kadar tüm yaşadıklarım upuzun bir olay zincirine döndü: Sonsuz çıkışlar ve inişler; yolda gördüğüm bir sürü destekçi ve onların motivasyonları, o geç saatte ne kadar çok insan evi terk etti bu yağmurlu soğuk havada tanımadığı insanlara moral ve destek vermek için; kafamdaki müthiş konsantre ve odaklılık, kendimi programlamış gibiydim; önümde ve arkamda yüzlerce kafa lamba ışığı, sonu görünmeyen parlak dere gibi görünüyordu. Gece boyunca tüm hareketlerim otomatiğe bağlandı. İstasyonda çöpleri atma, suları ve izotoniği yenileme, çorba, ekmek, makarna meyve, çikolata canım o zaman ne isterse tüketme. Özellikle gece tüm istasyonlarda (nerede bulunuyorsa) ekmekle çorba içmeye çalıştım. Kontrol noktalarından birinde zorunlu malzeme kontrol edildi (yağmurluk, telefon ve alüminyum battaniyesi).
Güneş doğuşu ile Mt – Favre’ yi (70.29 km) geçerken karşılaştık. Buradan geçen sene geçerken kar yağışından sonra müthiş manzara vardı. Bu sene çoğu karşımdaki tepe, bulutlar ve sis ile gizliydi. Buradan Courmayeur’ a kadar yaklaşık 10 km kaldı. Birkaç delikanlı ile takılarak hızlı bir şekilde aşağıya indik. Elbette şehre inmeden meşhur Courmayeur köklü tozlu inişi.
Saat 08:01′ de istasyona ulaştım: Courmayeur (79.22 km). Yedek çantamı (drop bag) aldıktan sonra koskoca bir spor salonuna girdim. Bir sürü kişinin destekçisi vardı ben ise destekçisiz ordusuna katıldım. Önceden hiç yapmadığım bir şeyi yaptım, tüm kıyafetlerimi ayakkabımı dahil değiştirdim. Kendime psikolojik bir oyun, ben buradan yarışıma başlıyorum. Protein içeceğimi içip, yemeğimi yedim. Çantama yeni jelleri koydum. Çıkarken sularımı tazeleyip elime kahve alıp ve müziği açıp istasyondan ayrıldım. 2013 ve 2017 yıllarında burada çok uykum bastığı ve sürünerek ayrıldığım Courmayuer, bu sefer bambaşka bir anlam kazandı benim için. Her şeyin başladığı ve kendimle barışma noktası, buraya kadar kendimle yarışarak değil kendimle aynı yöne hareket ederek geldim. Elbette çok yorgundum ama bitkin değildim, aklımdan: “Offf ya daha 90 km koşulacak” değil, “Ne güzel kendimi gayet dinç hissediyorum ve müzik eşliğinde yolculuğum devam edecek” geçti. Başlangıçlarında 1041 sıradayken şimdi 568 sıralardaydım. “Birazdan bir tırmanış başlayacak müzik ile tam gaz devam”! 🙂
DSC01109
Fotoğraf: Courmayeur’ dan ayrılırken
Gerçekten tam gaz oldu: Refuge Bertone (84.13 km) 518 sırada ve sonradan Refuge Bonatti (91.57 km) 510 sırada ulaştım. İnişten sonra Arnouvaz (96.67 km) istasyona ulaştım. Buradan sonra sert bir çıkış başlayacaktı ve çıktığım dağın tepesi o kadar rüzgarlı ki pantolon ve yağmurluk giyip istasyondan ayrıldım.
f5dtw7is
Fotoğraf: COLUMBIA
Bu çıkış hiç kolay olmadı, geçen senedeki sürünmelerim aklıma geldi. Ta zirveye kadar onlarla baş etmeye çalışıyordum “Düşsem de yarışı bıraksam” hep aklımdaydı. Biliyordum ki bu durum geçici ve sonsuza kadar sürmez. Tüm düşüncelerimi ve hislerimi bloke ettim. Önümde sadece bir patika ve ulaşacak bir tepe vardı – Grand Col Ferret (tam 101. 3 km). Bu kadar!
Mr6aP5eY
Fotoğraf: COLUMBIA
Havadan ve geçen binlerce kişiden dolayı iniş çok çamurluydu (CCC rotası da buradan geçti önceki gün).
y4yBhsVE
Fotoğraf: COLUMBIA
Belli bir seviye indikten sonra hava ısındı, pantolonumu çıkarıp yağmurluğu rüzgarlıkla değiştirip bir sonraki kontrol noktasına doğru hızlandım. 
evZ1wLPo
La Fouly yolcusu kalmasın 🙂 Fotoğraf: COLUMBIA
La Fouly (110.89 km) istasyonu bir ayrı severim. 5 sene önce burada yarışı bırakmayı düşünürken geçen sene burada neredeyse kendimi bıraktım (burada benim için yarış yelek koşusuna dönüştü). Bu sefer gayet iyiydim, hatta önceki senelere bakarsak çok iyiydim. Hızlı bir şekilde geleneksel istasyon işlemlerimi hallettikten sonra yoluma koyuldum. Alper ile kısa bir telefon görüşmesi yaparken, bana UTMB’ yi erkeklerde kimin kazandığını anlatırken yolumu kaçırdım iyi ki destekçilerden biri bana seslendi.
epcNsXuA
Fotoğraf: COLUMBIA
Buradan sonra geçen senelere göre daha fazla arazi eklendi, sonradan her zamanki gibi müthiş masalsa kasabaları dolaştırıldı. Yarışta değil de kendimi masalda hissettim. Sokaktaki çocuklarla çak yaptıktan sonra yoluma devam ettim. Asfalt yoldan ormanlara tekrar girerken bir bakındım ki etrafımda kimse yok. 2000 koşucu üzeri katılımı olan bir yarış için bana bu durum bir garip geldi. “Neyse” dedim “Nasıl olsa yol belli”. Çıkıştan sonra yol nihayet beni en sevdiğim yerlerinden birine götürdü Champex – Lac (124.79 km). Geçen sene burada yediğim yaban mersinli turta rüyalarıma girip UTMB’ yi koşma sebebi oldu.
Başlangıç noktasından itibaren koşma sürem 24:12:58 oldu. İşe bak, ilk erkek bitirdi, birinci kadın bitirmek üzereyken biz hala patikalardayız! 🙂 Buraya kadar iyice pis vaziyette ulaştım ama umrumda değildi. Çantam ve montum jelle yıkandı ve tüm olabilecek renkleri içeriyordu. Çöplerimden arınır arınmaz hemen yemeğe geçtim: Bol şehriyeli ekmekli çorba, makarna. Hatta gönüllü, makarnayı koyarken sos isteyip istemediğimi sordu. İstemedim. Bu seneden itibaren makarnayı yemek istersen hem tabağı hem de kaşığı taşıyacaksın (bardak zaten her zaman zorunlu malzemeydi). Elbette bardağım yanımdaydı ama kaşığımı drop bag’ de bıraktım, yarışta daha çok sıvı ile beslendiğim için ihtiyacım yoktu. Böylece sossuz makarnamı ellerimle yedim. Çorbamı içerken şehriyenin bir kısmı üzerime döküldü ama bana ne! Ve nihayet bir sene beklediğim an geldi. Bir bardak çay alıp 3 yaban mersinli turta gömdüm, tam da gönüllüler yeni koskoca bir porsiyon çıkarttığında. Bir baktım yanımda bir yarışmacı erkek bir de ona destek veren eşi (muhtemelen) bana bakıyorlar. Ben de onların gözüyle kendime bakmaya çalıştım. Sürekli yemeklere gidip dönen, leş vaziyette bir kız, çanta jel kalıntı ile süslü, göğüs numarası üzerinde yaban mersinli reçeli. Otele ulaşınca yıkanırım derken istasyondan ayrıldım.
Saat 18:35 idi ve hava soğumaya başladı, kenarda oturup pantolonumu giydim, bir jel yeme ihtiyacı duydum ve insanların alkışı eşliğinde yoluma devam ettim. Kulağımda müzik ve önümde 3 büyük tepe. Hemen söyleyeyim bu yarışta sadece aydınlıkta müzik dinledim, hava kararır kararmaz müziği kapatıp etrafımdaki doğayı dinliyordum. Tırmanışa geçerken hava açıldı ve manzaranın keyfini çıkartım. İnişe geçerken hava kararmaya başladı, tam karanlıkta kalmadan hemen alın fenerimi taktım.  Trient’ e (141.47 km) indiğimde kendimi gayet enerjik hissediyordum bu ana kadar uykum bile gelmedi. Buradan sonra çok bir sert tırmanış beni bekliyordu. Çıkarken bir yoldaş edindim ve dinamik bir şekilde tepeyi aştık. Zirvede sis vardı biraz alçalınca hava düzeldi. Nedense bu inişi geçen seneden çok iyi hatırlıyordum zemini dahil. Geçen sene aydınlıkta vardığım Vallorcine (152.43 km) bu sefer kapkara örtüsüyle saklandı, geldiğimde saat 01:00 civarindaydı. İki dakika durmadan istasyondan ayrıldım. Geçen sene gündüz geçtiğim yol bu saatte bambaşka gözümde göründü. Yolda gönüllüler arasında bizim Mehmet Kaşkır’ ı görmek bir harikaydı. Kendisinden rica ettim Alper’ e iletmesini Elena Chamonix’ e yaklaşıyor, kırmızı halı serilsin. 🙂
Finiş çok yakındı ama göründüğü kadar yakın değildi elbette, başka türlü yarış da eğlenceli olmayacaktı. Karanlıkta bir tırmanış daha başladı, sonradan zorlu arazide koskoca taşlarda yürüyerek aşağıya indirildi ve son çıkışa geçtik. Karanlıkta teleferiğin silüetlerini görünce benden daha mutlusu yoktu. Demek ki La Flégère (163.34 km) kontrol noktasına çok ama çok yaklaştık. Yaklaştık ama tırmanış yine de nefes aldırmıyor, birkaç beyle omuz omuza yola devam. İstasyondan geçtikten sonra artık son inişe geçiyoruz. Kafamda farkı farklı düşünceler ama özellikle bir tanesi  içimi ısıtıyordu, finişe (“yatağa” oku) çok ama çok yaklaştım. Köklü – taşlı iniş, Chamonix’ e girişi ve ufak şehir turundan sonra CHAMONIX FİNİSH! 170 km, 10000 m irtifa kazanımı,  35:38:55, Genel Klasman – 361, Kadınlarda – 33, Yaş Kategorisinde – 17. Mont Blanc’ ın etrafında koskoca turu. Bana 3. kez finişi görmek izni verdiğiniz için kocaman teşekkürler DAĞLAR! Bu saatler neler düşündüm, neler kafamda döndü neler hissettim ve koskoca bir hayat yaşadım. Bu yarış esnasında kendime doğru o kadar derin bir yolculuk yaptım ki kendimi resmen yeniden tanıdım. Ve o yeni tanıdığım kişi tekrar bu start çizgisinde olup kendi zirvesini zorlamak istiyor (illa 30 saate yaklaşacak ya 🙂 ). Ben de diyorum ki: “Neden olmasın?” YETER Kİ İSTE 😉
Eil4yOVQ
Fotoğraf: COLUMBIA
Peki yarış boyunca annemi aradım mı? “Hayır” En zor anı beklerken en zor anı gelmeyip pas geçti. Elbette yarış boyunca zor anlarım ve inanılmaz yorgun hissettiğim dakikalar oldu ama ben onları kendimle barışarak çözmeye çalıştım ve her daim aklıma tutuyordum ki kimsenin değil tamamen kendim yarışımı yaşayıp kendime özel yolculuğu yapıyordum.
Yarış gerçekleri. Fotoğraflar: Alper 🙂
Gelişim tablosu
Biraz koştuk 😉
DEV TEŞEKKÜRLER!
Onlar olmadan bu yarışa gelemezdim tüm COLUMBIA Türkiye Ailesi’ ne ve COLUMBIA Global Ekibine.
7/24 Bana destek veren bizim sevgili Kahveli Koşu Grubumuz, Columbia Montrail Koşu Grubu Ailesi ve beni takip eden ve bana pozitif enerjisini yollayan tüm sevgili dostlarıma.
Finiş’ te beni bekleyen Alper’ e (daha doğrusu Alper beni Chamonix girişinde bekledi), sevgili Dilem’ e ve Alp Bey’ e kocaman teşekkürler! Alp Bey ayrıca Chamonix’ ye ulaşmak üzere 35 saatlik tablosunu hazırladı onu kafamda tutup kendimi kontrol ediyordum. Yarıştan önce bana süre soruları geliyordu. 35 saati planladık ve evdeki hesap çarşıya uydu 😉 !
Beni kulak ağrısından kurtaran böylece antrenmanlarımı aksatmadan devam ettirebilen Seyit Hocama.
Yolumu aydınlatan fenerler için LEDLENSER Türkiye (kullandığım modeller: NEO6R ve H7R.2).
Vitamin desteği için VOONKA (Sambucus Nigra favorim 🙂 ).
Anılarımı çekebildiğim için SONY / ActionCam Türkiye.
Uludağ’ da beraber uzun antrenman yaptığımız Serdar Bey ve Alp Bey dostlarımıza!
♦♦♦
Kullandığım COLUMBIA ekipmanları (hepsini daha önce farklı yarışlarda kullandım ve bahsettim, burada ilk kez upuzun yarışta kullandığım malzemelerimden bahsetmek isterim):
Yağmurluk: OUTDRYEX GOLD SHELL KADIN YAĞMURLUK
Ayakkabı: BAJADA™ III KADIN AYAKKABI

 

 

Ve son olarak müzikten bahsetmek isterim, bu sefer bana eşlik eden:

Amir, Celine Dion, David Guetta, Sia, Dami Im, Indila, Ellie Goulding, Maroon 5, Maitre Gims, Clean Bandit, Jamie Woon ve Consoul Trainin.

Binlerce kişinin emeği olan benzersiz bir yarış!